500+ en iyi Zanaat görüntüsü, 2020 zanaat, tasarım evler ...

Reddit'in gençleri üniversite sonrası için planlarınız neler? Ve çoktan bu safhayı atlamış olan abiler/ablalar tavsiyeleriniz neler

Şu anda 2. kez üniversite sınavına hazırlanan biri olarak merak ettim. Gelecekte ne olmak istiyorsunuz? Nerede çalışmak istiyorsunuz? Hangi üniversiteyi düşünüyorsunuz ya da hangi üniversitedesiniz? Bölümünüz ne ya da ne olsun istiyorsunuz?
Yani genel olarak lise sonrası hayat için planlarınız neler merak ediyorum? Çoktan bu safhayı atlamış kişiler de yorumlarda tavsiyede bulunursa hoş olur diye düşündüm.
Teşekkürler.
submitted by PeiceOfGarbage to Turkey [link] [comments]

Tartışmadan Haklı Çıkma Parametreleri - #SevgililikZor Zanaat

submitted by hakanu to paylasio [link] [comments]

Keşke meslek öğreten bi lisede okusaydım

İşsiz kalma şansım olmazdı. Bok vardı illa herkes doktor olmak zorunda mı mk? Kendi işimi kurardım ne güzel patron yok bişi yok. Zanaat ile uğraşırım oh mis. Mobbing yok maaş yeterli hatta doktordan iyi kazananlar bile oluyor. Offfff amkkkkkk of
submitted by meola147 to KGBTR [link] [comments]

Esnaf kafasi reloaded

Bu iflas etmek uzere olan "Turk esnaf kafasi"dir. Oradan buradan para bulacagina, define bulacagina, yakin dostlarinin ona idare etmesi icin para verecegine, mirasa konacagina, ona borcu olanlarin biraz korkutsa borclarini odeyeceklerine bu kotu durumdan bir anda kurtuluverecegine inanir. Borclularini buna inandirmaya calisir. Artik her sey o muhtesem planlarindan birisine kalmistir. Ama olmamasi da onemli degildir. Zaten yedek planlari vardir.
Bu ulkede planlar bizi hep bir anda kurtarir. Bir anda refaha ereriz. Bu ulkede kendi emegiyle yukselme, zanaat gelistirme, teknoloji uretme, disiyle tirnagiyla kaza kaza birikim elde etme yoktur. Burada somurulecek firsatlar, soyulacak kerizler, fethedilecek mulkler, en konulacak mallar, kalacak miraslar, zaten birikmis olana el koyma vardir.
Bu ortak ruhtan, bu kafadan, bu lanetli mirastan kurtulmadikca bu ulke boyle viran kalacak.
https://t24.com.thabeiddia-karadeniz-de-sondaj-yapan-gemiye-canli-yayin-araci-goturuldu,898070
submitted by x375214 to svihs [link] [comments]

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 13

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 13
https://preview.redd.it/0kz6c67ul6p51.jpg?width=794&format=pjpg&auto=webp&s=7bc8d92d8aca416f0fcc48b7e09ab2bf8319b28d

Marksizm

7.2

Adalet her zaman insanlar arasında hüküm süren ruha bağlı olacaktır ve ruhun şu anda gerekli ve mümkün olduğunu, daimi bir şeyler elde etme konusunda bir biçim şeklinde billurlaşacağını ve geleceğe bir şey bırakmayacağını düşünen herhangi bir kişi sosyalizmin ruhunu hiç bilmiyordur. Ruh her zaman hareket etmekte ve yaratmaktadır ve yarattığı her zaman yetersiz olacaktır ve mükemmellik hiçbir zaman imge ya da fikir olması dışında bir vakıa olmayacaktır. Tek kalemde standart kurumlar yaratmayı istemek boş ve yanıltılmış bir çaba olacak, sömürü ve tefecilik için her olasılığı otomatik olarak dışarıda bırakacaktır. Zamanımız, otomatik işlev gören kurumların yaşayan ruhu ikame ettiği zaman ne ile sonuçlandığını göstermiştir. Her neslin kendi ruhuna uygun olanı cesaretle ve radikal bir biçimde sağlamasına izin verin. Daha sonraları devrimler için yine yeterli bir sebep olmalıdır ve bu devrimler, yeni ruh, kaçan ruhun rijit kalıntılarına karşı çıktığı zaman ihtiyaç haline dönüşür. Bu bakımdan özel mülkiyete karşı mücadele muhtemelen pek çok kişinin, ör. Sözde Komünistlerin, büyük ihtimalle inandığının aksine tamamen farklı sonuçlara yol açacaktır. Özel mülkiyet sahiplikle aynı şey değildir ve ben gelecekte en güzel şekilde çiçeklenen özel sahiplik, kooperatif sahipliği, topluluk sahipliği görüyorum. Sahiplik, kesinlikle sırf nesnelerin ya da en basit araçların doğrudan kullanımı olmayıp oldukça korkulan boş inanç kaynaklı her tür üretim aracıdır, ev ve toprak sahipliğidir. Bin yıllık ya da sonsuza kadar sürecek nihai hiçbir güvenlik tedbiri alınmayacak fakat büyük, kapsayıcı eşitleyiş ve iradenin yaratılması bu eşitlemeyi periyodik olarak tekrarlayacaktır.
“Sonra yedinci ayın onuncu gününde tüm toprağınızda eşitleme gününü ilan etmek için (trompet çalacaksınız?)…” Ve ellinci yılı kutsayacak ve toprağınızda oturan herkes için serbest bir yıl ilan edeceksiniz; çünkü o sizin jübile yılınızdır ve aranızdaki herkes kendi mülküne ve ailesine geri dönecektir.
“Bu herkesin kendisine ait olanı yeniden elde ettiği jübile yılıdır.”
Kulakları olan herkesin duymasına izin verin.
Trompetiniz toprağınızın her tarafından duyulsun!
Ruhun sesi, insanlar bir arada olduğu müddetçe tekrar ve tekrar çalacak olan trompettir. Adaletsizlik her zaman kendisini devam ettirmek isteyecektir ve her zaman, insanlar gerçekten var olduğu müddetçe, adaletsizliğe karşı isyan olacaktır.
Anayasa olarak isyan, kaide olarak dönüşüm ve devrim, niyet olarak ruh vasıtasıyla düzen ilk ve son kez tesis edilir; işte bu Musavari sosyal düzenin büyük ve kutsal kalbidir.
Buna yine ihtiyacımız var: ruh ile gerçekleştirilen yeni bir nizam ve dönüşüm eşyayı ve kurumları nihai bir biçim şeklinde tesis etmeyecek fakat kendisini bunların içinde sürekli iş başında ilan edecektir. Devrim toplumsal düzenimizin bir parçası olmalıdır, anayasamızın en temel kaidesine dönüşmelidir. Ruh kendisi için yeni biçimler, katı olmayan türde hareket biçimleri, özel mülkiyete dönüşmeyen, sömürü ya da kibir ile değil sadece güvence ile çalışma imkânı sağlayan sahipliği, kendinden değil ticaret ile ilişkisi bakımından değer taşıyan ve de kullanımı için koşulları içeren, günümüzde ölümsüz ve öldürücü iken süresi dolabilen ve tam da bu yüzden canlılık kazanan bir takas aracı yaratacaktır.
Ruh her zaman hareket etmekte ve yaratmaktadır ve yarattığı her zaman yetersiz olacaktır ve mükemmellik hiçbir zaman imge ya da fikir olması dışında bir vakıa olmayacaktır. Tek kalemde standart kurumlar yaratmayı istemek boş ve yanıltılmış bir çaba olacak, sömürü ve tefecilik için her olasılığı otomatik olarak dışarıda bırakacaktır.
Aramızda yaşama sahip olmak yerine ölümü pekiştirdik. Her şey bir nesneye ve objektif bir puta indirgendi. Güven ve mütekabiliyet yozlaşarak sermayeye dönüştü. Ortak çıkar devlet ile ikame edildi. Davranışımız, ilişkilerimiz esnek olmayan şartlara dönüştü ve orada burada korkunç kırılmalar ve kargaşalarla uzun zaman aşımlarından sonra bir devrim patlak vermiş, bu da dolayısıyla ölüm, yaşamadan ölen kurumlar ve katı, değiştirilemez gerçeklikler üretmiştir. Şimdi tesis edilebilecek tek ilkeyi, temel sosyalist kavrayışla örtüşen ilkeyi (bir eve, o evde çalışma ile üretilenden daha fazla olan hiç bir tüketici değeri girmemelidir çünkü insan dünyasında tek başına çalışmanın haricinde hiçbir değer yaratılmaz), ekonomimizde yerleştirerek tam iş yapalım. Kim vazgeçmek isterse ya da hiçbir şey sunmak istemezse o şekilde davranabilir, bu onun hakkıdır ve bu ekonomiyi de ilgilendirmez fakat hiç kimse koşullardan dolayı mülksüz kalmışsa hiç bir şey yapmaya zorlanmamalıdır. Yine de bu ilkenin tekrar uygulanması için araçları her yerde farklı olacaktır ve bu ilke sadece tekrar tekrar yeniden uygulandığı müddetçe yaşayacaktır.
Marksistler yeryüzünü sermayeye bir tür eklenti olarak görmüş ve bununla ne yapacağını hemen hiç bilememiştir. Gerçekte sermaye birbirinden oldukça farklı iki şeyden oluşur: birincisi, toprak ve toprağın ürünleri, parseller, binalar, makineler, aletler ki toprağın parçası olduğu için “sermaye” olarak adlandırılmaması gerekir; ikincisi insanlar arasındaki ilişki, birleştirici ruh. Para ya da takas aracı yardımıyla tüm muayyen malların uygun bir biçimde (bu durumda doğrudan diğeri için) ticaretinin yapılabildiği, doğrudan genel mallar için geleneksel bir sembolden başkaca bir şey değildir.
Bunun sermaye ile doğrudan hiç bir ilgisi yoktur. Sermaye bir takas aracı değildir ve bir sembol değil bir olasılıktır. Çalışan birinin ya da grubun özel sermayesi, muayyen bir zaman diliminde muayyen ürünler üretme olasılıklarıdır. Bunun için kullanılan maddi gerçeklikler, öncelikle, kendisinden daha fazla yeni ürünlerin işlenebileceği materyallerdir – toprak ve toprağın ürünleri -; ikincisi, çalışılan aletlerdir ( ayrıca toprağın ürünleridir); üçüncüsü, çalışma sırasında işçilerin tükettiği yaşam gereksinimleri, yine toprağın ürünleridir. Kişi sadece tek bir üründe çalıştığı müddetçe, o ürünü üretim sırasında ve üretim için ihtiyaç duyduğu ürün ile takas edemez; fakat çalışan tüm insanlar bu beklenti ve gerilim halindedir. Sermaye, şimdi, yalnızca umulan ürünün beklentisi ve peşin ödemesidir, itibar ve mütekabiliyet ile tümüyle aynıdır. Adil takas ekonomisinde iş talebi olan her şahıs ya da müşterileri olan her üretim grubu açlıkları ve elleri için maddi araçları, yeryüzünü ve yeryüzünün ürünlerini alır. Çünkü hepsinin mütekabil ihtiyaçları vardır ve her biri bir diğerine kendi beklenti ve gerilimden ortaya çıkan gerçeklikleri sağlar; böylelikle bir kez daha olasılık ve hazırlık gerçekliğe dönüşür vs. Dolayısıyla sermaye bir şey değildir; toprak ve ürünleri bir şeydir. Geleneksel görüş, şeyler dünyasının tümüyle müsaade edilemez ve etkili bir biçimde yanlış kopyası olduğu şeklindedir. Sanki tek ve sadece topraklardan oluşan dünya, bir şey olarak sermayenin dünyası olarak da vardı. Buna göre olasılık, ki sadece gerilim ilişkisidir, bir gerçekliğe dönüşür. Sadece bir tane objektif gerçeklik vardır, o da topraktır. Genellikle sermaye olarak adlandırılan geri kalan her şey ilişki, hareket, dolaşım, olasılık, gerilim, itibar ya da bizim adlandırdığımız gibi ekonomik işleviyle birleştirici ruhtur. Bu elbette sevgi ve nezaket gibi amatörce arzı endam etmeyecektir fakat Proudhon’un takas bankası olarak adlandırdığı amaca yönelik organları kullanacaktır.
İçinde bulunduğumuz zamana kapitalist çağ dediğimizde, bu ifade, birleştirici ruhun artık ekonomide hüküm sürmediği, fakat nesne-putun yani gerçekte bir şey olmayan bir şeyin hüküm sürdüğü, bazı şeylerin gerçekten bir şey olmadığı fakat hiç olduğu bir şey için yanlışlık yapıldığı anlamına gelir.
Bir şey olduğu düşünülen bu hiçbir şey, zengin adamın evine pek çok somut gerçeklik getirir, çünkü çok değerli [Geltung] olduğu düşünülen paradır [Geld]. Ve bu hiçbir şey söz konusu gerçeklikleri iktidar konumuna getirir. Hepsi de hiçbir şeyden değil topraktan ve yoksulun çalışmasından kaynaklanır. Çünkü ne zaman çalışma (iş) toprağa yaklaşmak istese ve nerede bir ürün bir emek aşamasından diğerine geçmek istese, tüketici sektörüne girebilmesinden önce, sahte sermaye kendisini tüm bu iş sürecine sokar ve küçük hizmetleri için sırf ödeme almakla kalmaz faiz de alır çünkü hareketsiz durmayı değil dolaşıma girmeyi çok ister.
Bir şey olduğu düşünülen ve birliğin kaybolan ruhunu ikame eden diğer bir hiçbir şey, yukarıda sık sık bahsedildiği üzere devlettir. İnsanlarla insanlar arasında, insanlarla toprak arasında, insanlar arasındaki hakiki bağ (karşılıklı çekim ve ilişki, özgür bir ruh) her nerede zayıflamışsa orada, bir engel, itiş, soğurma ve sıkıştırma olarak her yerde devreye girer. Hakiki karşılıklı çıkarın ve güvenin yerini alan sahte sermayenin vampir-benzeri yağma gücünü ifa edememesi, mülk sahipliğinin güç tarafından, devlet, devlet yasaları, yönetimi ve idaresi tarafından desteklenmiyor olsa bile haraç koyamaması gerçeği ile de ilgili olmalıdır. Fakat kişi hiç unutmamalıdır ki tüm bunlar – devlet, yasalar ve yöneticiler – insanlar için – yaşam ve eziyet imkânlarından yoksun oldukları ve birbirlerine şiddet uyguladıkları için – diğer bir deyişle insanlar arasındaki güç için sadece birer isimdirler.
O halde doğru sermaye tanımı verildikten sonra “sermaye” teriminin pek de doğru olmadığını bu bölümde gördük çünkü bu terim hakiki sermayeyi değil sahte sermayeyi belirtmektedir. Fakat biri insanlar için gerçek bağları çözmek, kabul edilmiş sözcükleri ilk kez kullanmak istediğinde bu hükümsüz de kılınamaz. Burada olan da budur.
Bu bakımdan işçiler hiç sermayeleri olmadıklarını anladığı zaman, düşündüklerinden çok daha farklı bir biçimde haklı olurlar. Sermayelerin sermayesinden, realite olan tek sermayeden – gerçi realite bir şey olmasa da – ruhtan yoksundurlar. Bu imkândan ve tüm yaşam önkoşulundan vazgeçirilmiş olan hepimiz gibi tüm yaşamların maddi koşulu da yani toprak da ayaklarının altından alınıp götürülmüştür.
Bu yüzden toprak ve ruh – sosyalizmin çözümüdür.
Ruh tarafından zapt edilen insanlar ilk önce toplum için ihtiyaç duydukları tek dışsal koşul olarak toprağı arayacaktır.
Sosyalizm bunun tersine çevrilmesidir. Sosyalizm yeni bir başlangıçtır. Sosyalizm doğaya geri dönüştür, ruhun yeniden bağışlanması, ilişkilerin yeniden kazanılmasıdır.
İnsanların ürünlerini dünya pazarında ve kendi ulusal ekonomilerinde takas ettiğinde toprağın da hareketli kılındığını çok iyi biliyoruz. Toprak uzun zamandır menkul kıymetler piyasasının nesnesine, kâğıda dönüştürülmüş durumdadır. İnsanların kendi dünya pazarlarında ve ulusal ekonomilerinde bir ürünü denk bir ürün ile takas edebilmeleri halinde, diğer bir deyişle daha büyük grupların kendi tüketimlerini ve olağanüstü kredilerini birleştirerek kendilerine olanak tanımaları halinde, bu kesinlikle sonuç verecektir, kendi kullanımları için kapitalist piyasaya başvurmaksızın yeni materyallerden giderek artan miktarlarda sanayi ürünü üretebileceğini de biliyoruz. Bundan sonra insanların zaman içerisinde sadece toprak ürünlerini değil artan bir şekilde toprağın kendisini satın alabilir hale geleceğini biliyoruz. Bu tür güçlü tüketici-üretici-birliklerin sadece kendi karşılıklı kredilerini değil nihayetinde kayda değer para sermayesini de kontrol edeceğini biliyoruz. Fakat insanlar sadece bununla tatmin olsaydı, nihai kararı yalnızca tehir ederlerdi. Toprak sahipleri toprakta büyüyen veya toprak altından elde edilen her şey üzerinde, tüm insanların yiyeceği ve sanayi hammaddeleri üzerinde bir tekele sahiptir. Devletin ve para-sermayenin daima genişleyen kısmının temelleri, toprağın özel sahipliği kaldırıldığında ve mütekabiliyet sosyalist sermaye biçimi olarak gösterildiğinde yıkılır. Fakat bu noktaya ulaşmadan önce tüketici-üretici-kooperatifleri tarafından kapitalist ticaret ve endüstri ne kadar yok edilirse, devlet ve para-kapitalizmi de toprak ileri gelenlerinin tarafında o kadar güçlü yer alacaktır. Arazi sahipliği sektörü kooperatiflere kendi üretimleri için otomatik olarak tedarik sağlamayacak, bilakis ürünlerinin fiyatını neredeyse satın alınamayacak yüksek fiyat seviyelerinde artıracaktır. Zira tıpkı sermayenin de aynı şekilde sadece hayali bir hakiki cesamete sahip olması gibi toprak sadece görünüşte akışkan ya da kâğıttır. Karar anında toprak gerçekte ne ise ona dönüşür: sahiplenilen ve alıkoyulan fiziki doğanın bir parçası.
Sosyalistler toprak sahipliğine karşı mücadeleden kaçınamaz. Sosyalizm için mücadele toprak için mücadeledir; toplumsal mesele tarımsal bir meseledir.
Şimdi Marksistlerin proleterya teorisinin nasıl muazzam bir yanlış olduğu da görülebilir. Devrim bugün olsaydı, ne yapılacağına ilişkin halkın hiçbir tabakasının bizim sanayi proleterlerininkinden daha az fikri olmazdı. Serbest kalma için duydukları özlem açısından – zira serbest kalmanın ve soluklanmanın hasretini çekmektedirler fakat hangi yeni ilişkileri ve koşulları tesis etmek istediklerine dair çok az fikirleri vardır – elbette Herwegh’in eski sloganı çok çekicidir “İşin adamı, uyan! Gücünü bil! Senin güçlü kolun durursa, tüm çarklar durur”. Bu deyiş cazibelidir, olgusal gerçeklere genel bir ifade veren her şey gibi ve bu bakımdan mantıklıdır. Genel grevin berbat bir kaos üreteceği, işçiler eğer kısa bir süre bile olsa dayanabilirlerse kapitalistlerin teslim olmak zorunda kalacağı oldukça doğrudur.
Fakat bu çok büyük bir “eğer”dir ve bugün işçiler, devrimci bir genel grev durumunda kendilerine yiyecek sağlamakla ilgili muazzam zorluklara ilişkin yeterli netlikte bir resme neredeyse hiç sahip değillerdir. Yine de ani, kapsayıcı, şiddet hamleli bir genel grev devrimci sendikalara belirleyici bir gücü şüphesiz verir. Devrimden sonraki gün, sendikalar fabrikaları ve atölyeleri işgal edecek ve dünya kâr-piyasası için özdeş ürünler üretmeye devam etmek zorunda kalacak, tasarrufları ve kârları kendi aralarında bölüşecektir – ve elde ettikleri tek sonucun durumlarının daha da kötüleşmesi, üretimin durması ve tam bir imkânsızlık olduğunu görünce şaşıracaklardır.
Kâr-kapitalizminin takas ekonomisini, doğrudan sosyalist takas ekonomisine dönüştürmek tümüyle imkânsız hale gelmiştir. Bu aktarımın birden yapılamayacağı apaçıktır; eğer tedricen uygulama için bir girişimde bulunulursa, sonuç, devrimin en berbat şekilde parçalanması, hızla müteakip taraflar arasında en vahşi mücadelelerin yaşanması, ekonomik kaos ve politik despotizm olacaktır.
Ürünlerin imalatında ve dağıtımında adalet ve akıldan çok fazla uzaklaştırıldık. Her tüketici bugün tüm dünya ekonomisine bağımlıdır çünkü kâr ekonomisi tüketici ile ihtiyaçları arasına konmuştur. Yediğim yumurtalar Galiçya’dan, tereyağı Danimarka’dan, et Arjantin’den, ekmeğim için tahıl da Amerika’dan, takım elbisem için yün Avustralya’dan, gömleğimin pamuğu, botlarım için deri ve gerekli tabaklama malzemeleri, masa, sandalye, sıra, vs için tahta, hepsi Amerika’dan gelmektedir.
Zamane insanlar ilişkilerini kaybetmişler ve sorumsuzlaşmışlardır. İlişki, insanları bir araya getiren ve onların ihtiyaçlarını karşılamak için birlikte çalışmasını sağlayan bir çekimdir. Bu ilişki, ki onsuz yaşayan insanlar olamayız, dışsallaştırılmış ve şeyleştirilmiştir. Tüccar ürünlerini kimin satın aldığını umursamaz; proleterya ne yaptığını veya nerede çalıştığını umursamaz; teşebbüsün doğal ihtiyaçları karşılama amacı yoktur; teşebbüsün tüm ihtiyaçları karşılayabilecek, düşünmeden, mümkün mertebe çalışmadan, diğer bir deyişle mümkün mertebe tabi kılınan öteki insanların çalışmasıyla, parayla, şeyleri mümkün olan en büyük miktarlarda elde etme şeklinde yüzeysel bir amacı vardır. Para ilişkileri yutmuştur ve dolayısıyla bir şeyden daha fazlasıdır. Amaçlı bir şeyin işareti, ki doğa dışında suni olarak işlenmiştir, artık büyüyememesi, çevresinden malzeme veya enerji çıkaramayıp sakin bir şekilde tüketilmeyi beklemesi, kullanılmadığı takdirde er ya da geç bozulmasıdır. Büyüyen şey kendi hareketine ve kendi nesline sahip olup bir organizmadır. Ve bu bakımdan para suni bir organizmadır; büyür, döl üretir, her nerede olursa olsun çoğalır ve ölümsüzdür.
Fritz Mauthner (Dictionary of Philosophy) “Tanrı” kelimesinin aslen “put” kelimesi ile özdeş olduğunu ve her ikisinin de “dökme (metal)” anlamına geldiğini göstermiştir. Tanrı insanlar tarafından yapılarak hayat bulan, insanların yaşamını kendisine çeken ve sonunda tüm insanlıktan daha güçlü bir hale dönüşen bir üründür.
İnsanoğlunun bugüne kadar fiziken yarattığı tek “dökme metal”, tek put, tek Tanrı paradır. Para sunidir ve canlıdır, para parayı doğurur ve para ve para ve para yeryüzündeki tüm güce sahiptir.
Kim sosyalizm için bir şeyler yapmak isterse, sezilen ve fakat bilinmeyen neşe ve mutluluğun önsezisinden işe koyulmalıdır. Hala öğreneceğimiz çok şey var: çalışma neşesi, ortak çıkar neşesi ve karşılıklı sabır neşesi. Her şeyi unuttuk yine de hepimiz içimizde onu hala hissediyoruz.
Ancak bunu göremeyen, bugün de paranın, bu Tanrının insandan çıkmış ve yaşayan bir şeye dönüşmüş, bir şey-olmayanın, ruhtan başka bir şey olmadığını, paranın deliliğe dönüşen yaşamın anlamı olduğunu hala göremez. Para servet ihdas etmez, para servettir; kendi başına (per se) servettir, para hariç hiç kimse zengin değildir. Para gücünü ve yaşamını başka bir yerden alır; para bunları yalnızca bizden edinir; parayı zengin ve bereketli bir biçimde üretken kıldıkça kendimizi, hepimizi yoksullaştırırız ve baltalarız. İnsan kadınlardan yüz binlercesinin artık anne olamadığı neredeyse abartısız bir doğruya dönüşmüştür. Çünkü korkunç para tıpkı bir vampirin erkek ve kadından hayvan sıcaklığını ve erkek ve kadının damarlarından kanını emdiği gibi döl ve sert metal verir. Biz hepimiz dilencileriz ve yoksul garibanlarız ve budalayız çünkü para Tanrıdır ve çünkü para yamyama dönüşmüştür.
Sosyalizm bunun tersine çevrilmesidir. Sosyalizm yeni bir başlangıçtır. Sosyalizm doğaya geri dönüştür, ruhun yeniden bağışlanması, ilişkilerin yeniden kazanılmasıdır.
Bizim neden çalıştığımızı öğrenmekten ve bunu uygulamaktan başka sosyalizme giden başka bir yol yoktur. Günümüz insanlarının ruhlarını sattığı Tanrı ya da şeytan için değil, ihtiyaçlarımız için çalışıyoruz. Çalışma ve tüketim arasındaki bağlantının yeniden yapılanması: işte bu sosyalizmdir. Tanrı şimdilerde çok güçlü ve her şeye kadir hale gelmiştir ki bundan böyle yalnızca teknik bir değişim, takas sisteminde reform ile kaldırılamaz.
Bu yüzden sosyalistler üyelerinin ihtiyaç duyduğunu üreten yeni topluluklar oluşturmalıdır.
Ne insanoğlunu bekleyebiliriz ne de bireyler olarak içimizdeki insanlığı bulup yeniden yaratmadığımız sürece, ortak bir ekonomi ve adil bir takas sistemi için, insanoğlunun birleşmesini bekleyebiliriz.
Her şey bireyle başlar ve her şey bireye bağlıdır. Günümüzde bizi çevreleyen ve zincirleyen şeylerle kıyaslandığında sosyalizm, insanların bugüne kadar üstlenmiş olduğu en devasa görevdir. Bu görev cebir ve zekâ da dâhil dışsal çarelerle gerçekleştirilemez.
Başlangıç noktası olarak biraz yaşamı, yaşayan ruhun dışsal biçimlerini içeren pek çok şeyi hala kullanabiliriz. Eski ortak mülkiyetin kalıntılarına, çiftçilerin ve tarla işçilerinin yüzyıllar önce özel mülkiyete geçmiş olan, asli ortak mülkiyet anılarına sahip topluluklarından ve de tarla ve zanaat işleri için ortak ekonomiyi hatırlatan geleneklerden faydalanılabilir. Çiftçinin kanı pek çok kent proletaryasının damarlarında hala dolaşmaktadır; Kent proletaryası bunu tekrar dinlemeyi öğrenmelidir. Amaç, hala çok uzak olan amaç, bugün genel grev olarak diğer bir deyişle, başkaları, zenginler, putlar ve canavarlık için çalışmayı reddetmek şeklinde adlandırılmaktadır. Genel grev – fakat elbette ki bugün ilan edildiği şekilde ve anlık başarısının çok belirsiz ve nihai başarısızlığının mutlak kesin olduğu başkaldırı ile birlikte kollar çapraz tutulu pasif genel grevden farklı olan genel grev – kapitalistlere şöyle seslenir: “En uzun kimin dayanabileceğini görelim!” Genel bir grev, evet! Fakat aktif olan bir grev, zaman zaman devrimci genel grevle ilişkili, sade dilde “yağmalama” denilenden çok farklı bir eylem. Aktif genel grev yalnızca çalışan insanların faaliyetlerinin, emeklerinin bir gıdımını bile başkalarına vermeyi reddedebildiği, sadece kendi ihtiyaçları, kendi gerçek ihtiyaçları için çalıştığı zaman muzaffer olacaktır. Bu hala çok uzaktır – fakat sosyalizmden hala çok uzak olduğumuzun, uzun, çok uzun bir yola başladığımızın farkında olmayan kim? İşte bu yüzden Marksizmin can düşmanıyız: çünkü Marksizm çalışan insanların sosyalizmle başlamalarını engellemiştir. Tamah ve zorluğun taşlaşmış dünyasından bizleri çıkaracak olan sihirli sözcük “grev” değil, “çalışmak”tır.
Tarım, endüstri ve zanaat, akli ve fiziki çalışma, öğretme ve çıraklık sistemi yeniden birleştirilmelidir; Peter Kropotkin bunu başarma yöntemlerine dair kendi kitabı Tarla, Fabrika ve Atölye’de çok değerli şeyler söylemiştir.
Halktan, tüm halktan, tüm halkımızdan umudumuzu kesmemeliyiz. Elbette bugün halklar yoktur. Devlet ve para halkın, diğer bir deyişle ruhla birleşmiş insanların yerini alırken bireyler bölünmüş insan parçalarına indirgenmiştir.
Yalnızca ilerlemeci ve ruhsal olan bireyler bir kez daha halkın ruhu ile dolduğu zaman, halkın ön bir biçimi yaratıcı insanlarda yaşadığında ve yürekleri, akılları ve elleri ile hakikatte gerçekleşme talep ettiğinde Halk, varlığa döndürülebilir.
Sosyalizm, her tür bilgiyi gerektirse de bir bilim değildir – doğru yolu yürümek adına, hurafeyi ve yanlış yaşamı terk etmek için gerekli bir koşuldur. Bununla birlikte sosyalizm kesinlikle bir sanat, canlı malzemeyle inşa eden yeni bir sanattır.
Şimdi, tüm sınıflardan kadınlar ve erkekler halka varmak için halkı terk etmeye çağrılmaktadır.
Çünkü işte görev budur: halktan umudu kesmemek fakat aynı zamanda halkı beklememek. Her kim içinde taşıdığı halk cevherine hakkını verirse, her kim kendisi gibi başkaları ile bu doğmamış tohumun ve basıncın hayali biçiminin hatırına, sosyalist düzeni gerçekleştirmek için yapılabilecek her şeyi gerçeğe dönüştürmek amacıyla birleşirse halkı halka gitmek üzere terk eder.
Sosyalizm, kendisi için birleşen, var olan adaletsizlik için en derinden tiksinti ve hakiki bir toplum oluşturma için en güçlü arzuyu ve özlem hissini duyanların sayısına bağlı olarak farklı bir gerçekliğe dönüşecektir.
O halde sosyalist haneleri, sosyalist köyleri, sosyalist toplulukları kurmak için birleşelim.
Kültür herhangi bir özel teknoloji biçimine ya da ihtiyaçların tatminine değil, adaletin ruhuna dayanır.
Sosyalizm çevremizde ve içimizde berbat koşullar yüzünden acı çeken herkesin davasıdır ve çoğu sınıf yakında herkesin bugün şüphe ettiğinden daha çok acıya katlanacaktır. İşçi birlikleri dâhil hiç kimse ahlak ve kendi kefareti açısından parasını tek kalemde vermek ve bu para ile sosyalizmin başlangıcı için toprağı özgürleştirmek dışında sahip olduğu parası ile daha iyi bir şey yapamaz. Toprak özgür olduğunda hiç kimse bu toprağın satın alındığını söyleyemeyecektir
Kim sosyalizm için bir şeyler yapmak isterse, sezilen ve fakat bilinmeyen neşe ve mutluluğun önsezisinden işe koyulmalıdır. Hala öğreneceğimiz çok şey var: çalışma neşesi, ortak çıkar neşesi ve karşılıklı sabır neşesi. Her şeyi unuttuk yine de hepimiz içimizde onu hala hissediyoruz.
Sosyalistlerin kapitalist pazar ile mümkün mertebe irtibatlarını kestiği ve dışarıdan hala gelmesi gereken değer kadar ihracat yaptığı bu yerleşimler sadece küçük başlangıçlardır ve denemelerdir. Böylelikle insan kitleleri, topluluğun yüreğindeki neşe, kendisi ile mutmain yeni ilkel saadete imrenme ile üstesinden gelecektir ki bunlar ülke üzerinde parlamalıdır.
Gerçeklik olarak sosyalizm yalnızca öğrenilebilir; sosyalizm, tüm yaşam gibi bir girişimdir. Şiirsel sözcükler ve betimlemelerle biçimlendirmeye çalıştığımız her şey – işteki çeşitlilik, akli çalışmanın rolü, en uygun ve en az sorgulanabilir takas aracı biçimi, hukuk yerine sözleşmenin takdimi, eğitimin yenilenmesi, tüm bunlar gerçekleştirme eyleminde gerçeğe dönüşecek ve kesinlikle önceden belirlenmiş bir şablona göre düzenlenecektir.
Muhtemelen ileride, düşünce ve tahayyülde net olarak ortaya konmuş biçimlere sahip toplulukları ve sosyalizm topraklarını beklemiş ve öngörmüş olan kişileri hatırlayacağız. Realite kendi bireysel oluşumlarından farklı görünecektir fakat onların bu imgelerinden kaynaklanacaktır.
Burada Proudhon’u ve onun keskin bir biçimde tanımladığı, sözleşme ve özgürlük ülkesine dair asla belirsiz olmayan tasavvurlarını hatırlayalım. Henry George, Michael Flürscheim, Silvio Gesell, Ernst Busch, Peter Kropotkin, Elise Reclus ve başka pek çok kişi tarafından görülmüş ve tarif edilmiş birçok iyi şeyi hatırlayalım.
Hoşumuza gitse de gitmese de geçmişin varisleriyiz; gelecek nesillerin bizim varislerimiz olması için irade toplayalım ki böylece tüm yaşamımızda ve eylemlerimizde gelecek nesilleri ve çevremizdeki insan kitlelerini etkileyelim.
Bu tümüyle yeni bir sosyalizm, yeniden yeni olan bir sosyalizmdir; zamanımız açısından yeni, ifade açısından yeni, geçmişe dair görüşü açısından yeni, pek çok ruh halleri açısından da yenidir. Neyin var olduğuna yeni bir bakışla bakmamız da gerekmektedir: insan sınıflarına, kurumlara ve geleneklere yeniden bakmalıyız. Şimdilerde köylüleri tümüyle yeni bir ışık altında görüyoruz ve bize nasıl muazzam bir görev (onlara konuşmak, aralarında yaşamak ve içlerinde solan ve körelen şeyleri – dini, dışsal ya da yüce bir güce inanç değil, yaşadığı müddetçe birey insanoğlunun kendi içindeki gücüne ve mükemelleştirilebilirliğine inanç – canlandırmak ve yeniden diriltmek görevi) bırakıldığını biliyoruz. Köylünün ve toprak sahibi olmaya sevgisinin nasıl korkulan olduğunu [biliyoruz]: köylülerin çok fazla toprağı yoktur, çok az toprağı vardır ve bu onlardan alınmamalıdır, onlara verilmelidir. Fakat elbette herkes gibi onların da her şeyden önemlisi ihtiyaç duyduğu şey ortak, komünal ruhtur. Ancak onlarda bu ruh, kentli işçilerdeki kadar çok gömülmüş değildir. Sosyalist yerleşimcilerin sadece mevcut köylere gidip oralarda yaşamaları gerekmektedir ve canlanabilecekleri ve on beşinci ve on altıncı yüzyılda içlerinde olan ruhun bugün bile yeniden uyandırılabileceği görülecektir.
insanlara bu sosyalizmden yeni bir dille bahsedilmelidir. Burada birinci, ilk girişimde bulunulmaktadır. Bizler, bizler ve başkaları bunu daha iyi yapmayı öğreneceğiz. Bizler ruhsuz sosyalist biçim olan kooperatiflere ve amaçsız cesaret olan sendikalara sosyalizmi getirmek istiyoruz.
İstesek de istemesek de konuşma ile kalmayacağız; daha ileri gideceğiz. Şimdiki zaman ile gelecek zaman arasında bir boşluk olduğuna artık inanmıyoruz; biliyoruz: “Amerika ya buradadır ya da hiçbir yerdedir”. Şimdi, şu anda yapmadığımız ne varsa onu hiçbir zaman yapmayacağız.
Tüketimimizi birleştirebilir ve her tür paraziti yok edebiliriz. Kendi tüketimimiz için mal üretmek üzere bir sürü zanaat ve endüstri tesis edebiliriz. Bunda, kooperatiflerin şimdiye kadar ilerlediğinden daha ileriye gidebiliriz, zira onlar kapitalist-yönetimli teşebbüs ile rekabet etme fikrinden hala kurtulamıyorlar. Onlar bürokratik, onlar merkeziyetci; işverene dönüşmenin ve sendikalar üzerinden işçileri ile sözleşme aktetmenin dışında kendilerine yardım edemezler. Tüketici-üretici-kooperatifte her bir kişinin kendisi için hakiki bir takas ekonomisi içerisinde çalıştığı, bu ekonomi içerisinde kârlılığın değil işin verimliliğinin belirleyici olduğu; pek çok teşebbüs biçiminin, ör. küçük teşebbüsün, kapitalizmde kârsız olsa da burada tamamen verimli olduğu ve sosyalizmde hoş karşılandığı onların aklına gelmez.
Siz ressamlar, şairler, müzisyenler bunu biliyorsunuz ve yeni halklardan çıkacak olan gücün ve şevkin ve tatlılığın sesleri şimdiden sizden bahsediyor. Tüm kimsesizliğimizde parçalanmış genç insanlar yaşıyor, sağlam insanlar, eski insanlar, test edilmiş ve onaylanmış, asil kadınlar:
Yerleşimler kurabiliriz, gerçi bunlar bir çırpıda kapitalizmden tümüyle kaçamazlar. Fakat biz sosyalizmin bir yol, kapitalizmden uzak bir yol olduğunu ve her yolun bir başlangıcının olduğunu biliyoruz. Sosyalizm, kapitalizmden çıkmayacaktır, ondan uzakta büyüyecektir; kendisini kapitalizme kapatacaktır.
Toprak satın alma aracı ve bu yerleşimlerin ilk işletim fonları, sendikalar ve bize katılan işçi grupları vasıtasıyla ve bize ya tamamen katılmış ya da en azından davamıza katkıda bulunan zengin adamlar kanalıyla tüketimlerimiz bir havuzda toplanarak elde edilecektir. Tüm bunları beklemekte ve bu beklentiyi ilan etmekte tereddüt etmiyorum. Sosyalizm çevremizde ve içimizde berbat koşullar yüzünden acı çeken herkesin davasıdır ve çoğu sınıf yakında herkesin bugün şüphe ettiğinden daha çok acıya katlanacaktır. İşçi birlikleri dâhil hiç kimse ahlak ve kendi kefareti açısından parasını tek kalemde vermek ve bu para ile sosyalizmin başlangıcı için toprağı özgürleştirmek dışında sahip olduğu parası ile daha iyi bir şey yapamaz. Toprak özgür olduğunda hiç kimse bu toprağın satın alındığını söyleyemeyecektir – kendisi de bunu hissetmeyecektir bile -. Çok titiz olmayın, siz işçiler: ayakkabı, pantolon, patates, ringa balığı satın alıyorsunuz; siz, çalışan ve acı çeken insanlar, talihinizin şu ana kadar size oynattığı rol ne olursa olsun, kendi özgürlüğünüzü adaletsizlikten satın almak için gücünüzü bir araya toplamanız ve şu andan itibaren kendi topluluğunuz için ihtiyacınız olanı kendi toprağınız üzerinde yapmanız güzel bir başlangıç olmaz mıydı?
Unutmayalım: eğer doğru ruha sahipsek, o zaman toplum için ihtiyaç duyduğumuz her şeye sahibizdir: bir şey hariç: toprak. Toprak için açlık başınıza gelmeli, siz büyük şehrin insanları!
Kendi kültürleri ile sosyalist koloniler toprakta her yerde, kuzeyde, güneyde, doğuda ve batıda, kâr ekonomisinin süfliliğinin ortasında, her ilde dağıldığında ve görüldüğünde, tarifsiz fakat sessiz tutumlarında yaşama sevinci hissedildiğinde imrenme giderek artacaktır. O zaman, inanıyorum ki halk ilerleyecektir. Halk görmeye, bilmeye ve emin olmaya başlayacaktır. Dış görünüşte sosyalistçe, müreffeh ve keyifli yaşamak için sadece tek bir şey eksik olacaktır: toprak. Ve ardından halklar toprağı özgür kılacak ve artık sahte tanrı için değil insanlar için çalışacaktır. Sonra? Sadece başla: en küçük ölçekte ve en az sayıda insan ile başla.
Devlet, diğer bir deyişle hala cahil olan kitleler, imtiyazlı sınıflar ve her ikisinin de temsilcileri, icrai ve idari kast, bu işe başlayanların yolu üzerinde en büyük ve en küçük engelleri yerleştirecektir. Bunu biliyoruz.
Tüm bu engeller, eğer gerçek engeller iseler, onlarla bizim aramızda en küçük bir boşluk bırakılmaması için yakın ve bir arada durmamız halinde yok edilecektir. Bunlar artık sadece beklentilerde, hayallerde, korkulardaki engellerdir. Bunu şimdi görüyoruz: zamanı geldiğinde yolumuzu her tür engelle kapatacaklardır – ve bu yüzden bizler bu arada hiçbir şey yapmamayı seçeceğiz.
Köprüyü, köprüye geldiğimizde geçeceğiz! Şimdi ileri doğru hareket edelim ki böylece çoğalalım.
Hiç kimse halka şiddet uygulayamaz, bu halkın kendisi hariç.
Ve halkımızın büyük bir kısmı adaletsizliğin ve kendilerine bedenen ve ruhen zarar verenin tarafını tutacaktır çünkü ruhumuz yeterince güçlü ve ikna edici değildir.
Ruhumuz ateş almalı, aydınlatmalı, baştan çıkarmalı ve cezbetmelidir.
Konuşma bunu hiçbir zaman tek başına başaramaz; en güçlü, öfkeli ya da en nazik konuşma dahi yapamaz.
Sadece örnek, bunu başarabilir.
Örneklemeliyiz ve yol göstermeliyiz.
Örneklemek ve Fedakârlık ruhu! Geçmişte, günümüzde ve gelecekte, bu şekilde yaşamayı sürdürmenin imkânsızlığından dolayı her daim isyanda olan bu düşünceye fedakârlık üstüne fedakârlık yapılacaktır.
Şimdi, doğru yaşam biçimi için örnek sunmak üzere başka tür fedakârlıklar, kahramanca olmayan, sessiz, etkileyici olmayan fedakârlıklar yapmak gerekmektedir.
Sonra az olan çoğa dönüşecek ve çok olan da az olacak. Yüzlerce, binlerce, yüzbinlerce -çok az çok az!
Yine de engeller aşılacak zira doğru ruh sahibi olanlar kurarak en güçlü engelleri yok edecek.
Sosyalizmi inşa etmek için elinden geleni yapmak isteyen herkese çağrıda bulunuyorum. Sadece şu an gerçektir ve insanlar şu an yapmadığı her şeyi birden yapmaya başlamayacak, sonsuza dek yapmayacaktır. Hedef halktır, toplumdur, topluluktur, özgürlüktür, güzelliktir ve yaşam sevincidir.
Ve nihayet, nihayet çok uzun zamandır parlamış ve alevlenmiş olan sosyalizm, en sonunda ışık yayacak. Ve insanlar ve halklar büyük bir kesinlikle bilecekler: sosyalizm ve sosyalizmi gerçekleştirecek araçlar, tümüyle ve topyekûn, kendi içlerindedir, onların arasında bulunmaktadır ve sadece tek bir şeyden yoksundurlar: toprak! Ve toprağı özgür kılacaklar çünkü hiç kimse halka engel çıkarmayacak zira halk artık sosyalizme gölge etmeyecek.
Sosyalizmi inşa etmek için elinden geleni yapmak isteyen herkese çağrıda bulunuyorum. Sadece şu an gerçektir ve insanlar şu an yapmadığı her şeyi birden yapmaya başlamayacak, sonsuza dek yapmayacaktır. Hedef halktır, toplumdur, topluluktur, özgürlüktür, güzelliktir ve yaşam sevincidir. İnsanların slogan atmasına ihtiyacımız var; bu yaratıcı arzu ile dolmuş herkese ihtiyacımız var; eylem adamlarına ihtiyacımız var. Bu sosyalizm çağrısı, ilk başlangıcı yapmak isteyen eylem adamlarına ithaf olunur.
Bu kelimeleri ve kelimelerin arkasındaki hissiyatı hâlihazırda kendisine ithaf edildiği zaman duymamış olan herkese şimdi kısmen söylenmesine izin verin: insanların bizleri anlayabilmesi için benzeri pek çok fikri seslendirdiğimiz ve yanlış uygulanmış ya da yetersiz eğreti, güncel kelimeleri reddettiğimiz gibi, aynı durum bu kelimenin, sosyalizmin başına da gelebilir. Belki de bu çağrı daha iyi, daha derin ve daha ümit verici bir kelime bulma yolunun da başlangıcıdır. Herkes hâlihazırda bilmelidir ki sosyalizmimizin kırsal, pastoral barış ile sırf ekonomiye ve hayatın gerekleri için çalışmaya adanmış geniş bir yaşam arzusuyla ya da muhteşem rahatlıkla hiçbir ortak yanı bulunmamaktadır. Burada ekonomiden çok konuşuldu; ekonomi kendi yaşamımızın temelidir ve öyle dönüşmelidir ki hakkında az konuşulur hale gelsin. Selam olsun içinde olduğumuz bu zamanda hiç bir ekonomiye ve hiçbir mekâna katlanmayan siz avarelere, berduşlara ve serserilere. Selam olsun yaratıcılığı zamanı aşan sanatçılara. Selam olsun yaşamlarını soba borusunda pörsütmek istememiş siz eski savaşçılara! Bugünün savaş, savaş tehditleri ve vahşilik dünyasında ne varsa hepsi neredeyse tümüyle kimsesizlik ve tamahın yalnızca kaba bir maskesidir: kişilik, vefa ve şövalyelik ender bulunur hale gelmiştir. Selam olsun, hiçbir kelimenin dışarı çıkmadığı kalplerinin derinliklerinde önerileri olan siz kekemelere, siz sessiz olanlara: bilinmeyen yücelik, konuşulmayan mücadeleler, ruhun derinden acı çekişi, delişmen neşeler ve kederler şu andan itibaren hem bireyler hem de halklar açısından insanoğlunun talihi olacaktır.
Siz ressamlar, şairler, müzisyenler bunu biliyorsunuz ve yeni halklardan çıkacak olan gücün ve şevkin ve tatlılığın sesleri şimdiden sizden bahsediyor. Tüm kimsesizliğimizde parçalanmış genç insanlar yaşıyor, sağlam insanlar, eski insanlar, test edilmiş ve onaylanmış, asil kadınlar: orada burada, kendi bildiklerinden daha fazlası olan çocuk kalpli insanlar yaşıyor. Her birinin içinde bir gün yeni insanları ele geçirecek ve şekillendirecek ve ileri sürecek inanç ve büyük neşe ve büyük acının kesinliği yaşıyor. Acı, kutsal acı: gel, ah gel yüreklerimize! Bulunmadığın yerde barış asla olmayacak. Siz hepiniz – ya da o zamanlar çok mu azdınız?- rüyanın güldüğü ve ağladığı siz hepiniz, eylem soluyan siz hepiniz, içinizde derin coşkuyu hisseden siz hepiniz, günümüzde çevremizde olan hırpani saçmalık ve süflilik için değil sefalet ve zorluk denen dava ve delilik ve gerçek sıkıntı için umutsuzluğa kapılmak isteyen siz hepiniz, bugün yalnız olan ve içinde içsel bir biçim, imge ve bastırılmış yaratıcı enerji ritmi barındıran siz hepiniz, yüreklerinizden buyurabilen siz hepiniz: sonsuzluk adına, ruh adına, hakiki yol olmak isteyen imge adına insanoğlu helak olmasın. Bugün kendisine zaman zaman proletarya, zaman zaman burjuva, zaman zaman yönetici kast denen gri-yeşil, kalın çamur ve her yerde, yukarıda ve aşağıda bulunan tiksindirici kütleden başka bir şey değildir. İnsanlar tarafından çarpıtılan bu korkunç itici tamahın, doymuşluğun, yozlaşmanın bundan böyle bizi kirletmesine ve boğmasına izin verilemez: hepsi sosyalizme çağrılmaktadır.
Bu bir ilk sözdür. Daha da fazlası söylenmelidir. Söylenecektir. Burada çağrılan ben ve diğerleridir.
Çev: Nesrin Aytekin
https://itaatsiz.org/?p=5545
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]

"Atatürk'ü takip etme bırakıldı, Türkiye öldü." Üzerine Tavsiye Yazısı

Herkese günaydın!
Gruptaki Atatürk paylaşımlarını ve yorumlarını incelediğimde birkaçınızın yapmış olduğu ve birçok kişinin de destediğini gördüğüm yorumlarda, Atatürk Türkiye'sinin 10 Kasım 1938'de öldüğü bahsedilmiş. Bu argümana kısmen katılmakla birlikte kısmen de katılmıyorum. Evet o karanlık günden beri iyiye giden ve gitmesi istenen her şey, şu zifiri karanlık dönemi oluşturacak ve karanlığın fitilini ateşleyecek bir çok rezil ve boktan olaylarla yok edildi. Şu bir gerçek ki Atatürk'ten sonra olan her şey, Rusların şovlarına maruz kaldı. Öyle ki bu Rusların şovları sadece Türkiye üzerinde değil, Afganistan, Azerbeycan, Ermenistan, İran ve kendisine yakın birçok topluluklar üzerinde gerçekleşmiştir. Örneğin Afganistan örneğini verecek olursam, şu an kafada canlanan Afganistan yapısı 1979'dan sonra oluşmaya başladı. 1979'a kadar Afganistan tamamen modern ve gelişime açık bir devletti. Evet toplumun çoğunluğu müslümandı. Ancak hiçbir din yoktur ki siyasete el atmadığı sürece, toplumun içinde var oldukça gelişime müdahale etsin. Afganistan'ın hızla büyümesi ve gelişmesi kimi rahatsız etti dersiniz? Elbette Rusları, yani o zamanki Sovyetleri. Şu an artık Sovyet değiller mi? Emin olun hâlâ Sovyet kafasındalar. Şu an biz nasıl ki Laik Demokratik Cumhuriyet'e sahip olmamıza rağmen bazı kafalarda halen şeriat varsa, onlarda da bu durum var. Hatta çoğunluğu böyle diyebilirim. Ukrayna-Rusya olayını ele alalım. Ukrayna'ya gittiğinizde çoğu barlarda Lenin fotoğrafı hedef tahtası olarak kullanılır ve eğer Rus veya Kürt iseniz size karşı bakış açıları oldukça kötü olacaktır. Neden Kürt dedim? Çünkü Ruslar Kırım meselesini korku ile ve buna bağlı şiddet ile çözebilmek için, kendilerine yıllardır bağlı kalan Kürtlerden destek aldılar. Ukrayna'da gerçekleşen çöp konteynırlarındaki parçalanmış beden mevzusu, Ukrayna'yı derinden yaralamıştı. Öyle ki özellikle Ukrayna'da Türkiye'den Rusya'ya ve oradan da Ukrayna'ya geçen çok özel Kürtlerle karşılaşacaksınız. Her biri eğitimsiz ve vicdandan yoksun kimselerdir. Cepleri ise nereden geldiği belli olmayan balya balya paralarla doludur. Genellikle dolar kullanırlar. Çünkü Rus rublesi olması meselenin nereden geldiğini belli edecektir. Her zaman olduğu gibi "İŞTE BUNLAR AMARIGAN OYUNU!!" diyebilmek için paralarını dolara çevirir ve her şeylerini dolar üzerinden yaparlar. Peki Kürtleri kullanarak öldürülen Ukrayna vatandaşları olayından sonra ne mi oldu? Rusya yıllardır istediği şeye kavuştu: Kırım.
Afganistan mevzusuna geri dönelim. Gelişen ve büyüyen Afganistan'dan rahatsız olan Ruslar, Afganistan'a 1979 yılında Afganistan içerisindeki devleti ele geçirip hükümet kuran komünistlerin tavsiyesi üzerine savaş açtı ve bu savaş neredeyse 10 yıl sürdü. Ruslar bu savaşı tamamen komünist-şeriatçı savaşına dönüştürdü. Elbette Sovyetler bu savaşı kazanamadı. Ülkelerine 15 Şubat 1989 yılında geri döndüler. Sovyetler Birliği 1991 yılında dağıldıktan sonra ne mi oldu? Kafalar halen Sovyet düşüncesiyle çalıştığı için, zamanında kaybettiği Afganistan savaşını kazanma amacıyla, 1994 yılında gizlice destekledikleri şeriatçı toplululuklarının birleşmesine müsaade ederek Taliban terör örgütünün kurulmasına neden oldu ve artık kullanma gereği duymadığı tüm Rus silahlarını kaçakçılar vasıtasıyla örgüte aktardı. Yeni kurulan Rusya Federasyonu'nun diğer ülkelerle yaptığı ticaret ile birlikte elde edilen gelirlerin bir kısmını dolar üzerinden yaparken, dolar üzerinden elde edilen bu gelirleri dünyanın birçok noktasındaki terör örgütlerine aktardılar. Böylece hem Rus rublesi aklanmış oluyor, hem de hedef şaşırtılmış oluyordu. Afganistan'ın yıkımı da böylece gerçekleşmiş oldu. Toprak kazanamadılar ancak kazanamadıkları toprakları ise kullanılamaz hale getirdiler.
Rusların en aktif ve en güçlü oldukları 1970 yıllarında bir de ne mi oldu? İran'da İslam devrimi oldu. Yıllarca krallıkla babalar gibi yönetilen ülke, şeriatçıların ve teröristlerin eline geçti. Peki o yıllarda Türkiye'de ne oldu? Ülkede devasa bir komünizm alevi yükseldi ve bu alevi daha da harlamak için kendilerinden birini feda ettiler: Deniz Gezmiş. Deniz Gezmiş'in asılması komünizme darbe vurmadı, tam tersi alevin daha da harlanmasına neden oldu. Eğer Deniz Gezmiş denilen şahıs, "DEMOKRATİK CUMHURİYETİ YIKACAĞIZ, YERİNE KOMÜNİZM DEVRİMİNİ GETİRECEĞİZ GEREKİRSE SİLAH YOLUYLA!" demek yerine okulunu bitirip siyasi fikirlerini daha iyi ve daha doğru bir şekilde dile getirmek için parti kurup, bu parti çatısı altında fikirlerini ve düşüncelerini medeni bir şekilde dile getirmiş olsaydı ne Rus destekli komünizm kaynaklı kötü olaylar gerçekleşecekti ne de idam edilecekti. Bu durum kahpenin de kahpesi Mahir Çayan ve saz arkadaşları için de geçerlidir.
Bir de gaza getirip rahatça konuşturdukları Aziz Nesin, bu olayların yakın tarihinde Rusları güldüren ama bazı kesimleri sinirlendiren birçok sert cümleler kurdu. Bu cümleler neredeyse kendi hayatına mâl oluyordu ancak kurduğu sert cümleler, Madımak faciasında yanındaki aydın arkadaşlarını kurtaramadı ve bunun cefasını kim çekti? Gerçekleri doğrudan söyleyen Uğur Mumcu ve gerçekleri gün yüzüne çıkaran, Ruslara, onların yardakçısı komünistlere ve özellikle İzmir'de yakalanan o zamanın Sovyet Ajanı Putin'e "SİZİN NE İŞİNİZ VAR LAN ÜLKEMİZDE?" diyerek sorguya çeken ve gerekirse bu puştları konuşturabilmek için gerekli işkence tekniklerine sahip adam gibi adam olan ismini vermek istemeyeceğim ülkesine aşık bazı babalar ve daha birçokları.
Türkiye'de gerçekleşen bu komünizm alevinden rahatsız olan kesim kimdi? Elbette şeriatçılar. Çünkü kendilerine sürekli olarak komünizm kaynaklı raporlarla "Bu komünist adamlar yüzünden din elden gidecek." dendi ve bu kesim bir araya gelip de güçlerini topladıklarında Ruslardan kendilerine önce sevgi dolu mesaj ve milyonlarca dolar para aktarıldı. Aynı Afganistan'da ve İran'da olduğu gibi... Amaç ele geçiremediği toprağı bir daha kullanılamaz hale getirmek... Bu parayla kıçına don dahi bulamayan cahil fütursuzlar tarikatlar kurup, bu tarikatlara adam toplamaya başladılar. Diğer yandan da bu tarikatlara ve şeriata düşman kesim olan komünizm yanlısı Kürtler örgüt haline gelip pkkyı kurdular. İki kesimin de parasal ve silah kaynağı tamamen Rusya üzerindendi. Ancak bir sorun vardı. Her ne kadar milyonlarca dolar harcansa da bu iki kesim istenildiği kadar büyüyemiyor ve yangın körüklenmiyordu. Çünkü karşılarında durmak ve yılmak bilmeyen bir Türk ordusu vardı. Bu sorun nasıl çözülecekti peki? Pkk işe yaramıyordu ve neredeyse örgüt çökmek üzereydi. Ama tarikatlar bu işi yapabilirdi. Hem de en çok istenildiği şekilde. Bu yüzden önce tarikatlarda çocuklar yetiştirilip büyütülmeye başlandı. Sonra bu çocuklar askeri okullara yollandı ve beklemeye başladılar. Bu bekleyiş elbette oturarak olmadı. Siyasete de el almaya başladılar. Rusların desteğini belli etmemek adına siyasete girmesi istenen tarikatçılar öncelik olarak Amerika'ya ve Avrupa'ya yollandı. Orada okul okuyup diplomalarını aldılar. Kafaları bilgiyle doldu ancak kafaları halen Rus destekli tarikat kafasındaydı. Türkiye'ye dönüp siyasete sızdılar. Arada dozu kaçırdılar elbette ama zaten bu doz kaçımı istenen ölçüdeydi. Amaç toplumu Türk askerinden soğutmak. En son benim neslimin de içinde bulunduğu 28 Şubat'taki post-modern askeri darbe ve kendi ürünleri olan, uzun süre askeri okullarda okutup beklettikleri çocukları sahaya inip de meyvesini aldıkları 15 Temmuz olayından sonra toplum tamamen Türk askerinden soğuyup uzaklaştı ve korkar hale geldi. Çünkü atılan her şeriat ve komünizm adımında "Acaba Türk askeri bizi engelleyecek mi?" deniliyordu. Şu an "sanırım" bu sorunları da ortadan kalktı. Tabi ufak olarak sanırım diyorum. Çünkü Türk askerinin ne yapacağı hiçbir zaman belli değildir.
Şu an içinde bulunduğumuz dönem kabul edelim ki Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık günleridir. Yarın görünmüyor, geçmiş ise puslu gibi. Atatürk ve düşünceleri sanki bizden milyonlarca kilometre uzakta duruyor gibi. Sanki her şey bitmiş gibi. Sanki bütün güç bu fütursuzlarda ve artık elimizden hiçbir şey gelmiyor gibi. Ama hayır! Evet kocaman bir hayır! Şu unutulmamalıdır ki biz yeni nesil olarak elimizde çok büyük bir avantaj var sevgili dostlar: bu orospu çocukları ülkemizi yıkmak için ömürlerini yok yere harcadılar. Evet zenginler, evet çok paraları var. Ama bizde ise onlarda olmayan ve onların da çok korktuğu çok önemli bir silahımız var; beynimiz. Çünkü bu zamana kadar anlattığım tüm olayların sorumluları anne-babalarımız ve onların da anne-babalarıdır. Fark ettiniz mi bilmiyorum ancak bizlere kendi dönemlerinde olduğu gibi söz geçiremiyor, kendi eğitimlerini aktaramıyorlar. Benim neslim bilir, benim neslime Osmanlı terbiyesini aşılamaya çalıştılar. Ancak başaramadılar. Osmanlı terbiyesi tamamen kula kulluk felsefesi üzerine çalışır ve sesini soluğunu çıkaramaz, "kendini siktir" emri geldiği anda domalıp kendini siktirmen gerekir. Bu ancak kendi nesillerinde işe yaradı ve kendilerini Ruslara ve onun yardakçılarına bir güzel siktirdiler. Peki yeni nesilde bu neden işe yaramadı? Bizi neden bozamadılar? Neden yeni nesil Atatürk'ü ve onun düşüncelerine eskiye nazaran daha bağlı? Yaşadığımız kötü olaylardan dolayı Atatürk kıymete bindi diye mi? Hayır. Tamamen modern çağın bir getirisi bu sevgili dostlar; teknoloji ile hemen hemen her şeye erişebiliyor, bu pisliklerin ne gibi pislikler olduğunu görebiliyor, Atatürk'ün ise zamanında bu gibi pisliklere karşı ne gibi icraatlar yapmış olduğunu öğrenebiliyor oluşumuzdur. Bize ve modern çağa asla ayak uyduramayacaklarının, ömürlerini ise boş yere harcadıklarının farkına varmaya başladılar. Bu yüzden ise yapabildikleri son şey olan yeni nesli, özellikleri ve yetenekleri ne olursa olsun engellemeye çalışmak. Ancak bu bile artık işe yaramamaya başladı. Yok oluyorlar sevgili dostlar. Yok olup toprak olacaklar ve biz yeni neslin bu ülkeye kazandıracakları bir çok şeye, Atatürk'ün çağdaş ilkelerini tekrardan diriltmeye, sanata ve bilime engel olamayacaklar. Tek yaptıkları sadece zaman kazanmak. Yani diğer tabir ile uzatmaları oynuyorlar. Tek yapmamız gereken olabildiğince çaba gösterip, bize yatkın olan alan ne ise (bilim, sanat, edebiyat, kültür, zanaat vb.) o alanlarda vicdanımız ile gelişip yoğurularak sahnedeki rolümüze hazırlanmak. Atatürk'ün "Bütün ümidim gençliktedir." sözü aslında bizden önceki cahil neslin gençleri için değil, modern çağın gençleri olan bizler için söylenmiş bir sözdür. Çünkü Atatürk, bugünlerin gelebileceğini gören bir liderdi ve bu sözünde ise tamamen bize sesleniyor. Buna emin olun ki Atatürk'ün bu sözünü rahatlıkla üstünüze alınabilirsiniz ve şuna da emin olun ki azınlık değiliz. Bizim gibi sahneye çıkmayı bekleyen o kadar çok yaralı insan var ki... Bu günler geçecek dostlarım. Çünkü bu cahil topluluk modern çağın ağırlığını taşıyabilecek yetiye sahip değil, hiçbir zaman da olamayacak. Bu yüzden Atatürk Türkiye'si ölmedi ve hiçbir zaman da ölmeyecek.
Sabırla ve dirayetle aydınlığa erişmek dileğiyle.
submitted by rohunder to KGBTR [link] [comments]

Ahmet Altan : Atakürt

bu muazzam metini buraya paylasmam icab etti, zamaninda Ahmet Altan'i okumaya basladiginda resmen evrim geçirmistim, umarim sizleride dusunceye çagristirir.

Mustafa Kemal, Selanik’te değil de Musul’da doğmuş bir Osmanlı paşası olsaydı, Kurtuluş Savaşı’nı Türklerle ve Kürtlerle birlikte gerçekleştirdikten sonra kurulmasına önayak olduğu cumhuriyetin adını "Kürdiye Cumhuriyeti" koysaydı, kendisi de Meclis kararıyla "Atakürt" adını alsaydı...

Kürdiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarına "Kürt" deneceği için hepimiz "Kürt" sayılsaydık, Taksim’e, Kadıköy’e, Kızılay Meydanı’na, Kordon’a "Ne mutlu Kürdüm diyene" pankartları asılsaydı...

"Kürdiye’de" Türk olmadığı, herkesin aslında Kürt olduğu söylenseydi, kendilerini Türk sananların aslında "deniz Kürdü" oldukları iddia edilseydi...

Kürtlerin "yedi bin yıllık" bir tarihi bulunduğunu, Anadolu’nun esas sahiplerinin Kürtler olduğunu, Moğolların, Hunların, Etrüsklerin aslında Kürtlerin atası sayıldığını, Osmanlıdaki Kürt paşalarının kahramanlıklarını derslerde okusaydık.

Teoman, Cengiz, Atilla, Osman gibi isimler almamız yasaklansaydı, Berfin, Beruj, Tiruj, Nevruz gibi isimler almak zorunda kalsaydık...
Türkçe televizyon kurulması yasak edilseydi, bütün televizyon yayınları Kürtçe yapılsaydı...

Romanlarımızı, hikayelerimizi, şiirlerimizi Kürtçe yazmak zorunda kalsaydık, yalnızca Kürt şarkıları dinleseydik, gazetelerimizi Kürtçe çıkarsaydık...

Okullarımızda yalnız Kürtçe okutulsaydı ve Türkçe okutulması yasaklansaydı...

"Biz Türküz, bizim bir tarihimiz, bir dilimiz var" dediğimizde sorgusuz sualsiz hapislere atılsaydık.

İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Bursa’da, Edirne’de polis sürekli olarak bizi izleseydi, "özel timler" bizim "Kürdiye Cumhuriyeti’ni" parçalamak isteyen "ayrılıkçılar olmamızdan" kuşkulanıp hepimize sürekli "suçlu" muamelesi yapsaydı, sırf Türk olduğumuz için hakaretlere uğrasaydık.

12 Eylül darbesinden sonra bütün batı bölgesindekiler hapishanelere doldurulsa, inanılmaz işkencelerden geçirilse, boğazlarına kadar çamurların içine battıkları hücrelere konsa, tazyikli sularla iç organları perişan edilse, azgın köpeklerle bacakları parçalansaydı...

Evlerimiz basılsa, ayrılıkçı "Türk teröristlere" yardım ettiğimiz iddialarıyla apartmanlarımız yakılsa, biz evimizden bir eşya bile alamadan çıkarılıp, Diyarbakır’a, Hakkari’ye sürgüne gönderilerek, çadırlarda yaşamak zorunda bırakılsaydık...

Biz Türkler buna razı olur muyduk, "işte hepiniz Kürdiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olarak birer Kürtsünüz, ayrıca Türklük diye niye tutturuyorsunuz, isterseniz başbakan bile olabilirsiniz" sözlerini bir hakkaniyet işareti olarak kabul eder miydik?

Yoksa, Türk kimliğimizin, dilimizin, kültürümüzün, bu ülkenin "eşit" vatandaşları olarak kabul edilmesinde ısrarcı mı olurduk?

Bu ülkenin Türk ve Kürt vatandaşları var ve tarih "Türk" çizgisinden yürümüş, bugün bizim "Türk" olarak kabul edemeyeceklerimizi Kürtlerin kabul etmesini istemişiz, bu yersiz istek sonunda patlamış, ülke önce teröre arkasından bir iç savaşa yuvarlanmış.

Türkiye’nin bu kanlı karmaşadan "demokrasiyle" ve Kürt vatandaşların "kimliklerinin" kabulüyle kurtulacağına inanan insanlar, bu düşüncelerini dile getirdiklerinde, bizim yöneticilerle taraftarları hep aynı soruyu soruyor:

- Nedir demokratik çözüm, nedir Kürt kimliği?

Biz Türkler, bir "Kürdiye Cumhuriyeti’nde" yaşasaydık ne isteyeceksek, bu isteklerin bugün Kürtler tarafından dile getirilmesini kabul etmektir demokrasi.

Kendimiz için isteyeceğimizi, bizimle eşit oldugunu kabul ettiğimiz insanlara vermemek için bu kadar kan dökmeye, ülkeyi bir çıkmaza sürüklemeye değer mi?

Değmez diyenler "demokrasi" istiyor işte.

Demokrasiyi getirmek çok mu zor zanaat?
submitted by Mintou to Turkey [link] [comments]

Yazılım öğrenmek istiyorum

Biraz forum girdisi gibi oldu. Arkadaşlar şöyle bir durumdayım; msgsü'de bir sanat dalı okuyorum. Bölümümden memnunum ve severek okuyorum ancak ileride aç kalıp taş kemirme ihtimalim var. Bunu ortadan kaldırmak için düzgün para kazanabileceğim bir zanaat edinmek fikri geldi aklıma, haliyle. Bu yazılım işine giriş yapmak istiyorum ama nerden ve nasıl başlamam gerektiği hakkında hiçbir fikrim yok. Ayrıca çok fazla çeşit var; javasından tutun pitonuna, üç harfli onlarcasına kadar. Hangisini öğrenmeliyim?
Zamanım var, kısa vadede en çok para getirecek olanı değil de, öğrendiğim vakit bir ömür maddi sıkıntı çektirmeyecek olanını öğrenmek istiyorum. Zahmet olacak ama kaynak ismi de atabilirseniz çok müteşekkir olurum. Udemy'e baktım geçenlerde ama dediğim gibi, henüz hangisinden başlayacağımı bilmediğim için bir kurs satın almadım. Şimdiden tişkürler arkadaşlar.
submitted by charles_albatros to Turkey [link] [comments]

Mardi Gras Maskesi Yapmak

Mardi Gras Maskesi Yapmak
Mardi Gras'ı düşündüğünüzde, otomatik olarak eğlenceli, şenlik, partiler, boncuklar, kostümler ve maskeler hayal edersiniz. Tüm görüntülerden karnaval maskesi baskındır. Aslında, Venedik maskeleri genellikle festivali sembolize etmek için kullanılır.

Mardi Gras maskeleri orijinal olarak kostüm partileri sırasında bir kişinin kimliğini ve sosyal sınıfını gizlemek için giyildiği için Carnival kutlamalarında kullanım tarihi yüzyıllardır. Tüyler, payetler ve şeritler ile vurgulanan bu dekoratif maskeler, yeşil, mor ve altın dahil olmak üzere bir dizi parlak, muhteşem renkte gelir.

Mardi Gras sırasında, evcil hayvanlarınız da dahil olmak üzere ailenizin her üyesinin otantik, benzersiz bir şekilde hazırlanmış bir maskesi olmalıdır.

http://www.ozelkurdele.com/turunlemaske-lastigi
Mardi Gras maskesi yapmak basittir. Süreç, çocuklarla eğlenmek için eğlenceli bir aile etkinliği olarak kullanılabilir ve sadece birkaç ucuz, bir tane yapmak için öğeler alır: karton, zanaat köpüğü, büyük zanaat çubuğu, sahte mücevherler, tüyler, folyo ambalaj kağıdı veya boya, parıltı, tutkal, tutkal tabancası, koruyucu bez veya kağıt, şerit, makas, payetler, delgeç ve makas veya maket bıçağı.

  1. Başlamadan önce, koruyucu bezi veya kağıdı masanıza veya iş istasyonunuza yerleştirin.
  2. Kullanmadan önce tutkal tabancasının en az 10 dakika ısınmasını bekleyin.
  3. Maskeniz için bir tasarım seçin. Bir resme başvurabilir veya maske şablonu kullanabilirsiniz. Birçok ücretsiz şablon çevrimiçi olarak mevcuttur.
  4. Aydınger kağıdında maskenin şeklini izleyin veya çizin. Çizim veya şablonu karton veya hafif zanaat köpüğüne aktarın.
  5. Şablonu güvenli tutmak için, ısıtmalı tutkal tabancasını kullanarak maskenin arka tarafının üstüne küçük bir damla tutkal yerleştirin. Şablonun karton veya zanaat köpüğüne yapışmasına izin verin.
  6. Maskeyi bir makas veya maket bıçağı ile kesin.
  7. Craft çubuğuna bir damla tutkal koyun.
  8. Çok fazla renk eklemek için maskenizi folyo ambalaj kağıdıyla örtün veya boyayın.
  9. Çubuğu parıltı, kurdele veya payetlerle süsleyin.
  10. Yaratıcı olun - maskenin kenarını süslemek için tüyler, payetler, mücevherler ve kurdele ekleyin.
  11. Maskenizi takmadan önce süslemelerin tamamen kurumasını bekleyin.
    td {border: 1px solid #ccc;}br {mso-data-placement:same-cell;}Web siteme bakın: lastik maske
submitted by rbunewsv1 to u/rbunewsv1 [link] [comments]

Sosyalizme Çağrı – Gustav Landauer – 4

Sosyalizme Çağrı – Gustav Landauer – 4
https://preview.redd.it/544rab0ez9t41.png?width=976&format=png&auto=webp&s=341c1b91623d420c7739b60d9c835f89a67a33c7
Sosyalizm İçin
2
Sosyalizm, bir ideal uğruna yeni bir şeyler yaratmak için bir araya gelmiş kişilerin irade eğilimidir.
O halde eski sistemin ne olduğunu ve çağımızda eski gerçekliğin neye benzediğini görelim. Çağımızdan şimdiden, birkaç yıl ya da birkaç on yıl gibi sınırlı anlamıyla değil, en az son dört yüzyıl olarak bizim zamanımız kastedilmektedir.
Bunu akıllarımıza sokalım ve burada baştan belirtelim ki: sosyalizm geniş kapsamlı sonuçları olan büyük bir gayedir. Sosyalizm, insanların gerileyen ailelerini tomurcuk veren bir kültürün zirvesine, ruha ve dolayısıyla da birliğe ve özgürlüğe yönlendirilmesine yardımcı olmayı diler.
Ruh bireylere doğru çekilir. Ruhu halka taşıyanlar, içten güçlü bireylerdi, halkın temsilcileriydi; şimdilerde ise ruh bireylerin, tüm güçlerini tüketmiş marifetli insanların içinde yaşamaktadır
Bu tür sözler, profesörlerin ve hiciv yazarlarının kulaklarını tırmalamaktadır ve de bu fesatçılar tarafından döllenmiş düşünüşe sahip olanları sinirlendirmektedir. Bu fesatçılar, insanların ve dahi hayvanların, bitkilerin ve tüm dünyanın daimi bir ilerlemeye, en aşağı seviyeden en üst seviyeye, cehennemin en derin pisliğinden en yüksek cennete, yukarı doğru bir hareket içerisinde olduğu doktrinini yayanlardır. Ve dolayısıyla mutlakıyet, kölelik(serflik), lüks düşkünlüğü, kapitalizm, zorluk ve yozlaşma, hepsi, sosyalizme giden yolda salt ilerleme adımları ve aşamaları olarak addedilmektedir. Bu tür sözde bilimsel yanılsamaların hiçbirine bağlı değiliz. Dünyayı ve insan tarihini tümüyle farklı görüyoruz. Farklı söylüyoruz.
Ulusların kendi altın çağları, kültürlerinin zirve noktaları olduğunu ve bu doruklardan yeniden indiklerini söylüyoruz. Avrupalı ve Amerikalı halklarımızın uzun süreden beri –aşağı yukarı Amerika’nın keşfinden beri – böyle bir düşüş içerisinde olduğunu söylüyoruz.
Bir ruhun egemenliğinde oldukları zaman uluslar, kendi büyüklük dönemlerine ulaşırlar ve bu dönemleri devam ettirebilirler. Günümüzde kendilerine sosyalist diyenlerin kulağına bu da kötü gelmektedir oysa kötü değildir; daha yeni, onları, sözde materyalist tarih mefhumunun yandaşlarını Darwinci kisvelerinde bir an için gördük. Aşağıda ele alınacaktır, ancak şu an için devam etmeliyiz. Marksizm ile yolumuz üzerinde yeniden karışılacağız ve onu durdurup yüzüne ne olduğunu söyleyeceğiz: zamanımızın vebası ve sosyalist hareketin laneti!
Düşünürlerin, duygu ile boyun eğdirilmiş insanların, öz-farkındalıkları ve sevgileri dünyanın büyük bilgisinde yekvücut olanların, büyük muzdariplerin ruhudur; ruhtur, ulusları büyüklüğe, birliğe ve özgürlüğe yönelten. Bireylerden, insan kardeşleri ile birlikte ortak bir çabada birleşmek için icbar edici bir maddi ihtiyaç çıkmıştır. O zamanlar, toplumların toplumu, gönüllüğü birliğe dayanan komünallik oradaydı.
Biri muhtemelen şunu soracaktır, insan, tecridini (isolation) terk etmek ve önce küçük sonra büyük gruplarda yurttaşlarına katılmak için zekayı ve içgörüyü nasıl elde etmiştir?
Bu soru aptalcadır ve sadece çöküş dönemi profesörleri tarafından sorulabilir. Çünkü toplum insan kadar eskidir; birinci, verili bir gerçektir. İnsanoğlu nerede bulunursa bulunsun, sürüye, klana, kabileye ve loncalara katılmıştır. Birlikte göç etmiş, yaşamışlar ve çalışmıştır. Onlar, ortak bir ruhla bir arada kalan bireylerdi ki bu doğal ve arızı olmayan bir dürtüydü (hayvanlarda dürtü denilen de ortak ruhtur).
Ancak şu ana kadar bilinen insan tarihinde bu doğal birleştirici nitelik ve ortak ruh dürtüsü her zaman dış biçimlere (formlara) -dini semboller ve kültler, inançlar, dua ritüelleri veya benzeri şeylere- ihtiyaç duymuştur.
Bu cihetle ruh, ruhsuzlukla her zaman bağlantılı olan uluslardadır ve batıl düşüncelere sahip derin sembolik düşünüştedir. Birleştirici ruhun sıcaklığı ve sevgisi, dogmanın katı soğukluğu ile gölgelenmiştir. Sadece imgelemde açığa vurulabilen bu tür derinliklerden doğan gerçek, yalınlığın saçmalığı ile yer değiştirmiştir.
Ruhun olmadığı yerde ölüm olduğu için, ölüm aramızdaki atmosferdir. Ölüm, derimizi istila etmiş ve etimize nüfuz etmiştir.
Bunu dış örgütlenme takip etmiştir. Kilise ve seküler dış baskı örgütleri güç kazanmış ve sürekli kötüleşmiştir: serflik, feodalizm, çeşitli departmanlar ve otoriteler, devlet.
Bu da ruhun insanlar arasında ve üzerinde ve bireylerden akan ve onları birliğe yönlendiren yakınlığın (immediacy) nihai çöküşüne yol açmıştır. Ruh bireylere doğru çekilir. Ruhu halka taşıyanlar, içten güçlü bireylerdi, halkın temsilcileriydi; şimdilerde ise ruh bireylerin, tüm güçlerini tüketmiş marifetli insanların içinde yaşamaktadır. Fakat ruh bir halktan –toplumsal çekişmesi, ebedi kökü olmayan, handiyse havada asılı kalmış gibi duran izole edilmiş düşünürler, şairler ve sanatçılardan- yoksundur. Bazen ruh, sanki onları kadim, unutulmuş zamanlara ait bir rüyadan ele geçirir. Sonra onlar, asil bir küçümseme jestiyle, liri bir kenara koyup trompete uzanırlar, bu ruhta halka ve gelecek nesillere konuşurlar. Tüm temerküzleri, tüm biçimleri ki kendilerinin içinde güçlü bir ıstırap ile canlıdır ve genellikle beden ve ruhun kaldırabileceğinden daha güçlü ve engin olan, haddi hesabı olmayan, renkli figürler, ritim ve armoni eylemi ve ivediliği, hepsi –dinleyin siz sanatçılar!- gelişmesi engellenmiş insanlardır, onlarda toplanan, onlarda gömülen ve onlardan yeniden doğacak olan canlı insanlardır.
Ve onlarla birlikte, diğer bireyler doğmuştur ki ruh ile ruhsuz olanın karışımı tiranları, servet biriktiricilerini, insan kiralayıcılarını, toprak hırsızlarını tecrit etmiştir. Bu tür çöküş ve geçiş zamanlarının başlarında bu insanlar, Rönesans’ta ya da Barok dönemin başlarında en şatafatlı ve ihtişamlı şekilde temsil edildiği üzere, hala merkezkaç şekilde dağılan ve fakat kısmen kendilerinde yoğunlaşan ruhun pek çok özelliğine sahiptir. Tüm güçlü iktidarlarına rağmen hala melankoli, katılık, yabancılık ve olağanüstü hayalcilik izlerini taşırlar. Bu fenomenlerin çoğu için kişi neredeyse şunu söyler: ruh benzeri bir şeyler ya da daha ziyade hayal benzeri şeyler kendilerinden daha güçlü şekilde, tecrit edilmiş kişiliğin kabının çok dar olduğu bir bağlamda yaşamaya devam eder. Ve nadiren, çok nadiren bunlardan biri kötü bir rüyadan uyanır gibi uyanır, tacını bir tarafa fırlatır ve bu insanlar için nöbet tutmak üzere Tur Dağı’nın tepesine tırmanır.
Ve bazen bir perinin beşiğinde uzun süredir beklediği karışık tabiatlar gelir; peri bunlardan Napolyon ve Ferdinand Lasalle gibi büyük bir fatih ya da büyük bir özgürlük savaşçısı, düşünce ve özgür fantezi dehası ya da büyük bir tüccar yapabilir.
Ahlaksızlığımızın belirtilerinden farklı bir şeye ihtiyacımız var, ondan kaçınmak için — ben diyorum ki çok fazla göze çarpan sanat olmaksızın, çok fazla yazılı bilim olmaksızın müreffeh yaşam dönemleri ve halkları, gelenek dönemleri, epik dönemler, tarım ve kırsal zanaat dönemleri vardı ve halen var.
Ve kendilerine ruh zenginliği ve gücün kaçtığı tecrit edilmiş bu birkaç kişi, sadece ruhsuzlukla, yalnızlıkla ve sefaletle bırakılmış atomize ve izole pek çok kişiyle; kendisine halk denen ancak sadece yerinden edilmiş, ihanete uğramış bir yığın insan kitlesi ile yüzleşir. Yerinden edilmiş, melankolik bir gariplik içinde olanlar, kendileri hakkında hiçbir şey bilmese dahi halk-ruhunun içlerine gömüldüğü birkaç kişi olan bireylerdir. Eğer ruh ve insanlar yeniden birleşip dirilecekse, yerinden edilmiş, zorluk ve yoksulluk içinde bölünmüş olanlar, ruhun kendilerinde yeniden akması gereken kitlelerdir.
Ruhun olmadığı yerde ölüm olduğu için, ölüm aramızdaki atmosferdir. Ölüm, derimizi istila etmiş ve etimize nüfuz etmiştir. Fakat bizde, saklı özbenliğimizde, en gizli ve derin rüya ve arzularımızda, sanatın figürlerinde, en güçlü isteğimizde, derin düşünceli iç görüde, kasıtlı eylem, aşk, umutsuzluk ve cesarette, ruhsal sıkıntı ve neşede, devrim ve birlik halinde, orada, hayat, güç ve zafer ikamet eder; ruh saklıdır ve üretilir ve güzellik ve komünallikle bir halk çıkarmak ve yaratmak istemektedir.
Sonra gelen tarihte insan ırkının en görkemli parladığı zamanlar, ruhu insanlardan yalnız bireyin derin yarıklarına ve oyuklarına sızdırma temayülünün yeni başladığı ve şimdilik çok ilerlemediği, ortak ruhun, toplumların toplumunun, ruhtan kaynaklanan pek çok birliğin birbirine bağlanmasının tam çiçeklendiği ve fakat halkın büyük ruhu ile hala doğal bir biçimde kontrol edilmesine rağmen deha insanlarının halihazırda zuhur ettiği, dolayısıyla onların büyük emeği tarafından sıradan bir biçimde korkutulmadığı, daha ziyade onları komünal yaşamın doğal bir meyvesi olarak kabul ettiği ve kutsal hislerle onlardan zevk aldığı zamanlardır. Bu cihetle, kendi yaratıcılarının isimlerini genellikle gelecek nesillere zor devrederler.
Yunan halkının Altın Çağı böyle bir zamandı; Hristiyan Orta Çağı böyle bir zamandı.
İdeal değildi; bir gerçeklikti. Ve dolayısıyla, yüce, kendiliğinden oluşan ruhanilik ile birlikte eski baskı kalıntılarını ve dışsal gaddarlık, dayatılan güç, devlet tarafından ileride yapılacak baskının başlangıcını şimdiden görüyoruz. Fakat ruh daha güçlüydü; aslında sıklıkla çöküş zamanlarında zulmün tiksindirici araçları haline gelen iktidar ve bağımlılığın bu tür kurumlarına dahi sızdı ve onları güzelleştirdi. Tarihçilerin “kölelik” dediği her şey her zaman ve tümüyle böyle değildi.
Bu bir ideal değildi çünkü ruh oradaydı. Ruh, yaşama, anlamını ve kutsallığını verir; ruh neşe, güç ve haz ile şimdiki zamanı yapar, yaratır ve ona sızar. İdeal; şimdiki zamandan, yeni olan bir şeye doğru döner. Geleceğe, daha iyi olana ve bilinmeyene özlemdir. Çöküş zamanlarından yeni bir kültüre doğru giden yoldur.
Ahlaki bozulma halinden kurtulmaya çalışıp yenilenmiş ilk kültürün efsanevi zamanlarına, komünizme kaçan ilk insanlar; görülebilir, dokunulabilir, ifade edilebilir bir forma sahip yeni bir ruhun çekiciliğine uzun süre kapılmamıştı.
Burada bir mim daha koyulmalı. Dönüm noktasına ulaşmış bu muzaffer zirve zamanlar diğer dönemlerden önce cereyan etmişti. Bu dönemler sözde ilerlemede tek bir zamanı değil, tekrar ve tekrar birbirini izleyen ve birbirine karışan halkların yükselişleri ve çöküşlerini kapsar. Bağlayıcı ruh da, doğal birbirine ait olma dürtüsüyle gönüllü temelde ortak bir yaşam da orada vardı. Fakat tüm detaylarında güzellikle ve özgün bir armonide uyumla parıldayan katedral kuleleri cennete doğru yükselmedi ve dingin sükûnet içerisindeki sıra sütunlu salonlar gökyüzünün saydam maviliğine karşı ayakta durmadı. Bunlar, daha basit gruplardı: henüz bireysel istidat ve öznellik kişilikleri, halkın temsilcileri olarak var olmamıştı; ilkel, komünist bir yaşamdı. Yüzlerce yıllık ve genellikle bin yıllık bir görece durgunluk vardı – var – . Durgunluk, duyun siz bilimsel ve liberal çağdaşlar, o zamanlar içindir, o halklar içindir ki neredeyse düne kadar kültürlerinin bir nişanesi olarak vardı. İlerleme, sizin ilerleme dediğiniz, bu aralıksız harala gürele, yenilik, yeni olduğu müddetçe yeni olan herşeyin peşindeki bu hızlı, yorucu ve sinir bozucu kısa soluklu koşu, bu ilerleme ve onunla ilişkilendirilen kalkınma uygulayıcılarının deli fikirleri ve bu delice, yerine varır varmaz hemen elveda deme alışkanlığı, bu istikrarsız ve rahatsız telaş, bu sabit kalma beceriksizliği ve bu daima hareket halinde olma arzusu, bu sözde ilerleme bizim anormal koşullarımızın, kültürümüzün bir belirtisidir. Ahlaksızlığımızın belirtilerinden farklı bir şeye ihtiyacımız var, ondan kaçınmak için — ben diyorum ki çok fazla göze çarpan sanat olmaksızın, çok fazla yazılı bilim olmaksızın müreffeh yaşam dönemleri ve halkları, gelenek dönemleri, epik dönemler, tarım ve kırsal zanaat dönemleri vardı ve halen var. Varislerinin zaten kendileriyle olduğu ve harika gençliklerini halen onlarla geçirdikleri için pek ihtişamlı büyük dönemlere nazaran daha az şaşalı olduğu ve kendilerine daha az anıt ve mezar taşı dikildiği dönemler, neredeyse rahat denilebilecek daha uzun ve geniş bir yaşam dönemi vardır. Sihri, zorlayıcı gücü ile öz-bilince sahip ruh henüz var olmamıştı. Hristiyanlık öğretilerinde olduğu gibi dünya genelinde ayrılma ve yayılma sürecine henüz girilmemiş, insan ruhları büyüsüne henüz boyun eğmemişti. Böyle zamanlar da vardı: ve böyle insanlar da vardı ve böyle zamanlar geri dönecek.
Böyle zamanlarda ruh saklı görünmektedir. Dikkatli bir inceleme ile dahi kişi neredeyse sadece toplumsal yaşam formlarındaki ve toplumun ekonomik kurumlarındaki dışavurumları ile ruhu ayırt eder.
İnsanlar her zaman en ilk, primitif başlangıçlara, bu zamanların ilk aşamalarına, kendilerini henüz çöküşün ilk zamanlarından, ruhsuzluktan, tiranlıktan, sömürüden ve yönetimsel iktidardan, genelliklede ulusların yardımı ile korudukları zaman dönmüştür. Öyle ki bu verimli durgunluk halinde dünya üzerindeki yeni yerlere yavaş yavaş gitmişler ve buralara, genç ve sağlıklı olarak bilinmeyen mesafeden ve belirsizlik içinden gelerek girmişlerdir. Nitekim geç emperyal dönemin Romalıları ve Yunanlıları bu yenileyici banyoya dalmış ve yeniden ilkel çocuklar haline dönüşmüş, eş anlı olarak Doğudan gelen yeni ruh için uygun hale gelmiştir. İnsanoğlunun empatik gözlemcisi için sonsuz çöküşü ve sonsuz-yeniden-oluşu içerisinde erken dönem Bizans sanatı -kolaylıkla geç dönem Yunan da denilebilir- eserleri kadar dokunaklı, acı verici ve aynı zamanda neredeyse çocukça dindar imanı canlandırıcı bir şey daha neredeyse hiç yoktur. Nesiller; zarif, latif biçimcilikten ve virtüözlüğün sıkıcı soğukluğundan bu neredeyse çok fazla samimi hisse, bu çocuksu basitliğe ve cismani gerçekliği doğru algılama beceriksizliğine geçişte hangi ahlaksızlıktan ve hangi muazzam yeniden-tesis etmeden, hangi dehşetlerden ve hangi ruhsal sıkıntılardan geçti! Eğer ruh onu pislik ve acı safra olarak tükürmeseydi, göz ve elin ustalığı, sanat ve zanaatta nesilden nesile geçerdi. Bu kadar acı verici ve yine de canlandırıcı görüşte hangi umutlar, hangi derin avuntular yatar, bizim için ve herkes için bundan kim ders alır? Çünkü onlar biliyorlar: hiçbir ilerleme, teknoloji, ustalık bize kurtuluş ve iyilik getirmeyecektir. Bizim sosyalizm dediğimiz büyük dönüşüm sadece ruhtan, sadece içsel ihtiyaçlarımızdan ve içsel zenginliğimizden doğacaktır.
Fakat bizim için dünyada herhangi bir yerdeki karanlıktan hiç bu kadar uzak ve bilinmez, hiçbir sürpriz yoktur? Geçmişin hiçbir analojisi bize tümüyle uygulanamaz. Dünyanın yüzeyi bizim tarafımızdan bilinmektedir, ellerimiz onun üstündedir ve nazarımız onun çevresinde dolanmaktadır. On yıllardır ya da bin yıldır bizden hala ayrı olan halklar –Japonlar, Çinliler- ilerlememiz için, kendi durağan yaşam biçimlerini ve medeniyetimiz için kendi kültürlerini hevesle takas ediyorlar. Bu devletin diğer, daha küçük halkları Hristiyanlığımız ile ya da alkol ile yok edilmiş veya bozulmuştur. Bu sefer, yenilenme kendimizden gelmelidir, gerçi bunu yaparken bize en çok belki de yeni bir karışımın halkları – Amerikalılar gibi- eski devirlerden halklar -Ruslar, Hintliler gibi- ve belki de Çinliler faydalı olacaktır.
Bizler çöküşün halkıyız; bu çöküşün öncüleri aptalca güç yarışı, bireyin utanç verici tecridi ve teslimiyeti nedeniyle yorgun düşmüş olanlardır.
Ahlaki bozulma halinden kurtulmaya çalışıp yenilenmiş ilk kültürün efsanevi zamanlarına, komünizme kaçan ilk insanlar; görülebilir, dokunulabilir, ifade edilebilir bir forma sahip yeni bir ruhun çekiciliğine uzun süre kapılmamıştı. Kendilerini büyüleyen çok kuvvetli bir yanılsamanın görkemine sahip değillerdi. Fakat onlar eski büyük dönemlerin batıl, acınası, tanınamaz kalıntılarını terk ettiler. Sadece dünyevi mutluluğun peşinde koştular ve böylelikle yaşamları kurumlarına, sosyal yaşamlarına, çalışmalarına ve malların dağılımına nüfuz eden adalet ruhu ile yeniden başladı. Göksel yanılsama öncesinde dünyevi bir eylem olarak adaletin ruhu ve gönüllü birlikteliğin yaratılması, sonradan dünyevi eylemi topluma kazandıracak ve dahası onu doğal olarak ikna edici kılacaktı.
Bu sözlerle, geçmiş uzun binyılın barbarlarından mı bahsediyorum? Araplar’ın, İrokualar’ın, Grönlandlılar’ın atalarından mı bahsediyorum?
Bilmiyorum. Eski ve şimdiki sözde barbar halkların kökenleri ve değişimleri hakkında çok az şey biliyoruz. Herhangi bir teamüle ya da gerçek bir delile neredeyse hiç sahip değiliz. Sadece, barbar veya yabani olduklarını öne sürülenlere ait sözde ilkel hallerin insanlığın başlangıcı açısından asli olmadığını biliyoruz. Nitekim zihinsel kapasitelerinin ötesinde eğitim alan pek çok uzman buna inanmaktadır. Bu tür bir başlangıç bilmiyoruz. “Barbarların” kültürleri dahi bir yerlerden gelmiştir, beşeriyette derin köklere sahiptir. Belki de bizim kaçmaya çalıştığımız barbarlık gibi bir barbarlıktan gelmişlerdir.
Kendi halklarımızdan bahsediyorum; kendimizden bahsediyorum.
Bizler çöküşün halkıyız; bu çöküşün öncüleri aptalca güç yarışı, bireyin utanç verici tecridi ve teslimiyeti nedeniyle yorgun düşmüş olanlardır. Artık bağlayıcı bir ruhun olmadığı, sadece bozulmuş kalıntıların, batıl inanç saçmalığının ve onun kaba vekili, dış güç baskısı, devletin olduğu düşüşün halkıyız. Çöküşün halkıyız ve bundan dolayı bu tür çöküşün öncüleri bu dünya yaşamının ötesine işaret edilmesini anlamlı bulmazlar, kutsal olarak inanabilecekleri ve iddia edebilecekleri hayali bir cenneti tasavvur edemezler. Bizler, sadece tek bir gerçek ruhla – komünal yaşamın dünyevi konuları ile ilgili adalet ruhuyla- tekrar yukarı çıkabilecek olan halkız. Bizler, sadece sosyalizmle kurtarılabilecek ve kültüre getirilebilecek halkız.
Çev: Nesrin Aytekin
https://itaatsiz.org/2020/04/12/sosyalizme-cagri-gustav-landauer-4/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]

Unikharion'un Günlüğü Vol. VI

Unikharion'un Günlüğü Vol. VI
Günlük!! İnanılmaz olaylar yaşandı bu hafta. Ve evet, hala hayattayım! Şimdilik.
Öncelikle bindiğim gemi meğer direk Vein’e değil, Dalieh’te duruyormuş! Gemi taak durunca kıyın kıyın çıkayım derken aydınlık, ferah görünümlü evler ve arnavut kaldırımlarını görünce şaşırdım. Kaptan Greysha “Bu akşam buradayız, sonra Vein’e yolumuz devam eder.” diyerek iki koca sandığı üstüme saldı. Kollarımın iki santim uzadığını ve kaslarımın tel tel koptuğunu hissettim o an. Neyseki tek verdikleri iş buydu- her ne kadar gücümün büyük çoğunu o sandıklara harcasam da. Ama yüzümü limanın geri kalanına çevirdiğimde, bacaklarım karıncalanmaya başladı. Buraya hiç gelmemiştim ve şimdi vaktim vardı. En azından bi genel gezmek uymaz mı?
Tam o sırada bak kim geldi yanıma- Hugin’i hatırlıyorsun, de mi günlük? Horus civarında kanadı kırıkken yavrucağızı alıp tedavi etmiştim. Şimdi çok büyümüş! Dalieh’te ne işi var, gerçekten bilmiyorum ama daha sandıkların üzerinde otururken o ilginç ötüşünü duydum. Geldi kondu şapkama. Bu arada şapka da Dalileh için sıcak geldi, çıkarttım. Hazır gemiye yakınken de daha ince bir şeyler giyindim.
akşam yemeğimi çalarken bile tatlı kerata!
Dalieh, Eski Tempest’ten kopma bir ada. Nispeten ılıman bir iklimi var. Meydan yerine, içinde bilimum dükkanın olduğu geniş sokaklar var, her sokakta ayrı bir zanaat toplanmış. Vergan ya da Walgrunt gibi ihtişamlı evlerdense daha mütevazi, bir ya da iki katlı kutu gibi evler sıkış tepiş konmuş. Fakat evlerin küçük göründüğüne bakmayın, içerisi çok geniş oluyor genelde. Hele başımı soktuğum dükkanlar inanılmaz. Hayatımda bu kadar dolu dükkan görmedim!
Fakat burada gezmeye yer yok. Dükkan sahipleri “ya bir şeyler alırsın ya da-“ Neyse, tahmin ettin ne dediklerini. Bir silah dükkanında en son “Evet” dedim, “nelerin var reis!” Söylediği fiyatların çoğunu ne duydum, ne ben ödeme olarak aldım. Keşke teklif edilse! Bir sene en güzel hanlarda en güzel yemekleri yiyerek rahatça gezerim. Ama Vergan sarayı bile vermez o paraları. Teşekkür edip çıkarken adam yine arkamdan küfretti. Neymiş efendim, Dalieh’in en büyük dükkanına böyle mi girilirmiş! Adı da Ejder Silahları gibi kolpa bi şey ha. Umarım soyulur be!
Hanlar ve tavernalarda farklı değil bu arada. Esnaf lokantası gibi bi yere gideyim dedim, Walgrunt’a şükrettim! Bi sığır birasına bir gümüş nedir ya!? Artık açlıktan pes edip, ucuz diye sardalya dürüm kemirdim. 90 bakıra böyle tat da, ne biliyim… Gerçekten yapacak bir şeyim yoktu. İçecek de ya bira ya da şarap vardı, hiç alkol alasım olmadı o tada. Böyle de kuru kuru bir yer Dalieh sokakları.
İşte orada anladım millet neden bu kadar gergin ve kötü kötü – burası baya korsanların mekanıymış. Yemek sırasında beni arkadan soymaya çalışan adam olayı izah etti. Elektrikle zıplatınca bi geri çekildi tabi. Burası bi nebze yazlık ya da çoğu korsan topluluğunun karargâhı gibi bir yermiş kısaca. O yüzden fiyatlar tuzlu ve dükkandakiler kızgın. Ve soyguncu bol. Neyseki sadece bi akşam kalıyorum, yoksa donum bile kalmaz buralarda.
dürüm kemirirken çiziktireyim dedim
Tabi o dürüm yetmedi bana. Gezerken baktım şehrin daha kuzey taraflarında meyve bahçeleri var. Biraz orada soluklanıp, sahipsiz görünen elmalardan yiyeyim dedim- ama biliyorsun günlük, ben sakar bi insanım. Ağaca tırmanıp, elmaya uzanırken küt diye düşmeden olur mu? Ellerimin üzerine düştüm. Acıdan yarım saat kıvranarak, küfrederek ağladım. Hugin de kuzum dolandı ellerime, belki diner acısı diye. Sırf o tatlılığından bi posta daha ağladım.
Acıdan dudağımı ısıra ısıra şehre döndüm, bi revir, bi iksirci var mı diye. Herkes beni ya “Mavi İksir” ya da “Denizin Kalbi” diyerek kovdu. Ben de “yeter bee, kendim yol bulurum!” diyerek limana çıktım.
Limanda da maceracı tipli bir grup vardı, belki onlar bilir mi diye yaklaştım: Bir Pagretli, kılıç ustasına benzeyen bir adam, bir elf ve bir Tabaksi. Çok hararetli bir tartışmanın ortasındaydılar. Fakat neyi orada fark ettim? Ulgath’taki olayı hatırlıyor musun, limanın paramparça olduğu? İşte o adamlar, eminim! Böyle bir grup başka nerede olacaktı? O an heyecanımı yenemedim, yaklaştım ufak ufak. Yandan küçük cep defterimle tiplerini karalamaya çalışırken, Tabaksi arkadaş beni kovmaya çalıştı- hem de velet diye! Sonra diğerleri de bana “küçük kız” demeye başladı. Yine boydan kaybettim yani günlük... Ama elf olan beni tanıdı! Hemen güzel pozlarını verdiler, o kadar havalıydı ki hepsi! Tabaksi olan bey kendisini maskeli istedi nedense, ilginç bir tercihti. Ama Pagretli beyefendi hemen morlu ufak bir alev çıkardı, yanlış görmediysem Elder Blast. Belli ki eli ayarında birisi, Warlock diye anladım ama yanlış da olabilirim. Kısaca heyecan verici bi olaydı, ama elimin acısından karç kurt bir şeyler çıkartabildim. Yüzleri asıldı ama buna rağmen biraz ekmek ve beş altın verdiler.
Fakat elf bey (Feanor’du ismi yanlış hatırlamıyorsam) bana çok acıdı. Hazır yollarının da üstüyken, beraber iksircinin yolunu tuttuk. Tabaksi bey Dalieh’e baya hakim gibiydi, gruba bol bol öneride bulunuyordu. O sırada büyük bir gölge üzerimizden geçti ve Feanor’un koluna benden de büyük bir kartal kondu. Tüyleri parlak, bakışları pençeleri kadar keskindi. Hugin onu görünce biraz gerildi ama ekibe güvenerekten onu sakinleştirdim. Hugin başka yırtıcı kuşlardan hep bir gerilir, kanadını kıran şeyden dolayı diye tahmin ediyorum. Boyutu da yine minyon olunca, korkması doğal cancağızın.
Ve gördüğümüz ilk büyük iksirciye daldık. Girdiğimiz gibi de olaylar gelişti.
Başlamadan şunu tekrardan belirtmem gerek: Bir iksircinin kalitesi ve amacı, satıcının selamından ve masaya ilk ne koyduğundan belli olur. Bu adamın daha girişten muazzam bir kafası vardı, geldiğimiz gibi masaya direk zeytinyağı, kahve tozu ve Akademi’de daha ilk derste hakkında uyarı yapılan salyangoz iksirini koyunca, ben anladım olayların karışacağını. Zaten iksirci de içtiği salyangoz etkisiyle acayip acayip sesler çıkarmaya başlayınca dedim s**tık. Warlock bey de aynısını düşünmüştü ki, ekibi önden uyardı.
Bu arada kılıç ustası bizi toparladı ve gayet açık açık planını yaptı- hırsızlık yani. Feanor bir an “Göz şimdi hırsızlık mı peşinde?” diye karşı çıktı, anlamadım- Göz neydi? Sonra Theodas’tan ve bir çocuk katilinden bahsettiler- Theodas’ın ölümüyle ilgili bir şeyler mi biliyorlardı? Noble Joe’yu mu tanıyordular? Özellikle elfe çok yükleniyorlardı, sanki elf özellikle bir şeyler biliyor gibi… Pagretli beyefendi (ismi Q-Quintus?) de sanki bu muhabbetten uzakmış gibiydi, ikimizin de kafası karışmıştı. Daha bunları özümseyemeden, kılıç ustası Tabaksi’ye arkadan bir kese uzattı ve iksirciyle konuşmaya başladı.
Tam o sırada kapıdan iki kişi geldi. Genç olan kollarından sakattı, benden bile kısa olan adam da “Lundin geldiii.” diye sayıklıyordu. Göz açık kapayıncaya kadar Feanor kartalını delirtmeye, Quintus yalandan masayla ilgilenmeye, Lundin delirmiş gibi konuşmaya, kılıçlı adam (Mugen olduğunu hatırladım isminin) dans etmeye, Tabaksi de (adı Hebi’ydi?) yandan her şeyi ceplemeye başlamıştı. Ben de o sırada duvara dayanmış, Hugin’le bu curcunayı izledik. Tam artık ne olduğunu takip edemiyorken, Feanor’un işaretiyle kolumdan tutulup hep beraber dışarı çıktık.
Limanın sakin bir köşesinde Mugen elini torbaya attı ve kalbimi rahatlatan Mavi İksiri çıkardı. İksiri yudumlayınca gelen ferahlık ve el kemiklerimin yerlerine oturmasını dinlemek muazzamdı. Ayrılmadan onlara son bir iyilik yapmak istedim. Öncelikle Kargaresh anılarımdan bi sayfa verdim. Kara Topraklar sığınmak için ideal değil, ama Vein sakinleri bile Kargaresh’ten bahsederken bi duraklar. Bu ekip de tek yiyecek gibi durmuyordu. Feanor bunu deyince hemen atladı, biraz şaşırdım şahsen. Fakat Tabaksi, Vein haritası sordu. Vein için önden ufak bi harita alıp, eskizini ne olur ne olmaz diye kaydetmiştim. Birini versem sorun olmazdı. Ama acaba karşılığında son bir şey istesem, çok mu olurdu?
Bunları düşünürken, gözüm bir ağaca takıldı. Neden bilmiyorum, ama aklım Akademi’de okuduğum bi kitaba gitti. Boy uzatmayla ilgili bir rivayet ve deney. Zamanında denemiştim, ama daha çok küçüktüm. Şimdi tekrar denesem olmaz mıydı?
Böyle güldüğüme bakma, içten içe ağlıyorum
Ağaca tepetaklak astırdım kendimi. Evet, bacağım güzelce gerildi. Ama değişiklik? Tabiki yok! Çünkü ben 8 kardeşin arasında bu kadar bahtsızım günlük! Güneş Tanrısı bana gülmemişti, daha sadece 3. çocuk olmama rağmen!! Neyse, ricamı yerine getirdikleri için onlara Vein haritasını verdim. Birbirimize hoşça kal dedik ve yollarımız ayrıldı.
Fakat biliyorsun günlük, ben bazı şeyleri kafaya takan biriyim. Akşam benim içime bi kurt düşmesin mi? Bunlar o ilk çizimime çok bozuldu, o kadar da iyilik yaptılar. Onlara nasıl teşekkür edebilirim derken, baktım eski çizimi benim çantaya tıkmışlar. O kadar sevmemişler yani! O zaman yapılacak tek bir şey vardı.
Neyseki pozlarının eskizini yapmışım. İşim bittikten sonra taverna taverna gezip aradım bunları. Sadece en son girdiğim handa Quintus’a benzeyen birini anlattılar. Belli ki bunlar çoktan yola çıktı. Hüzünden hanın kapısına çökerken, Hugin beni gagaladı, pençesini uzattı. Bir umut ayağına bağladım, saldım resmi.
Hugin bir iki saat sonra geldi. Deniz kokuyordu. Bacağında da bir kese. İçini açtığımda, kalbim ısınmıştı. Bunlar bana çokça altın yollamıştı, yanına da bir şişe- iksirciden cepledikleri mürekkep. Bu marka genelde Helgen tarafında üretilir. Bulması zor, fiyatı da tuzludur. Fakat kalitelidir, kolay solmaz. Güzel bir kalemle en ince ayrıntıları bile halledersin. O kadar sevindim ki günlük! Sevinçten göğe baktığımda, milyonlarca yıldızla göz göze geldim. Onlar da mutluluğumu paylaşır gibiydi.
geriye sadece bu eskizim kaldı. Umarım beğenmişlerdir
İşte böyle günlük. Şu an gemi tayfasıyla bi handa uyumaya yakınız. Beni en köşede bir yer yatağına attılar ama alışkınım. Yarın Vein’e yelken açıyoruz. Acaba Ulgathlı ekip varmış mıdır? Peki onlar ne peşinde? Âlâ mıdır yoksa şer midir bunlar? Belki de ehvenişer? Bana çok da kötü görünmediler ama burası Kalbedur, her yerden her şey çıkabilir.
Şer demişken, korkunç bir şey hatırladım günlük. Ben bunlara Kargaresh günlüğünden sayfa verdim dedim ya. Ben bunlara Slatur’un sayfasını vermişim! Baya sadece malzeme ve duası var- bunlar beni kara büyücü zannedecek!! Ben yandım! Ya o Warlock beyefendi, beyefendiliğini bırakıp beni yakacak, ya da o Mugen herifi beni bulur da kıyma yapacak!
Onu geçtim, bunlar Vein’den gidecekse nasıl girecekler, Vein girişini bulabilirler mi bi başlarına? Aaaaah, benim salak kafam! Şimdi düşünüyorum da, umarım Vein’e gitmişlerdir çünkü onları durdurup durumu izah etmem gerekiyor.. Off, kafama bacağım girse bu kadar kötü olmaz.
Neyse, vakit gerilme vakti değil. Bir iki güne Vein’deyim. Orada her şeyi izah edeceğim. Sorularım da cevaplanacak, inanıyorum! Dayak yiyip Kara Topraklara atılsam bile gideceğim oraya! Noble Joe da kimmiş!! Slatur ve Hugin buradayken bana hiçbir şey olmaz!
Ve dediğim gibi günlük, bu eğer son yazımsa, benimle yol aldığın için çok teşekkür ederim. Slatur mevzusu hala geçerli. Gerçi şimdi sadece ona değil, aynı zamanda Hugin’e de sorumluluğum var. Onları ne olursa olsun koruyacağım. Eğer o Ulgathlı ekibi de görürsem, onların da foyası Vein’de belli olur. O zaman görürüz şer midir ehven midir bunlar.
Selametle!
- Uni
submitted by Unistonen to ehvenisers [link] [comments]

Sosyalizme Çağrı – Gustav Landauer – 1

Sosyalizme Çağrı – Gustav Landauer – 1

Sosyalizme Çağrı
Landauer’in bu eserinin tarihi 1911. Henüz bir Sovyet “devrim”i yok. Fakat 1. Enternasyonal’de otoriterler ile özgürlükçüler arasında çekişmeler ve tartışmalar olmuş, anarşistler bir komplo ile uzaklaştırılmış ve etkileri devam etmekte. Landauer’in o zamandan bugüne dair gerek Marksizme getirdiği eleştiriler ve gerekse “devrim” denen şeyin ne olduğu ve olması gerektiğine dair fikirleri entelektüel kaygılara sahip insanlar için bugün dahi dikkate değer önemdedir kanısındayım. Bu duygularla iyi okumalar diliyorum.
Alişan Şahin
İkinci Basıma Önsöz
Devrim geldi, gerçi ben onu bu şekilde beklememiştim. Savaş ise tam da beklediğim şekilde geldi ve bu savaşta ben yenilgi ve devrimin amansızca yaklaştığını çok geçmeden gördüm.
Gerçekten içten bir hoşnutsuzlukla söylüyorum: Şimdilerde işbu (kitabım)Sosyalizme Çağrı’da ve dergim Sosyalist’teki makalelerde özde haklı olduğum anlaşılmıştır. Almanya’da siyasal bir devrim henüz gerçekleşmemişti; şu anda tamamlanmıştır ve eğer tepki, yeni imtiyazlı güçlerin yeniden tesis edilmesini sağlayacaksabundan sadece devrimcilerin bilhassa yeni ekonomiyi ve dahi yeni özgürlüğü ve self-determinasyonu (kendi kaderini tayin hakkını) inşa etmedeki yetersizlikleri sorumlu tutulabilir. Tüm Marksist Sosyal Demokrat partiler, tüm çeşitleri dâhil, siyasal pratik ortaya koyma, insanlığın anayasasını ve onun popüler kurumlarını ve emek ve barışı temsil eden bir hükümet kurma (konularında) acz içerisindedirler, tıpkı sosyal hadiselerle ilgili teorik kavrayışa erişememelerinde olduğu gibi. Nitekim bunu, savaş sırasında ve sonrasında, Almanya’dan Rusya’ya, temelde birbirileriyle ilişkili ve ilginç bir biçimde bağlaşık olan militarist heveslerinde ve ruhsuz ve yaratıcı olmayan terör devirlerinde korkunç bir şekilde göstermişlerdir. Bununla birlikte, hem bazı gazete haberleri hem de umudumuzun mağfiret ve mucize için titrek arzusu tarafından öne sürüldüğü üzere, eğer doğruysa, Rus Bolşevikleri, Avusturya’da Friedrich Adler ve Almaya’da Kurt Eisner tarafından sergilenene nazaran, benzer bir biçimde güzel ve hatta daha da dönüştürücü bir büyüme ile, kendilerinin, kendi teorik dogmatizmlerinin ve kısır eylemlerinin üzerinden yükselmiş ve merkeziyetçilik ve militer-proleter otoriter örgütlenmeye karşı federasyona ve özgürlüğe öncelik vermiş; yaratıcı hale gelmiş ve Rus köylüsünün ruhu, Tolstoy’un ruhu, tek bir sonsuz ruh ile (ki bu ruh gerçekte Marksizimden çok devrimin ilahi ruhundan kaynaklanmaktadır) sanayi işçisi (meselesinin) ve içlerindeki ölüm müderrisinin üstesinden gelmiştir. (Devrimin ilahi ruhu) ihtiyacın sıkı denetimi altında ve hızlı mancınığında insanın (özellikle Rus insanının) ruhunda gömülü katmanları ortaya çıkarmış ve bilinçaltı gücün gizli kaynaklarını açmıştır.
kapitalizm, kendisinden beklenen yavaşça ve barışçıl bir şekilde sosyalizme dönüşme ilericiliğini sergilememiştir; ne de ani, mucizevi bir çöküş ile sosyalizm üretmiştir. Ve şer, baskı, hırsızlık ilkesinin ve incelikten yoksun şablonun (rutinin) mucize gerçekleştirmesi nasıl beklenilebilir?
Ayrıca kapitalizm, kendisinden beklenen yavaşça ve barışçıl bir şekilde sosyalizme dönüşme ilericiliğini sergilememiştir; ne de ani, mucizevi bir çöküş ile sosyalizm üretmiştir. Ve şer, baskı, hırsızlık ilkesinin ve incelikten yoksun şablonun (rutinin) mucize gerçekleştirmesi nasıl beklenilebilir? Bu zamanlarda, rutin, habis bir musibete dönüştüğünde, devrime öncülük etmesi gereken, mucizeleri gerçekleştiren ruhtur; bu cihetle, ruh, Alman İmparatorluğu’nun anayasasını bir gecede değiştirmiş, Alman profesörlerinin dokunulmaz bir şekilde kutsal olduğunu düşündüğü hükümet yapısını Alman mülk sahibi ve sanayici olan asilzadelerinin eski dönemlerine indirgemiştir. Hükümet çökmüştür; sosyalizm tek kurtuluştur. Sosyalizm, kesinlikle kapitalizmin gelişmesi (tomurcuk vermesi) sonucunda meydana gelmemiştir; sosyalizm, öz olmayan babasının cesedinin çürüdüğü kapının arkasında bekleyen varis ve reddedilmiş oğuldur. Milli servetin ve görkemli ekonominin zirvesi olarak o güzel toplum bedenine de eklenemez; sosyalizm kaosun ortasında neredeyse hiç yoktan yaratılmalıdır. Çaresizlikle sosyalizme çağrı yaptım; fakat o çaresizliğin içinden büyük bir umut ve neşeli bir çözüm çıkardım ve ben ve benim gibilerin kalplerimizde beslediği çaresizlik daimi bir hale dönüşmedi. Şu anda inşa işine başlaması gerekenler umut, çalışma arzusu ve dayanıklı bir yaratıcılıktan yoksun olmasınlar.
Burada çöküşle ilgili söylenen her şey tümüyle sadece şu anki Almanya’ya ve gönüllü ya da gönülsüz Almanya’nın kaderini paylaşan uluslara uygulandı. Söylendiği üzere, kapitalizm haddizatında kendisine içkin imkânsızlığın sonucu olarak çökmüş değildir; otokrasi ve militarizm ile beraber hareket eden bir grup ulusun kapitalizmi, askeri olarak daha zayıf, kapitalist olarak daha güçlü bir alanda, en nihayetinde kendi halkının popüler öfkesinin volkanik patlaması ile birlikte liberal bir biçimde yönetilen diğer bir ulus grubu tarafından yıkılmıştır. Daha zeki kapitalizm temsilcisi olan diğerinin ve emperyalizmin çöküşünün ne zaman ve ne şekilde olacağına dair kehanette bulunmayacağım. Herhangi bir devrimin gerçekleşmesi için gereken toplumsal sebepler her yerde mevcuttur. Ancak, bir devrimin bir hedefe doğru ilerlemesi ve bir isyandan fazlası haline gelmesi için tek neden olan siyasal özgürlük için duyulan ihtiyaç, demokratik siyasi devrimleri tecrübe etmiş ülkelerde değişken güce sahiptir. Aşağıdakilerin bariz olduğu görünmektedir: bir ülkede özgür politik hareketlilik ne kadar çoksa hükümet kurumlarının demokrasiye uyumu da o kadar fazladır; toplumsal zorluklar, adaletsizlik ve yozlaşma en nihayetinde devrim hayaletini ve neticesinde hepsi de çok gerçek olan iç savaşı ürettiği zaman, sosyalizmi tesis edecek adımlar derhal atılmazsa mücadele de bir o kadar berbat ve verimsiz olacaktır. İlk kez İsviçre’de –savaş, savaş vurgunu, İsveç savaş-ersatzı (ikamesi) ve İsveç olmayan savaş-yolsuzluğu ile çirkin bir tertip içerisinde ortaya çıkan belirtiler, yaratıcı çalışmayı talihsiz bir şekilde zalim aşırılıklardan ve aralıklı (yaşanan ) vahşetten ayırabilecek herhangi biri için yeterince açıktır.
Çünkü devrim sadece siyasal olabilir. Esir edilmiş kitleler, toplumsal baskı ve ekonomik zorluklardan azat olmayı da istemezlerse eğer, devrim onların desteğini kazanamaz. Bununla birlikte, toplumsal kurumların, mülk ilişkilerinin, ekonomi biçimlerinin dönüştürülmesi devrim kanalıyla olamaz. Bu meselelerde, aşağıdan gelen hareket sadece bir şeyleri silkip atar, yok eder ya da terk eder; yukarıdan gelen hareket, devrimci bir hükümet kanalıyla olsa dahi sadece lağveder ve emreder. Oysa sosyalizm yeni bir ruhtan inşa edilmeli, tesis edilmeli, örgütlenmelidir. Bu yeni ruh devrimde fazlasıyla ve tutkuyla bulunmaktadır. Robotlar insana dönüşürler. Soğuk, tahayyülsüz insanlar şevkle ateşlenir. Statükonun tamamı, buna pozitif ve negatif düşünceler de dâhildir, şüpheye kapılır. Daha önce sadece bencil çıkara odaklanan akıl rasyonel düşünüşe dönüşür ve odalarında oturan ya da huzursuzca odalarını arşınlayan binlerce insan hayatlarında ilk kez ortak refah için planlar yapar. Her şey lehte ulaşılabilir olur? İnanılmaz mucize, imkân alanına getirilir. Aksi halde ruhlarımızda, sanatın yapılarında ve ritimlerinde, dinin inanç-yapılarında, rüyada ve aşkta, dans eden ağaç dallarında ve parıldayan bakışlarda saklı olan gerçeklik, bundan böyle memnuniyet için baskı yapar. Fakat, eski tekdüze yolun ve boş taklidin devrimcilerin yerini alacağı ve onları, toplumun dönüştürülmesinin sadece aşk, emek ve sessizlikle mümkün olacağını bilmeyen ya da bilmek istemeyen çınlayan retoriğe sahip kaba jestli sığ, kültürsüz radikallere dönüştüreceği şeklindeki o muazzam tehlike hala ortada durmaktadır.
Acı çeken adam, sen hala bariz ve çocukça kolay çözümün önünde çaresizce duruyor musun? Bu ihtiyaç anında dahi senin de siyasal eylem saatin miydi? Çok uzun zamandır beklediğin için, içgüdülerini yitiren ve akılla aptallaştırılan hayvanlar gibi misin?
Onlar, geçmiş devrimlerin tecrübelerine rağmen bir başka hususu dagözardı etmektedirler. Tüm bu devrimler ulusların büyük bir yenilenmesi, köpüren bir tazelenmesi, yüksek bir noktasıydı; fakat kalıcı sonuçları azdı. Nihayetinde, sadece siyasal hak mahrumiyeti biçimlerinde değişiklik getirdiler. Siyasal özgürlük, olgunluk, samimi gurur, self-determinasyon ve kitlelerin birleştirici bir ruhta organik, tüzel (corporative) insicamı, kamusal yaşamda gönüllü birlikler- tüm bunlar, sadece büyük bir uyum ile, ekonomik ve toplumsal adalet ile, sosyalizm ile elde edilebilir. Hristiyanlığın tüm insanların çocuklarının köken, haklar ve kader bakımından eşitliğini teyit ettiği çağımızda gerçek toplumlardan (community) müteşekkil milletler topluluğu (commonwealth) nasıl olabilir; kölelik, mirastan mahrumiyet ve sürgün her şekil ve kılıkta var olmaya devam edecekse, tümüyle kendi kendini gerçekleştiren, heveslice ilerlemeci erkeklerin ve derin, güçlü kadınların dinamik ruhu ile dolu özgür bir kamusal yaşam nasıl olabilir?
Ruhu iktidara taşıyan ve onu en güçlü zorunluluk ve belirleyici uygulama kılan siyasal devrim, sosyalizm için, yenilenmiş bir ruhla koşulların değişmesi için yolu açabilir. Fakat resmi buyruklar insanıen fazla hükümetin köleleri olarak ordu-benzeri bir ekonomiye dahil eder; yeni adalet ruhu kendi ekonomi biçimlerini yaratmalıdır. Burada mülahaza, uzun vadeli bir bakış açısıyla anın ihtiyaçlarını kapsamalı ve onları gayretli bir biçimde şekillendirmelidir. Önceden sadece bir ideal olan, devrimden doğan yenilenme çalışması ile gerçekleşir.
Sosyalizm için ihtiyaç ortadadır. Kapitalizm çökmektedir. Kapitalizm artık işlememektedir. Kapitalin işlediği aldatmacası bir baloncuk gibi patlamıştır. Kapitalisti kendi iş türüne, servetini tehlikeye atmasına, teşebbüsün liderliğine ve yönetimine çeken tek şey, yani kar, kapitalisti artık çekmemektedir. Kapitalin, çıkarın, tefeciliğin çağı sona ermiştir; deli savaş karları ölüm dansıydı. Almanyamızda helak olmayacaksak, kelimenin tam manasıyla helak olmayacaksak tek kurtuluş bencil olmayan, kardeşlik ruhu ile yapılan, uygulanan ve örgütlenen emek, gerçek emektir. Emeğin yeni biçimleri geliştirilmeli; emek, sermayeye ödenen haraçtan azat edilmelidir; fasılasız yeni değerler ve yeni gerçeklikler yaratılmalı, doğanın ürünlerini insan ihtiyaçları için dönüştürmelidir. Emeğin verimlilik çağı başlıyor; eğer böyle değilse yolun sonuna gelmişiz demektir.
Teknoloji hem uzun zamandır hem de yeni keşfedilen doğal güçleri insanın hizmetine sunmuştur. İnsanlar dünyayı ne kadar çok ekip biçip ürünlerini dönüştürürse hasat da o kadar zengin olur. İnsanlık onurluca ve bakım olmaksızın yaşayabilir. Kimse kimsenin kölesi olmak zorunda değildir, kimse dışlanmak ve mirastan mahrum edilmek zorunda değildir. Emek, yaşamın aracı, çetin bir işkenceye dönüşmek zorunda değildir. Herkes ruha, tine, oyuna ve Tanrıya açık olarak yaşayabilir. Devrimler ve onların acı verici uzun, baskıcı tarih-öncesi bize öğretmiştir ki sadece en uç sıkıntılar, sadece tam bir ümitsizlik hissi insan kitlelerinin aklını başına getirir, o akıl ki akıllı insanlar ve çocuklar için her zaman doğal bir biçimde gelir; eğer bu mukadder saatte, akıl, sosyalizm, ruhani liderlik ve bu ruhaniyete riayet insanın aklına düşmezse, hangi dehşetleri, yıkımları, zorlukları, afetleri, vebaları, yangınları ve vahşi zalimlikleri beklemeliyiz?
Şimdi, en büyük ihtiyaçtan en büyük erdemin nasıl tesis edilmesi gerektiğini ve de kapitalizm çöküşü sonrasında yeni emek şirketlerini ve yaşayan kitlelerin baskılayıcı ihtiyaçlarını tüm dünyaya haykıracağım.
Asalak efendi olagelen sermaye, hizmetçiye dönüşmelidir – fakat bu, toplumu, karşılıklılığı, takas eşitliğini temsil eden bir sermaye biçimi olmalıdır. Acı çeken adam, sen hala bariz ve çocukça kolay çözümün önünde çaresizce duruyor musun? Bu ihtiyaç anında dahi senin de siyasal eylem saatin miydi? Çok uzun zamandır beklediğin için, içgüdülerini yitiren ve akılla aptallaştırılan hayvanlar gibi misin? Böbürlenen kibrinde ve kalbinin miskinliğinde var olan hatayı hala görmüyor musun? Yapılması gerekenin ne olduğu o kadar açık ve basittir ki her çocuk bunu anlar. Vasıtalar oradadır; etrafına bakan kim olursa olsun onu görür. Devrime yol açan ruhun zorunluluğu büyük tedbirler ve taahhütler üzerinden bize yardımcı olabilir. Bu ruha boyun eğin; küçük çıkarlar buna engel olmamalıdır. Fakat tümüyle uygulanması koşulların ve hatta kitlelerin ruhları üzerinde birikmiş yığınla moloz tarafından engellenmektedir. Devrimi getirmek ve mevcut sistemi çökertmek için bir yol açıktır, hiç olmadığı kadar açıktır: küçük çapta işe başlamak için ve gönüllü olarak, derhal, tüm taraflar, sizler çağrılıyorsunuz, sizler ve arkadaşlarınız!
Aksi halde sonumuz gelmiştir: sermaye ekonomik koşullar, hükümet talepleri ve uluslararası yükümlülükler yüzünden geri dönüşlerini kaybetmektedir; bir ulusun diğer uluslara ve kendi kendisine borçlu oluşu finans politikasında daha fazla borç ile ifade bulmaktadır. Fransa, büyük devrim zamanında, toprakların dağıtılması ve serflikten azat yoluyla serbest bırakılan teşebbüs ve işteki neşe ile başlayan büyük uyum ile eski rejimin (ancien regime) borçlarında ve kendi finansal çalkantısında muazzam bir iyileştirme gerçekleştirmiştir. Bizim devrimimiz toprakları büyük ölçüde dağıtabilir ve dağıtmalıdır. Yeni ve yeniden canlandırılmış çiftlik ahalisi yaratabilir ve yaratmalıdır, fakat muhakkak işte ve teşebbüste kapitalist sınıf neşesini veremez. Kapitalistler açısından devrim sadece savaşın sonudur: çöküş ve yıkım. Kapitalistler, onların sanayi müdürleri ve satıcıları sadece gelirlerini kaybetmekle kalmaz ham maddelerini ve dünya pazarını da kaybederler. Ayrıca, sosyalizmin negatif bileşeni orada durmaktadır ve hiçbir güç bu bileşeni yeryüzünden silemez: işçilerin eksiksiz, sürekli artan gönülsüzlükleri, esasen kendilerini kapitalist koşullar altında kiralamaya devam etme noktasındaki ruhsal yetersizlikleri…
Dünyada hiçbir şey ama hiçbir şey iyilik kadar böylesi bir karşı konulamaz fetih gücüne sahip değildir. Siyaseten geri zekâlıydık, en kibirli ve en kışkırtıcı dalkavuklardık; bizim için ortaya çıkan zarar, kaderin kaçınılmazlığı ile birlikte efendilerimize karşı bizleri öfkelendirmiş, devrime sevk etmiştir.
O halde sosyalizm, inşa edilmelidir; çöküşün ortasında, tehlike, kriz, doğaçlama durumlarında, eyleme konulmalıdır. Şimdi, en büyük ihtiyaçtan en büyük erdemin nasıl tesis edilmesi gerektiğini ve de kapitalizm çöküşü sonrasında yeni emek şirketlerini ve yaşayan kitlelerin baskılayıcı ihtiyaçlarını tüm dünyaya haykıracağım. Sadece kendilerini işçiler olarak gören sanayi proleterlerini, dar kafalılıkları, vahşi inatçılıkları, uzlaşmazlıkları ve entelektüel ve duygusal yaşamlarının kabalığı, pozitif ekonomik örgütlenme ve teşebbüslerin liderliği için mesuliyet sahibi olmayışları ve yetersizlikleri nedeniyle azarlamaktan geri durmayacağım. İnsanı suçluluktan aklayıp toplumsal koşulların yaratıkları olarak ilan ederek kişi, toplumun zikredilen ürünlerini, olduklarından daha farklı kılmaz. Bununla birlikte yenidünya, insanların nedenleriyle değil insanların bizzat kendileri ile inşa edilecektir. Bu harekete yardım etmek için, alçak gönüllülükle, ustalıkla ve cansiperane, toplum ve şahsi özgünlük ruhuyla, hükümet ve belediye yetkililerine, kooperatiflerin ve büyük fabrikaların liderlerine, teknik ve ticari çalışanlara ve müdürlere, avukatlara ve mevcut sistemde rolleri gereksizleşecek memurlara çağrı yapmayı tehir edeceğim. Şimdilerde para politikası ismiyle bilinen hükümetin kâğıt para basımını ve özellikle, sözüm ona bu parada oluşturulan işsizlik tazminatını keskin bir biçimde eleştireceğim. Gerçi her sağlıklı insan, daha önce hangi mesleği yapmış olursa olsun, toplumu en büyük tehlikeden korurken, ne mümkünse inşa edilip planlanma yapılmalı iken, yeni ekonominin inşasına dâhil olmalıdır. Kapitalizmin işsizleri, kurutuluşu sağlaması gereken acil ekonominin ihtiyaç duyduğu pozisyonlara yönlendirilebilsinler diye şu anki verimsiz askeri bürokrasinin kullanılmasını tavsiye edeceğim; gerçekliğin toplumsallaşmasına ve kurtulmasına yol açacak olan en güçlü devrimci enerjiyi çağıracağım. Bu noktada kısa bir ön özet yapmama izin verin: müteakip çağrılarımda ve onu tamamlayan Sosyalist’teki makalelerimde defalarca tekrar ettiğim üzere sosyalizm tüm ekonomi ve teknoloji biçimlerinde mümkündür ve gereklidir. Kapitalizmin ne sınai ve ticari teknolojisine ne de bu canavarlığı üreten zihniyete ihtiyacı vardır. Sosyalizmin başlaması gerektiği için ve de ruh ve erdemin gerçekleşmesi hiçbir zaman kitlevari ve normal olmadığı için, daha çok azınlığın sırf kendini feda etmesinden ve öncülerin yeni girişimlerinden kaynaklandığından dolayı sosyalizm, kendisini yoksulluktan ve işteki neşeden kendisini arındırmalıdır. Sosyalizmin iyiliği için kırsal yaşama ve sanayi, zanaat ve tarımın birleştirilmesine geri dönmeliyiz, kendimizi korumak ve adaleti ve toplumu öğrenmek için. Peter Kropotkin’in, önemli ve şimdilerde meşhur kitabı Tarla, Fabrika, Atölye adlı kitabında yoğun toprak ekimi ve entelektüel emeğin ve el emeğinin birleştirilmesine ilişkin yöntemleri bize öğretmiştir. Ayrıca tüm yeni kredi biçimleri ve parasal işbirlikleri (monetary cooperative) şu anda, en köklü ihtiyacımızda ve yaratıcı hazla test edilmelidir. İhtiyaç, gönüllü olarak fakat kıtlık tehlikesi altında, yeni bir başlangıç ve inşa talep etmektedir ki bunlar olmadan kayboluruz.
Son bir sözü, en ciddi olanı eklememe izin verin. En büyük zorluğu en büyük erdeme dönüştürürsek ve kriz yüzünden gerekli kılınan acil emeği sosyalizmin koşullu başlangıcına dönüştürürsek, aşağılanmamız onurumuza tahvil edilecektir. Yenilgi ve yıkımdan yükselen sosyalist cumhuriyetimizin muzaffer ulusların ve elan kapitalizme adanmış güçlü ülkelerin arasında nasıl ayakta kalacağı sorusunu göz ardı edelim. Yalvarmayalım, hiçbir şeyden korkmayalım, çekinmeyelim. Uluslararasında harekete geçelim, tıpkı Tanrı’ya ve dünyaya hizmet etmek için Tanrı ve dünya tarafından terkedilen Eyüp’ün ıstırabıyla harekete geçmesi gibi. Ekonomimizi ve toplumumuzun kurumlarını inşa edelim ki böylelikle zor işten ve kıymetli bir yaşamdan zevk alalım. Bir şey kesindir: bizler açısından yoksullukta işler yolunda giderken, ruhlarımız memnunken, diğer tüm uluslardaki fakir ve onurlu insanlar, her biri bizim örneğimizi takip edeceklerdir. Dünyada hiçbir şey ama hiçbir şey iyilik kadar böylesi bir karşı konulamaz fetih gücüne sahip değildir. Siyaseten geri zekâlıydık, en kibirli ve en kışkırtıcı dalkavuklardık; bizim için ortaya çıkan zarar, kaderin kaçınılmazlığı ile birlikte efendilerimize karşı bizleri öfkelendirmiş, devrime sevk etmiştir. Dolayısıyla bir anda, yani bize vuran darbede, liderlik üstlendik. Sosyalizme giden yolu göstermeliyiz; örneğimizden gayri ne ile öncülük edebiliriz? Kaos burada. Yeni eylemler ve kargaşa ufukta belirmiş durumda. Zihinler uyanıyor, ruhlar sorumluluğu kabul ediyor, eller eyleme geçiyor. Devrim yeniden doğuşu getirsin. Yeni kadar başka hiçbir şeye bu kadar ihtiyaç duymadığımız için, bilinmeyen karanlıktan ve derinliklerden yükselen yozlaşmamış insanlar, bu yenileyiciler, saflaştırıcılar, kurtarıcılar ulusumuzda eksik olmasınlar. Devrim sen çok yaşa, büyü ve zorlu, harika yıllarda yeni seviyelere yüksel. Uluslar, görevlerinden, yeni koşullardan, tarih öncesi, ebedi ve koşulsuz derinliklerinden yeni, yaratıcı ruhla, gerçekten yeni koşullar yaratan yeni ruhla dolu olsun. Devrim; dini, insanları mutlu eden, kurtaran ve imkânsız durumların üstesinden gelen eylem, yaşam, aşk dinini üretsin. Hayatne ifade eder? Yakında öleceğiz, hepimiz ölüyoruz, hatta hiç yaşamıyoruz. Kendimizden ne çıkardığımızdan, kendimizle ne yaptığımızdan gayri hiçbir şey yaşamaz. Yaratım yaşar; yaratılan değil, sadece yaratıcı yaşar. Dürüst ellerin eylemi ve saf, hakiki bir ruhun idaresi dışında hiçbir şey yaşamaz.
Münih, 3 Ocak 1919
Gustav Landauer
Devam Edecek
Çev: Nesrin Aytekin
İtaatsiz.org’un notu: Bu makale serisi Türkçede itaatsiz.org’da hakkında yayınlanmış kısa bir biyografik yazı dışında (Gustav Landauer’in Komüniter Anarşizmi – Larry Gambone) başka yazı ya da eseri bulunmayan komüniter ve mistik temayüle sahip anarşist Gustav Landauer’in “Sosyalizme Çağrı” kitabıdır. Bu eserinin şimdiye kadar kitap olarak basılması “Marksizm” hayranı bazı yobaz kafalardan dolayı mümkün olmadı. Çevirisini, Nesrin Aytekin’in diliyle, burada sunuyoruz.
https://itaatsiz.org/2020/02/02/sosyalizme-cagri-1-gustav-landaue
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]

Introducing: The Chug-Chug-75

The necromancer of keli-sehir had missed a drink one too many times; working in a crypt messed with his sense of time, and so he more often then not arrived after the ale was drained from all the pubs in the city.
He decided to solve his problem using NECROMANCY!
He bought an old distillery, did away with most of its inner workings, and replaced them with a rune of entropy.
Anything that entered the rune's container was aged at an accelerated pace.
He then sold the distillery to the owner of a then unknown pub.
The pub became well known as the proud owner of a distillery that could produce 75 flagons'-worth per minute. Many a Dwarf started paying the barkeep for the privilege of drinking directly from the faucet until they passed out.
Health concerns caused the pub owner to hire a Zanaat engineer who designed a one way faucet so that nobody would accidentally spit back through the faucet. He also attached a hose so that the "chug till you drop" experience wouldn't require jumping over the bar, and the hoses could be washed after every patron.
The distillery's design was bought and improved on by the Zanaat family, who gave it the same name the pub owner affectionately gave it: The Chug-Chug-75.
I made this item's concept up when I asked my DM if I could sell something my character's family (Zanaat) owns on their behalf (RP purposes, none of the money would go directly to me). He didn't understand (or I didn't explain the concept well enough), so I wrote this to better explain its origins.
This item is pretty versatile in its applications in an adventure. For example:
submitted by cursed_DM to DnDBehindTheScreen [link] [comments]

Avcılar Evden Eve Nakliyat

Bakırköy Evden Eve Nakliyat

Bakırköy evden eve nakliyat kapsamında ifa ettiği sorumluluğu kurumsal karakteri durumuna getiren firmamız, Bakırköy'de güvenilir nakliyecilik sunmaktadır.
Bakırköy ya da civarında işletmemiz tarafından sunulan evden eve nakliyat faaliyetleri alanında, Bakırköy'da ikamet eden personelimiz görevlendirilmekte, buradaki hizmet sunduğumuz kişi ve kurumlara Bakırköy otoparkımızda bulunan taşıma araçlarımız yönlendirilmektedir.
Eski usullerle taşınma dönemi artık yürürlükte değildir. Bugün profesyonel kavramla evden eve nakliyat operasyonlarını zanaat edinmeyen nakliye kuruluşları, ev taşıma hakkında tercih edilmemektedir. Evden eve nakliyat işlemlerinde eğitimli olan firma kadromuzun tümü kendi kişisel görev alanlarında önemli derecede tecrübelidir. İfa ettiği misyonu içselleştirmiş şahıslarla çalışmayı tercih eden işletmemiz adına, hizmet sunduğumuz kurum ve şahısların hizmetlerimizden memnun olması herşeyden çok önem arz eder.
Evden eve nakliye işlemlerinde herşeyden önce raporlama faaliyeti yerine getirilmektedir. İnceleme aşaması ücretsizdir ve taşımacılık işinin en mühim kısımlarından birini meydana getirir. Eksper faaliyetlerinin dikkatli icra edilmesi, nakliyat süreçleri esnasında arıza oluşmasını önleyecektir. Sözü edilen sebeple, inceleme faaliyetleri alanında vazife verdiğimiz kadromuz, işlerinde profesyonel kişilerdir.
Raporlama organizesi sayesinde sorunlar önceden önlenebilmektedir.
Eksperlerimiz, inceleme faaliyetleri amacıyla daire veya ofisinize geldiğinde, ilk aşamada eşyalarınızın miktarını hesap eder ve lüzumlu olan olacak transfer aracını saptar. Yağmur ve toz benzeri havayla ilgili etkenlerden tüm eşyaları koruyan çelik kasalı ve özel tasarlanmış kamyonlarımız, bununla beraber mukavemeti artırılmış süspansiyon donanımlarıyla yüksek derecede güvencelidir. Çelik kasa taşıma araçlarımız konforlu ve güvencelidir. Araçlarımızın bakımları düzenli olarak yapılır. Araç operatörlerimiz deneyimlidir.
Eksper elemanlarımız, doğru nakliyat kamyonuyla birlikte ihtiyaç olan paketleme unsurları, görevlendirilecek elemanlar ve başka ciddi gereklilikleri inceleme esnasında tespit etmektedir. Son olarak taşınacak yerin çevresel koşulları göz önünde bulundurulur ve transfer planlaması yapılır. İnceleme aşaması akabinde sigortalama işlemi yapılır.

Ambalajlama Ve Taşıma Aracına İstif

Bakırköy Evden Eve Nakliyat Hizmetleri konusunda tecrübeli olan elemanlarımız, evden eve nakliyat işlemlerinde uç noktada önemli bulunan paketleme faaliyetlerini kaliteli yöntemlerle yerine getirmektedir. Sözü edilen yüksek hizmet kalitesiyle Bakırköy Evden Eve Nakliyat Firmaları içerisinde, kurumumuz ciddi bir mevkiye sahip bulunmaktadır. Kurumumuzun sunduğu Bakırköy evden eve nakliyat fiyatları oldukça uygundur. Paketleme, Evden Eve Taşımacılık servis faaliyetleri perspektifinde en mühim noktadır.
Kırılgan veya hususi materyalleriniz için kendine özgü ambalajlama metodları geliştirilmiştir. Bulaşık makinesi gibi elektronik eşyalar ve aygıtlar için, kendine özgü ambalaj malzemeleri uygulanmaktadır. Ağır malzemeler dikkatli bir şekilde paketlenir. Monte hizmetleri için tecrübeli kadromuz mevcuttur. Evde bulunan eşyaların hasar almaması gayesiyle özel ambalajlama opsiyonları bulunmaktadır.
Asansör tertibatı, özenli bir şekilde kurulmaktadır. Asansör aracının balkona tam yaslanması ve eşya taşıma bölümünün sağlam bir halde gelip gitmesi ve titrememesi mecburidir Asansör aracımızın şoförü asansör kullanımı hakkında deneyimlidir. Bakırköy asansörlü nakliyat hizmetleri neticesinde kurumumuz, Bakırköy ve civarında bulunan ev veya işyerinizde eşyalarınızı kısa zamanda ve güvenle aşağıya indirerek taşıma aracına istiflemekte ve aynı biçimde daireye çıkarmaktadır. Büyük mobilyaların diğerlerinden önce ambalajlanması ve indirilerek istiflenmesi önem taşır. Büyük malzemeler sağlam olduğundan alta konumlandırılır. Hassas materyaller üstlerde bulunan yerlere konumlandırılır.
Eşyalarınızın aynı biçimde taşınılacak daireye konumlandırılmasıyla, eşya taşıma süreci genel olarak tamamlanmış olur. Yeni adreste eşyaların istediğiniz gibi konumlandırılması ve monte işlerinin yapılması hususunda özel ustalarımız görevlendirilir. İstenildiği taktirde eşyalarınızın tamamen yerleşmesi hizmeti konusunda bayan personel görevlendirilebilmektedir.
Bakırköy yahut etrafındaki bölgede uluslararası evden eve nakliyat alanında da iş yapan organizasyonumuz, sözü edilen konudaki faaliyetlerinde eşya ve malzemeleriniz diğer bir uzak bölgeye sevk edileceğinden dolayı çok daha itinalı davranmaktadır.
http://www.akdenizekspres.com.tbakirkoy-evden-eve-nakliyat/
submitted by akdenizekspres to u/akdenizekspres [link] [comments]

Büyükçekmece Evden Eve Nakliyat

Büyükçekmece Evden Eve Nakliyat

Büyükçekmece evden eve nakliyat alanında icra ettiği yükümlülüğü kurumsal karakteri durumuna getiren şirketimiz, Büyükçekmece'de güvenli nakliyecilik sunmaktadır.
Büyükçekmece veya çevre ilçelerde işletmemiz tarafından sunulan eşya nakliyesi işlemlerinde, Büyükçekmece çevresinde ikamet eden personelimiz vazifelendirilmekte, burada bulunan müşterilerimize Büyükçekmece bölge otoparkında mevcut bulunan taşıtlarımız yönlendirilmektedir.
Geçmiş metodlarla eşya taşıma dönemi bu zamanda yürürlükte değildir. Bugün elit çözümlerle evden eve nakliyat işlerini zanaat edinmeyen taşımacılık organizasyonları, eşya taşıma hususunda ilgi çekmemektedir. Evden eve nakliyat yöntemlerinde birikim sahibi olmuş şirket kadromuzun her bireyi kendi vazife sahalarında ciddi derecede tecrübelidir. Yaptığı görevi adeta beceri haline getirmiş bireylerle kadrosunu çok daha sağlam bir duruma getirmiş olan şirketimiz adına, müşterilerimize arz ettiğimiz servis farklılığı ciddi derecede önem taşır.
Evden eve nakliye faaliyetlerinde ilk olarak eksper işlemi icra edilmektedir. Eksper faaliyetleri ücretsizdir ve nakliye işinin en mühim bölümlerinden bir tanesini meydana getirir. Raporlama sürecinin titiz bir biçimde organize edilmesi, nakil faaliyetleri esnasında arıza çıkmasını önleyecektir. Bu nedenle, raporlama faaliyetleri alanında vazife verdiğimiz kadromuz, mesleklerinde deneyimli şahıslardır.
İnceleme işlemleri sayesinde aksaklıklar meydana gelmeden engelleniyor.
Eksperlerimiz, inceleme hizmeti için adresinize ulaştığında, herşeyden önce evinizde olan tüm eşyaların miktarını hesap eder ve gereken olacak kapalı kasalı nakliyat vasıtasını belirler. Yağış gibi dış olumsuzluklardan eşyaları koruyan kapalı kasa ve hassas tasarlanmış nakliye kamyonlarımız, aynı zamanda mukavemeti artırılmış sarsıntı engelleme donanımlarıyla ciddi derecede güvencelidir. Çelik kasalı araçlarımız yeni ve güvencelidir. Taşıtlarımızın bakım ve onarımları daimi bir şekilde takip edilir. Sürücülerimiz tecrübe sahibidir.
Eksperlerimiz, doğru eşya taşıma vasıtasıyla birlikte ihtiyaç duyulacak paketleme malzemeleri, istihdam edilecek elemanlar ve başka mühim gereklilikleri inceleme esnasında tespit etmektedir. İnceleme işlemi bitiminde taşınacak yerin civar koşulları göz önünde bulundurulur ve lojistik planlaması hazırlanır. Eksper hizmeti sonrası güvence nedeniyle sigorta poliçesi yapılır.
Eşyaların paketlenmesi ve Nakliye aracına Yükleme
Büyükçekmece Evden Eve Nakliyat Faaliyetleri hususunda uzman durumda bulunan eleman kadromuz, ev taşıma hususunda fazlasıyla ciddiyet barındıran paketleme işlemlerini seçkin tarzla yapmaktadır. Sözü edilen kalite çerçevesinde Büyükçekmece Evden Eve Nakliyat Firmaları arasında, kuruluşumuz mühim bir mevkiye sahip bulunmaktadır. Kuruluşumuzun sunduğu Büyükçekmece evden eve nakliyat fiyatları son derece hesaplıdır. Ambalajlama, Eşya Taşıma hizmet aşamaları arasında en çok ciddiyet atfedilen aşamadır.
Kırılabilecek yahut kıymetli materyaller adına farklı paketleme yöntemleri geliştirilmiştir. Bulaşık makinesi gibi evde bulunan makineler ve cihazlar için, kendine özgü baloncuklu naylonlar uygulanmaktadır. Geniş eşyalar özenle korunaklanır. Montaj konusunda tecrübe sahibi elemanlarımız mevcuttur. Eşya ve yüklerinizin ziyan görmemesi amacıyla farklı paketleme opsiyonları bulunmaktadır.
Asansörler, itinayla kurulmaktadır. Asansörün balkona tam olarak yanaşması ve taşıma bölümünün akıcı bir biçimde çıkıp inmesi ve titrememesi zorunludur Asansör aracımızın kullanıcısı işinde tecrübelidir. Büyükçekmece asansörlü nakliye hizmetleriyle ekibimiz, Büyükçekmece ve çevresinde bulunan ev yada ofisinizde eşya ve yüklerinizi kısa zamanda ve sağlam bir halde taşıma aracının önüne indirerek nakliye aracına istiflemekte ve benzer şekilde dairenize konumlandırmaktadır. Ağır möble ve beyaz eşyaların diğerlerinden önce ambalajlanması ve indirilerek yüklenmesi mühimdir. Hacimli möble ve beyaz eşyalar dayanıklı olduğundan alta yerleştirilir. Kırılabilir eşyalar nispeten üst kısımlara istiflenir.
Eşya ve malzemelerin aynı şekilde yeni eve çıkarılmasıyla, eşya nakliyesi süreci büyük çerçevede bitmiş olur. Ev içinde eşyaların yerleştirilmesi ve monte aşamasının yapılması hususunda tecrübeli elemanlarımız görev yapmaktadır. İstediğiniz taktirde tüm eşyaların döşenmesi işlemleri konusunda bayan eleman vazifelendirilmektedir.
Büyükçekmece yahut civarında uluslararası evden eve nakliyat kapsamında da hizmet veren kuruluşumuz, söz konusu alandaki hizmetlerinde eşyalarınız başka ülkeye sevk edileceği için kayda değer oranda daha dikkatli olmaktadır.
Detaylı Bilgi İçin; http://www.akdenizekspres.com.tbuyukcekmece-evden-eve-nakliyat/
submitted by akdenizekspres to u/akdenizekspres [link] [comments]

Arnavutköy Evden Eve Nakliyat

Arnavutköy Evden Eve Nakliyat

Arnavutköy evden eve nakliyat faaliyet alanında ifa ettiği sorumluluğu kurumsal anlamda içselleştiren şirketimiz, Arnavutköy'de güvenilir nakliyecilik arz etmektedir.
Arnavutköy ile etrafındaki bölgede işletmemiz tarafından sunulan evden eve taşımacılık kapsamında, Arnavutköy yakınlarında bulunan personelimiz istihdam edilmekte, buradaki müşterilerimize Arnavutköy bölge otoparkımızda mevcut bulunan kamyon ve tırlarımız sevk edilmektedir.
Geçmişte uygulanan tekniklerle taşınma dönemi bu zamanda tasfiye olmuştur. Zamanımız şartlarında elit çözümlerle evden eve nakliyat hizmetlerini zanaat edinmeyen taşıma şirketlerine ev taşıma hakkında istemde bulunulmamaktadır. Evden eve nakliyat kademelerinde profesyonel olan firma kadromuzun tüm bireyleri kendi şahsi vazife dallarında oldukça potansiyel sahibidir. Yaptığı vazifeyi içselleştirmiş bireylerle kadrosunu çok daha kuvvetli bir hale getirmiş durumda bulunan kuruluşumuz için, müşterilerimize sunduğumuz hizmet farklılığı kayda değer oranda mühimdir.
Eşya taşımacılığı hizmetlerinde öncelikle raporlama hizmetleri yerine getirilmektedir. İnceleme programı bedelsiz neticelendirilir ve taşımacılık hizmetinin en önemli aşamalarından biridir. Eksper hizmetinin titiz bir biçimde ifa edilmesi, eşya taşıma faaliyetleri süresince problem meydana gelmesini enlelleyecektir. Sözü edilen gerekçeyle, ekspertiz hizmetlerinde vazife yapan personelimiz, mesleklerinde profesyonel kişilerdir.
İnceleme organizesi sayesinde sorunlara meydana gelmeden engel olunabilmektedir.
Eksper personelimiz, ekspertiz işlemleri amacıyla daire veya işyerinize geldiği zaman, herşeyden önce evinizde bulunan eşyaların miktarını ölçer ve gerekli olan taşıma vasıtasını tespit eder. Yağış benzeri harici olumsuzluklardan eşyaları koruyan kapalı kasalı ve kendine özgü dizayn araçlarımız, ayrıca kuvvetlendirilmiş süspansiyon sistemleriye fazlasıyla güvenlidir. Çelik kasalı kamyonlarımız yeni ve güvencelidir. Araçlarımızın bakım ve tamirleri sürekli olarak takip edilir. Şoförlerimiz tecrübe sahibidir.
Eksper personelimiz, uygun eşya taşıma vasıtasıyla beraber gereken paketleme öğeleri, görev verilecek personel ve diğer ciddi gereklilikleri inceleme esnasında belirlemektedir. İnceleme işlemi bitiminde taşınacak yerin civar durumu göz önünde bulundurulur ve taşıma planlaması hazırlanır. İnceleme hizmeti sonrası taşıma sigortası hazırlanır.

Paketleme Ve Araca İstifleme

Arnavutköy Evden Eve Nakliyat İşlemleri konusunda deneyim sahibi olmuş elemanlarımız, taşınma işlemlerinde son derece önemli bulunan ambalajlama işlemlerini elit bir tarzla yapmaktadır. Sözü edilen yüksek hizmet kalitesiyle Arnavutköy Evden Eve Nakliyat Firmaları arasında, şirketimiz hakim bir pozisyona sahiptir. Firmamızın tanımladığı Arnavutköy evden eve nakliyat fiyatları son derece ekonomiktir. Eşya ve taşınacak materyalin ambalajlanması, Eşya Taşıma hizmet faaliyetleri içerisinde en çok değer atfedilen işlemdir.
Kırılgan veya özel malzemeleriniz için kendine özgü paketleme usulleri uygulanmaktadır. Bulaşık makinesi gibi evde bulunan makineler ve cihazlar için, çeşitli paketleme öğeleri tercih edilmektedir. Ağır malzemeler özenle sarılır. Monte konusunda deneyim sahibi kadromuz bulunmaktadır. Evde bulunan eşyaların hasar görmemesi adına çeşitli paketleme opsiyonları bulunmaktadır.
Asansörler, özenle kurulmaktadır. Asansörün binaya tam yaslanması ve taşıma alanının doğru bir şekilde çıkıp inmesi ve sallanmnaması zorunludur Asansör operatörümüz asansör kullanmak hakkında deneyimlidir. Arnavutköy asansörlü evden eve taşımacılık sayesinde kuruluşumuz, Arnavutköy ve çevresinde olan daire yada büronuzda eşyalarınızı kısa bir zaman içerisinde ve sağlam bir şekilde indirerek eşya taşıma aracına yerleştirmekte ve benzer biçimde daireye çıkarmaktadır. Ağır mobilyaların öncelikle paketlenmesi ve zemine indirilerek yüklenmesi önem taşır. Ağır mobilyalar sağlam olduğu için öncelikli istiflenir. Hassas ev eşyaları ve cihazlar üstlerde bulunan yerlere yerleştirilir.
Eşyaların önceki evde olduğu biçimde taşınılacak eve konumlandırılmasıyla, ev taşıma faaliyeti büyük çerçevede tamamlanmış olur. Ev içinde eşyaların konumlandırılması ve montaj işlemlerinin tamamlanması hususunda tecrübeli ustalarımız çalışmaktadır. İstendiğinde eşya ve malzemelerin tamamen yerleşmesi işlemleri konusunda bayan eleman görevlendirilebilmektedir.
Arnavutköy veya çevre semtlerde uluslararası evden eve nakliyat sahasında da iş yapan kuruluşumuz, bu konudaki işlemlerinde eşya ve malzemeleriniz farklı ülkeye ulaştırılacağı için çok daha özenli işlem yapmaktadır.
Detaylı bilgi için; http://www.akdenizekspres.com.tarnavutkoy-evden-eve-nakliyat/
submitted by akdenizekspres to u/akdenizekspres [link] [comments]

Sarıyer Evden Eve Nakliyat

Sarıyer Evden Eve Nakliyat

Sarıyer evden eve nakliyat faaliyet alanında icra ettiği yükümlülüğü kurumsal bir formda içselleştiren işletmemiz, Sarıyer'de güvenilir ev taşıma hizmetleri sağlamaktadır.
Sarıyer yahut çevre ilçelerde kuruluşumuz tarafından icra edilen taşımacılık faaliyetlerinde, Sarıyer çevresinde bulunan personelimiz görevlendirilmekte, buradaki müşterilerimize Sarıyer otoparkımızda mevcut bulunan araçlarımız yöneltilmektedir.
Geçmişte uygulanan usullerle taşınma çağı bu zamanda kapanmıştır. Şimdilerde kaliteli anlamla evden eve nakliyat işlerini zanaat biçimine indirgeyemeyen taşıma firmaları, ev eşyalarının taşınması işlemlerinde ilgi görmemektedir. Evden eve nakliyat işlerinde profesyonel olan firma kadromuzun tamamı kendi özel görev sahalarında önemli derecede tecrübelidir. Görevini içselleştirmiş şahıslarla çalışan kuruluşumuz için, müşterilerimizin hizmet sürecimizden memnuniyet duyması ciddi derecede önemlidir.
Evden eve lojistik hizmetlerinde ilk olarak inceleme hizmeti yürütülmektedir. Eksper faaliyeti ücretsizdir ve nakliyat hizmetinin en mühim bölümlerinden bir tanesini oluşturur. İnceleme işlemlerinin nitelikli olması, eşya taşıma süreçleri sırasında aksaklık oluşmasını önleyecektir. Söz konusu nedenden ötürü, eksper işlemlerinde vazifelendirdiğimiz personelimiz, mesleklerinde eğitimli elemanlardır.
Eksper hizmetleri ile ihtimal dahilindeki aksamalara ortaya çıkmadan engel olunabilmektedir.
Eksperlerimiz, ekspertiz hizmeti için evinize vardığında, herşeyden önce eşyalarınızın miktarını ölçer ve gereken olan nakil aracını saptar. Yağmur benzeri iklimsel etkenlerden tüm eşyaları koruyan çelik kasa ve kendine özgü dizayn nakliye araçlarımız, bununla birlikte kuvvetlendirilmiş yay sistemleriye uç noktada güvenlidir. Çelik kasa araçlarımız bakımlı ve güvencelidir. Araçlarımızın bakımları daimi bir şekilde yapılır. Şoförlerimiz tecrübelidir.
Eksperlerimiz, uygun nakliyat aracıyla birlikte gereken paketleme malzemeleri, görevlendirilecek ekip ve farklı önemli unsurları ekspertiz sırasında belirlemektedir. İnceleme işlemi sonunda taşınacak yerin çevre koşulları incelenir ve lojistik planlaması hazırlanır. Eksper işlemi sonrası sigortalama işlemi yapılır.

Paketleme Ve Nakil Aracına Yükleme

Sarıyer Evden Eve Nakliyat Hizmetleri hususunda tecrübe sahibi olmuş elemanlarımız, taşınma konusu için son derece mühim olan ambalajlama faaliyetlerini elit yöntemlerle sonuca ulaştırmaktadır. Sözü edilen kalite perspektifinde Sarıyer Evden Eve Nakliyat Firmaları kategorisinde, kuruluşumuz mühim bir mevkiye sahip bulunmaktadır. Firmamızın sunduğu Sarıyer evden eve nakliyat fiyatları oldukça uygundur. Taşınacak materyalin ambalajlanması, Eşya Taşıma hizmet faaliyetleri içerisinde özellikle dikkat edilmesi icab eden noktadır.
Hassas veya hususi materyalleriniz için kapsamlı ambalajlama usulleri uygulanmaktadır. Beyaz eşyalar gibi ev makineleri ve cihazlar için, farklı baloncuklu naylonlar kullanılmaktadır. Geniş malzemeler özenle ambalajlanır. Montaj hizmetleri için tecrübe sahibi elemanlarımız bulunmaktadır. Eşyalarınızın tahribat almaması amacıyla değişik paketleme seçenekleri bulunmaktadır.
Asansör, dikkatle kurulur. Asansörün binaya tam birleşmesi ve eşya taşıma bölümünün kolay bir biçimde inip çıkması ve sarsılmaması gereklidir Asansörcümüz mesleğinde ehliyetlidir. Sarıyer asansörlü evden eve taşımacılık sayesinde şirketimiz, Sarıyer ve civarında olan evinizde tüm eşya ve materyalinizi az bir zamanda ve güvenle indirerek nakliyat aracına yüklemekte ve aynı şekilde daireye konumlandırmaktadır. Hacimli möble ve beyaz eşyaların ilk aşamada ambalajlanması ve indirilerek istiflenmesi önem taşır. Ağır mobilyalar mukavemetli olduğundan alta istiflenir. Kırılabilir eşyalar hacimli mobilyaların üstüne istiflenir.
Tüm eşya veya malzemelerin benzer biçimde taşınacağınız eve konumlandırılmasıyla, eşya nakli işlemi büyük oranda bitmiş olur. Yeni evde taşınan materyallerin konumlandırılması ve montaj aşamasının tamamlanması için tecrübeli personelimiz çalışmaktadır. Tercih edilmesi durumunda eşyaların döşenmesi hizmeti hususunda bayan personel görevlendirilmektedir.
Sarıyer yahut çevre semtlerde uluslararası evden eve nakliyat kapsamında da hizmet veren kuruluşumuz, söz konusu alandaki organisazyonlarında eşya ve malzemeleriniz farklı uzak bölgeye sevk edileceği için ciddi oranda daha özenli davranmaktadır.
Detaylı Bilgi İçin;
http://www.akdenizekspres.com.tsariyer-evden-eve-nakliyat/
submitted by akdenizekspres to u/akdenizekspres [link] [comments]

Esenler Evden Eve Nakliyat

Esenler Evden Eve Nakliyat

Esenler evden eve nakliyat hizmetlerinde icra ettiği yükümlülüğü kurumsal karakteri haline getiren şirketimiz, Esenler'de güvenilir nakliyecilik arz etmektedir.
Esenler veya çevre semtlerde kurumumuz tarafından yapılan eşya transferi faaliyetlerinde, Esenler'da bulunan elemanlarımız vazifelendirilmekte, bu bölgedeki müşterilerimize Esenler otoparkımızda olan kamyon ve tırlarımız yönlendirilmektedir.
Geçmişte uygulanan metodlarla taşınma devri bu zamanda işlevsiz durumdadır. Bu zamanlarda elit çözümlerle evden eve nakliyat faaliyetlerini zanaat edinmeyen lojistik kurumlarına eşya taşıma hakkında alaka duyulmamaktadır. Evden eve nakliyat hizmetlerinde profesyonelleşmiş kurum kadromuzun tüm bireyleri kendi görev sahalarında oldukça potansiyel sahibidir. Yaptığı vazifeyi içselleştirmiş şahıslarla kadrosunu kuvvetlendiren organizasyonumuz adına, müşteri memnuniyeti oldukça fazla önem arz eder.
Evden eve taşımacılık organizesinde öncelikle eksper programı icra edilmektedir. Eksper işlemi ücretsiz yapılmaktadır ve taşımacılık işinin en mühim işlemlerinden biridir. Ekspertiz hizmetinin titiz bir şekilde ifa edilmesi, nakliye süreçleri boyunca sıkıntı olmasını önleyecektir. Sözü edilen nedenle, raporlama alanında görevlendirdiğimiz kadromuz, işlerinde deneyimli kişilerdir.
İnceleme organizesi ile aksaklıklar meydana gelmeden önleniyor.
Eksperlerimiz, raporlama işlemleri amacıyla evinize vardığında, ilk aşamada eşyalarınızın miktarını ölçer ve lüzumlu olan olacak eşya taşıma aracını belirler. Nem ve toz gibi harici etkenlerden tüm eşyaları koruyan kapalı kasa ve hassas modellenmiş kamyonlarımız, ayrıca güçlendirilmiş sarsıntı engelleyici sistemleriye yüksek derecede korumalıdır. Kapalı kasalı kamyonlarımız bakımlı ve güvenli araçlardır. Taşıtlarımızın bakım ve onarımları daimi bir şekilde takip edilir. Şoförlerimiz uzun yılların deneyimine sahip ve uzmandır.
Eksper elemanlarımız, uygun lojistik aracıyla beraber ihtiyaç duyulacak paketleme öğeleri, istihdam edilecek elemanlar ve farklı önemli unsurları inceleme sırasında tespit etmektedir. Son aşamada bina muhit koşulları incelenir ve nakliyat programı hazırlanır. Eksper işlemi sonrası sigortalama işlemi yapılır.

Paketleme Ve Transfer Aracına İstifleme

Esenler Evden Eve Nakliyat Organizasyonu hususunda tecrübeli durumda bulunan eleman kadromuz, eşya taşıma işlemlerinde yüksek derecede önem barındıran ambalajlama hizmetlerini uzman tarzla yapmaktadır. Bu kalite çerçevesinde Esenler Evden Eve Nakliyat Firmaları kategorisinde, teşekkülümüz önemli bir yere sahip bulunmaktadır. Firmamızın tariflendirdiği Esenler evden eve nakliyat fiyatları son derece ekonomiktir. Paketleme, Evden Eve Taşıma hizmet faaliyetleri içerisinde en ciddi aşamadır.
Narin ve kıymetli materyalleriniz adına özel ambalajlama yöntemleri uygulanmaktadır. Çamaşır makinesi gibi ev makineleri ve aygıtlar için, çeşitli paketleme bileşenleri uygulanmaktadır. Ağır malzemeler dikkatli bir şekilde korunaklanır. Montaj konusunda deneyim sahibi personelimiz görevlendirilir. Eşya ve yüklerinizin hasar görmemesi adına en iyi ambalajlama alternatifleri bulunmaktadır.
Nakliye asansörü, itinayla kurulur. Asansör kamyonunun duvara tam birleşmesi ve taşıma alanının sağlam bir şekilde gidip gelmesi ve zorlanmaması gerekir Asansör operatörümüz asansör kullanımı hakkında deneyimlidir. Esenler asansörlü evden eve taşımacılık hizmetleri neticesinde işletmemiz, Esenler ve çevresinde olan dairenizde tüm eşya ve malzemelerinizi kısa bir zamanda ve sağlam bir biçimde aşağıya indirerek nakliyat aracına yüklemekte ve benzer şekilde yukarıya çıkarmaktadır. Büyük mobilyaların daha önce ambalajlanması ve indirilerek yüklenmesi önemlidir. Hacimli mobilya ve beyaz eşyalar dayanıklı olduğu için alta istiflenir. Hassas malzemeler daha üstlere istiflenir.
Tüm eşya ve malzemelerinizin benzer şekilde nakledilecekleri daireye çıkartılmasıyla, eşya taşıma faaliyeti genel anlamda tamamlanır. Yeni adreste eşya ve materyallerin yerleştirilmesi ve montaj işlemlerinin tamamlanması için deneyimli ustalarımız görev yapmaktadır. İstendiğinde tüm eşyaların tam olarak yerleşmesi işlemleri konusunda bayan personel görevlendirilmektedir.
Esenler ile civarında uluslararası evden eve nakliyat sahasında da çalışma yapan kuruluşumuz, bu konudaki işlemlerinde eşya ve malzemeleriniz farklı ülkeye ulaştırılacağından dolayı kayda değer oranda daha dikkatli olmaktadır.
Detaylı Bilgi İçin; http://www.akdenizekspres.com.tesenler-evden-eve-nakliyat/
submitted by akdenizekspres to u/akdenizekspres [link] [comments]

Esnaflık Zor Zanaat - YouTube Kolay zanaat fikirleri  DIY Miniature Swimming Pool - YouTube Sevdalık zor zanaat - YouTube

Apr 22, 2020 - Explore Hülya Oral's board "zanaat", followed by 164 people on Pinterest. See more ideas about Ceramic jewelry, Jewelry inspiration, Clay jewelry. Definition. n. - A number of lines or verses forming a division of a song or poem, and agreeing in meter, rhyme, number of lines, etc., with other divisions; a part of a poem, ordinarily containing every variation of measure in that poem; a combination or arrangement of lines usually recurring; whether like or unlike, in measure. Tel: 0 533 455 22 36. Tel: 0 539 840 22 36. Mail: [email protected] Mail: İ[email protected] Создание православных сайтов в Москве. Рекомендуем заказать православный сайт в студии Zanaat, консультация и помощь бесплатны... How to say zanaat in Turkish? Pronunciation of zanaat with 2 audio pronunciations and more for zanaat.

[index] [6311] [386] [7125] [5887] [6901] [124] [1947] [1771] [5972] [899]

Esnaflık Zor Zanaat - YouTube

Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. Baby Album New born to 1 year baby Album diy album #babyalbum#scrapbooking#diyalbum#zanaat - Duration: 5 minutes, 34 seconds. Meslek demek Dümen demek Dümen mesleğin varsa istediğin tarafa çevirebilirsin mesleğin yoksa hiçbir tarafa çeviremez ne yapacağını bilemezsin. Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube.

https://forex-korea.miningpioneer.pw