En İyi 10 Gizli Dil Boş Levha

KuCoin Exchange Türkiye

KuCoin Exchange, Eylül 2017'de açılan küresel kripto para birimi borsasıdır. KuCoin, en kaliteli projeleri arayan yüksek eğitimli bir araştırma departmanına sahiptir. Borsamız, bugüne kadar 190'den fazla token ve 400 işlem çiftini listeledi. KuCoin, kullanıcıların kripto işlemlerine katılmaları ve güvenli bir şekilde işlem yapmaları için kullanımı kolay bir platform sunmaktadır. KuCoin , halihazırda 100 ülkede beş milyondan fazla kayıtlı kullanıcıya sahiptir.
[link]

Curcumin: Zerdeçal'ın Gizli Bileşeninin En İyi 10 Sağlık Faydası

Curcumin: Zerdeçal'ın Gizli Bileşeninin En İyi 10 Sağlık Faydası submitted by mutluvesaglikli to u/mutluvesaglikli [link] [comments]

Atatürk'ü barda yakalamak

Ben: Hafif bir içki almaya gider ve Mustafa Kemal Atatürk'ü kasiyer olarak görür* Atam, napıyorsunuz ölmediniz mi siz?
Mustafa Kemal Atatürk: Sus, duymasınlar. Gel benimle.
Etrafta kimse yoktur ve Atatürk içki rafına 19 defa tıklatır ve kapı gibi açılır, önümdeki merdivenlerden inerim ve konuşmaya başlar*
Mustafa Kemal Atatürk: İçkide çalışıyorum geçici olarak, saklanacak bir yerim yok, sigaradan ötürü geçirdiğim ölüm tehlikesinden sonra çok utandım, saatlerdir rol yaptım, en son mezardan çıktım gizlice, ama ne boğulmuşum, nefessiz kalmışım adeta. Sonra halkımı yalnız bıraktım diye çok ızdırap çektim, fazla fazla içmeye başladım. Her gün duyuyorum ki kimi insanlar benle içki içiyorum diye dalga geçmektedirler, her gün birilerinden hakaret yiyorum, sanırım Türk halkının beğenmediği bir Atatürk oldum.
Ben: Hayır, alakası yok. Bizim sana ihtiyacımız var, gerçekten. Her şeyden çok. Hatırlar mısın inkılaplarını? Laiklik getirmiştin. Kimse tınlamıyor bile, sadece dövmeni yapıp, içki içip seni benimsediklerini sanıyorlar, dinciler ülkeyi yönetiyor, çürük hükümetimiz var. Senin bir sözün vardı ya, hani bir daha sana ihtiyacımız varsa hiçbir şey öğretememişsindir diye. İşte, Türk halkı olarak sana sahip çıkamadık, Siyonistlere kucak açıldı. Senin mirasını koruyamadık, gel, bize tekrar öğret. Söz ki bu sefer boşuna gitmeyecek her şeyin. Ülkenin durumu rezalet. Senin düşmanların sırf sen laikçiliği savunuyorsun diye seni din düşmanı falan sanıyorlar. Hakkında bir sürü karalama, yalanlama, hakaret atıldı. Lütfen gel, temizle ülkemizi, sana çok ihtiyacım var.
Mustafa Kemal Atatürk: Biliyorum, anlıyorum. Yakın bir zamanda ben veya benim şekil değiştirmiş halim gelecek ve Türk devletini en baştan kuracak. Demiş iken, bilimsel araştırmalarım yarım kalmış gibi gözüküyordu, her şeyi tamamladım. Gençliğin sırrını buldum. Mu kıtasını araştırdım ve çok verimli sonuçlara vardım. Saklanırken bile kitap okudum. Bilim yaşattı beni. Hayatta en hakiki mürşit budur bundan dolayı ancak ne acılar çektim bilemezsin.
Ben: İyi de sen hep böyle sıkılarak mı yaşadın paşam?
Mustafa Kemal Atatürk: Hayır tabii ki. Ben de mutlu oldum, eğlendim, hopladım zıpladım bu süreçte tabii ki. Neyse genç, senin işin nedir?
Ben: Valla ben üniversite okuyorum, bitirmek için 2 senem kaldı, Fen Bilimleri alanında çalışmalar yapmayı düşünüyorum, biraz da siyaset, politika falan, karışık birşey.
Mustafa Kemal Atatürk: Tamamdır genç, eğitimini sakın aksatma, daima en iyisini hedefle olur mu?
Ben: Tabii ki paşam.
Mustafa Kemal Atatürk: Bu arada sanırım hafif içki almaya geldin. Yapma, pişman olursun. Gün gelir senle dalga geçerler. Ne bilirsin, belki beraber içeceğin arkadaş senle dalga geçip eğlenecek. İçme hiç, boşver gitsin. Benim yapmam gereken işler var. Sonra görüşürüz tamam mı? Ben seni hep bileceğim, ne zaman istersen o an yanındayım.
Ben: Ne desen haklısın. Düşüncelerim değişti. Bu arada ne işiniz var?
Mustafa Kemal Atatürk: Orası şimdilik gizli kalsın, vatan görevi. Gülümser*
Ben: Gülümser* Görüşürüz, atam.
submitted by SadeceOzan0 to kopyamakarna [link] [comments]

Birazcık da Felsefe Tanrı, Din, Ahlak, Değer Dörtlemesi: Nietzsche, "Tanrı Öldü" Derken Neyi Kastetti?

Kime filozof denir?

Bu soru, temel bir problemi yansıtmıyor olması bakımından önemsiz görünebilir; fakat en nihayetinde, felsefi bir problemin takibi sonucunda elde kalan son soru da budur. Filozof, her şeyden önce düşüncenin kendisinden mükelleftir.
Sahi, filozof ne iş yapar? Bu soru, felsefi bir problemin "ne"liği üzerine soruşturma yürüten felsefe takipçisinin eninde sonunda kendisine sormaktan kendini alıkoyamayacağı, yol üstü ve uğrak bir sorudur. Filozof, düşüncenin sınırlarını zorlamayı arzu eder. Bilgi üzerine gerçekleşen bu tutkulu yolculuk, bazı zamanlar dogma bir fikirde saplanıp kalabilir. İnsanlık tarihini incelemeyi amaçlayan filozof için de durum bundan farklı değildir. Neredeyse tüm insanlık tarihine refakat eden bir olguya filozofun bakış açısı da, biraz önce sözü edildiğinden farklı olmamalıdır. Sözü edilen olgu, dinin kendisidir.
Dini inanca yönelik insanî arzu ve belirlenimin, çoğu zaman insanî doğal bir eğilim olduğu söylenir. Öte yandan bu düşüncenin karşısında duranların temel savı da yine insanî bir eğilime işaret eder: İnsanın düşünce yetisi ve hayal gücüne duyduğu muazzam güven, tıpkı tanrı fikrinde olduğu gibi bir yaratıma işaret eder.
Yaratmak ama... Neyi?

Hakikatin Üzerindeki Örtü

Tanrı fikrinin kendisi midir yaratılmış olan, yoksa tüm varlık alanı mıdır, bilinmez; ama bu noktada asıl meseleye giriş yapmadan, Osho'ya kulak vermekte fayda vardır:
Tanrı var olabilir ya da olmayabilir -bu önemli değil- ama tanrıya ihtiyaç vardır. Tanrı orada olmasa bile tam gelişmemiş beyin onu uyduracaktır. Çünkü az gelişmiş beyinlerin buna ihtiyacı vardır.
Yani Osho'ya göre insan, özsel olarak Tanrı fikrine bağlı olmak durumundadır ve işin özü, bu problemin Tanrı'nın gerçekte var olup olmamasıyla ilgisinin olmayışıdır. Ona göre, insanın böyle bir eğilime sahip olması, varlığını sürdürdüğü her tarihsel âna, dolaylı ya da doğrudan sirayet etmiştir.
İşte bu düzlemde filozofun varlığının önemi açığa çıkar; çünkü filozof, gücünü düşüncenin sınır tanımayan ufkundan, dogmaya ve yaygın kanaata karşı gerçekleştirdiği üstün muhalefetten alır. Dolayısıyla Osho'nun neredeyse bir zorunlulukla işaret ettiği şey, filozof için kaçınılmaz sonu beraberinde getirir: Sorudan soru doğurma sanatı, filozofun tam olarak burada başvurduğu yöntemdir; çünkü Tanrı fikrine duyulan ilgi, beraberinde getirdiği kurumsallık ve dogmatizmle birlikte yeni soruların sorulmasına muktedirdir. Tanrı dini, din değeri, değer de en nihayetinde ahlakı oluşturur. Dolayısıyla filozofun sorusu döner dolaşır ahlak problemi üzerine sıkışır kalır.
Unutulmaması gereken ise her düşünsel sıkışıklığın, beraberinde bir düşünsel sıçrayışa gebe olduğu hakikatidir. Bu sıçrayış, çoğu zaman küçük bir devinim gibi görünebilirken, bazen de her şeyi alt üst eden olağanüstü bir yıkıma sebep olur. Yıkım ile tasvir edilen şeyin çoğu zaman bir olumsuzlama fikrine karşılık geldiği söylenebilir fakat söz konusu olan felsefe ise, burada kavramlara yüklenecek anlam filozofun fikrinde gizlidir. Bu yüzden yıkım ile işaret edilen, bir hegemonya alanına yönelik ise, ortaya çıkan şey düşünsel, felsefi bir sıçrayıştır. Hem de sadece filozofun kendisine özgü olmaktan daha fazlasını vadeder ve insanlığın genel problemi haline dönüşür.
Öyleyse din, insandan aldıkları ve beraberinde getirdiği her şey ile bir filozofun düşünsel süzgecinden geçmek durumundadır. Bu düşünsel süzgeç, bir hakikatin üzerinde bulunan örtüyü kaldırmaya benzer.
İnsanların bozulmuşluğunun üstündeki örtüyü kaldırdığında, gözlerimin önüne acı verici ve tüyler ürpertici bir dram serilmişti.
Bu çalışmanın amacı ise Nietzsche'nin kaldırdığı örtünün altında yatanlara bir nebze olsun açıklık getirebilmektir.

Tanrı-Din-Değer-Ahlak Dörtlemesi: ''Kim Öldürdü Tanrıyı?''

Zerdüşt'ün hikâyesi herkesçe bilinir. Yine de üzerinde kısaca durmakta beis yoktur.
Zerdüşt, mağarada on yılını geçirir ve dışarı hiç çıkmamıştır. Bir gün olur, çıkar mağaradan dışarı ve başlar aramaya. Ama neyi? Bir ölünün cenaze töreninden kalanlardır Zerdüşt'ün bulmayı umduğu. Ve yolculuğu, ilk olarak bilge ile kesişir.
Bilge ile tasvir ediliyor olanın neliği üzerine soruşturma gerçekleştirilmelidir. Şüphesiz, Zerdüşt'ün karşılaştığı sıradan bir insan değildir. Burada önemli olan ise yolculuğa çıktığı ilk anlarda bilge ile karşılaşmış olmasıdır ve tam olarak bu sebepten önemlidir.
Burada Nietzsche'ye özgü bir iyimserliği, Zerdüşt üzerinden görmek gerekir. Klasik bir anlatıda kahraman, yolculuğuna en kötüsünden, en basitinden ya da en kolay ulaşılabilir olandan başlar fakat Nietzsche'nin tercihi böyle değildir. Aksine Zerdüşt, en başından büyük bir yıkıma uğrar gibi görünür. Olması gereken budur. Zerdüşt'ten beklenen, koşar adımlarla mağarasına geri dönmesidir oysa Zerdüşt sadece kendisine bir soru sorar:
Zerdüşt yalnız kaldığında şöyle söyledi yüreğine: Olacak iş mi bu? Bu yaşlı ermiş, ormanda henüz duymamış tanrının öldüğünü.
Ve yolculuğuna devam eder. Nietzsche'nin üst insana olan inancı ve iyimserliği bu noktada böylelikle açığa çıkar.
Nietzsche'nin tanrının ölümü ile ilgili söylediklerinin felsefe tarihinde bir spekülasyona sebebiyet verdiği doğrudur. Bir tartışma alanı doğurmuştur ki genel olarak bu tartışma alanının iki kanadı vardır: Tanrının ölmesi fikri ile ateizme işaret ediliyor olduğu birinci kanadı oluştururken, diğer tarafta ise, Hristiyanlığın tanrısına yönelik, yaşam ve düşünce eksenli bir eleştiri mahiyeti olduğu yönündedir.
Burada, ateizm tartışmasının felsefece bir öneme sahip olmadığı varsayılacaktır. Bu kanat, zaten yeterince tartışılmıştır ve tartışılmaktadır. Bizim için ilgi çekici olan, Nietzsche'nin "tanrının ölmesi" ile kastettiğinin, en genel anlamıyla dinsel bir eleştirel tutum olduğu fikridir.
Nietzsche bu olguya çok da dışarıdan bakıyormuş gibi görünmez; aksine tartıştığı şey, daha önce belirtildiği gibi, Tanrı-din-değer-ahlak dörtlemesinden çıkan doğal sonuçtur. Bu dörtlemenin birbiriyle organik bir bağ içerisinde olduğu yorumunu yapmak yanlış olmayacaktır. Dolayısıyla Tanrı, bu zincirin en başındaki halkadır. İlk halka, diğerlerine nedensellik zoruyla bağlıdır ve içlerinde en güçlü olandır. Öyleyse Tanrı'ya yönelik gerçekleşen her söylem, aslında beraberinde dörtleme zincirinin diğer halkalarına yönelik de olmak zorundadır.
Bunlara ek olarak, Heidegger'in konuya bakış açısı ise Hristiyanlığın temel yapı taşlarının Platoncu geleneklere dayanmış olduğu fikri üzerinden gerçekleşir. Nietzsche'nin fırlattığı ok ise herkesten önce Platon'a ve onun temsil ettiği kadim felsefe geleneğinedir. Heidegger'in gelecek felsefenin temellerini inşa ederken Nietzsche'den söz ediyor olması da bu iddiayı güçlendirir.
Peki ama kim öldürdü bu tanrıyı? Felsefeyle iç içe geçmiş dini bir yorumla; Hristiyanlığın, Batı medeniyetinin bizzat kendisi öldürdü tanrıyı.

Batı Medeniyeti Tanrıyı Nasıl Öldürdü?

Nasıl yaptı bunu, nasıl kıydı tanrıya? İşte tam olarak şöyle:
Dinin yaratıcı tekamül üzerinden kurduğu tahakkümün kitleleri yönlendirecek bir ahlaksallık öğretisiyle sonuçlanmaması neredeyse kaçınılmazdır. Dolayısıyla Hristiyanlığın beraberinde getirdiği ahlaksallığın, iyinin ve kötünün ötesinde bir yaşam arzulayan ve teolojik ön yargıları ahlaksal ön yargılardan ayırmayı öğrenen Nietzsche için bu ahlaksallığın yıkıma, bozguna uğraması zorunlulukla gereklidir.
Bir zamanlar insanoğlu, tanrısına insanlar kurban ederdi, hatta belki de en çok sevdiklerini... Daha sonra insanlığın ahlaksal çağında, insanoğlu sahip olduğu en güçlü içgüdülerini, yani 'doğasını' kurban etti tanrısına; zahidin, bu coşkulu doğa dışı olanın zulüm dolu gözlerinde parlayan bayram sevinci buydu işte. Ve nihayet kurban edilecek ne kalmıştı sonunda?
İnsan dini, belirlenimle vuku bulan ahlaksallık aracılığıyla zaten doğasından uzaklaştı ve en nihayetinde değer yargılarına göz kırptı. İyi ve kötü denilerek değer atfedilemeyecek güdülerine, insani arzularına karşı konumlandı ve insan, kendisine yabancılaştı. Kendisine yabancılaşan insanın sığınacak tek limanı ise yine kendisinde gizli olmalıdır. Nietzsche, sadece bir durum tespitçisi olmaktan çok uzaktadır. O, aynı zamanda üst insana işaret ederek kurtuluşun anahtarını da henüz ölmüş tanrının tabutunun hemen başucuna koymaktadır.

Tabutun Kenarındaki Anahtar

Size Üst insanı öğretiyorum. İnsan, aşılması gereken bir şeydir. Onu aşmak için siz ne yaptınız? Şimdiye dek tüm varlıklar kendilerinden üstün bir şey yarattılar: Ama siz bu büyük taşkının cezri olmak ve insanı aşmak yerine, hayvana geri dönmek mi istiyorsunuz?

Nietzsche'nin öğrettiği üst insan tam olarak budur. Kendini aşması zorunlulukla gereklidir.

Kendini aşması ile ifade edilen nedir peki? En yalın haliyle iyi ve kötünün ötesinde, değer yargılarından uzak, insanca pek insanca yaşamanın sınırlarını çizmektir. Dinin ve onun getirdiği ahlaksallığın ötesinde bir yaşamı arzular Nietzsche.
Referans noktası olarak Gilles Deleuze kabul edilecek olurs,a burada nihilizme atıfta bulunmak en makul yöntem olacaktır. Deleuze, Nietzscheci nihilizmi iki odak noktası üzerinden inceler: Birincisi daha önce üzerinde durulan güç istenci ile orantılı bir şekilde hiçlik istencine karşılık gelir. Bu, istemenin üstün değerler hiyerarşisi içerisinde kaybolması ve hiçliğe kavuşması olarak yorumlanabilir. Burada en nihayetinde bir istençten söz etmek mümkündür.
Diğer odak noktası ise yine Deleuze'ün tanımlamasıyla istençten çok bir tepkiye işaret eder. Burada ise insan dünyaya ve onun üstündeki her şeye karşı bir inkar aşamasındadır. Bu, varlığın kendisine karşı dikte bir tutumdur. Tanrı, iyi, doğru, kötü gibi kavramların tamamı kabul edilemezdir çünkü tanrı zaten ölmüştür ve onunla birlikte değer kazanan her şey de var olduğu ölçüde değersizleşmiştir. Son kertede sözü Nietzsche'ye bırakmakta fayda vardır:
Aslında ahlaki olgular diye bir şey yoktur, var olan sadece olguların ahlaki yorumlanmasıdır.
İyi ve kötü, insanın tanrısal eğiliminin insanı getirdiği son aşama yargılarıdır. Tanrının ölümü bu değer yargılarının da ölümü anlamına gelir. Öyleyse yaşam, üzerinde değer biçilemez saf güç istencinde gizlidir.
submitted by allahsizallah to AteistTurk [link] [comments]

Werewolf Online Anlatıyorum Fakat Biraz Küfürlü

HEY, SEN! EVET, SEN! ARTIK OYUNLARDAN NEDEN HİÇBİR DUYGUYU ALAMADIĞINI SORGULAYAN BİRİSİ MİSİN? ARKADAŞLARINLA OYUNA GİRMEK İSTEDİĞİNDE SATIŞA GETİRDİKLERİNDEN DOLAYI YALNIZ BAŞINA OYNAYAN YIKIĞIN TEKİ MİSİN? ROLE-PLAY YAPMAYI SEVEN AMA TELEFONU SAMSUNG GALAXY J2 VEYA DAHA BERBAT BİR MODEL OLDUĞU İÇİN TOWN OF SALEM İNDİREMEYEN BİRİ MİSİN? OYUNLARDA KANSER OLUP BUNDAN MAZOŞİZM SEVİYESİNDE ZEVK Mİ ALIYORSUNUZ?
O ZAMAN WEREWOLF ONLINE TAM SİZE GÖRE!
BİR SÜRÜ APTAL OROSPU EVLADININ TOPLANDIĞI BU OYUNDA AMACINIZ SİZE VERİLEN RASTGELE BİR ROLLE TAKIMINIZLA BERABER KAZANMAYA ÇALIŞMAK.
TOWN OF SALEME ÇOK BENZEYEN BU OYUNDA OLAN EN TEMEL FARK, KÖTÜ TAKIM MAFYALAR DEĞİL KURT ADAMLAR!
[He birde Fool diye Jester çakması bir tipleme var ama... Neyse.]
AYRICA BU OYUNDA TOWN OF SALEM'İN O 2 SUNUCUYA SAHİP OLMASI GİBİ VAROŞ BİR KITLIK YOK!
BU OYUNDA:
İNGİLTERE, ALMANYA, FRANSA, BREZİLYA, VİETNAM, RUSYA, İSPANYA, HOLLANDA, TİBET, İTALYA, MALEZYA, ROMANYA
VE TABİİKİ DE KANSER OYUNCULARI TEK BİR ALANDA TOPLAYIP BAŞKA YERLERE GİTMEMELERİ İÇİN VÂR OLMUŞ OLAN TÜRKİYE SUNUCUSU!
[Derecelime gelmeyin artık pezevenkler... Oyun keyfimi siktiniz.]
BU OYUNDA DERECELİ GİRMEK İÇİN TAM 100 OYUN KAZANMALISINIZ! EVET! YANLIŞ DUYMADINIZ! TAM 100 OYUN?
KAFAYI YEME SEVİYESİNE RAMAK KALMIŞ BİR RUH HÂLİYLE OYUNLARA GİREREK, DUVARLARI TEKMELEYEREK, YASTIK ISIRIP AĞLAYARAK, TOXİC SEER DIRDIRINA KATLANMAK ZORUNDA KALARAK, KÜFÜR YİYEREK, MAGANDA SİLAHŞÖR KURŞUNUNA KURBAN GİTME KORKUSUNU HER SEFERİNDE YAŞAYARAK, ÇÖPÇATAN ROLÜNÜN SON ANDA KASABAYI SATIP OYUNU KURTLARA KAZANDIRARAK,
YÜZ TANE ZAFER ELDE ETMELİSİNİZ!
PEKİ, BU 100 GALİBİYETİ ALDIK DİYELİM. BU DERECELİ DENİLEN YERE GİRDİĞİMİZDE KAZANCIMIZ NE OLACAK?
Hmm... GÜZEL SORU!
KESİNLİKLE VE KESİNLİKLE NORMAL OYUNLARDAKİ İNSANLARDAN ÇOK ÇOK DAHA APTAL İNSANLARLA OYUN OYNAYIP HER MAÇ SONU 80 LİG PUANI KAYBEDİP PLASTİK LİGİNE YERLEŞMEK!
GAYET GÜZEL BİR KAZANÇ! ÖYLE DEĞİL Mİ?
[Travmatik WWO anıları lütfen sal beni...
Tek günde 816 puan kaybettim. İyi durumda değilim. Yardım edin.]
NEYSE, NE DİYORDUK? BU DERECELİ MAÇLARA GİRMEK İSTEMİYORSANIZ SANDBOX GİBİ MÜTHİŞ Mİ MÜTHİŞ BİR DENEYİMİ TATMANIZI Ş̸̫̣͈͆̓İ̸̖̦̦͈̼̗̗̿̕Ḓ̷̙̞͉́̾͆̇̚Ḑ̵̈́͌E̵̼̫̭͔̘͎͙̒͂̽̒́̄Ṯ̴̜̠̂͗̑̂̆̏̈L̶͕̔̒̄́͠Ȩ̸̠̣͇̻̺̑̆̈́ ÖNERİRİM!
BU SANDBOX DENEN ÇÖPLÜKTE CUPİD DENİLEN BİR İBNE VA-
A, A, AA! ROLLERİ SİZE HENÜZ DEMEYECEĞİM! ÖNCELİKLE OYUNUN MAÇ TÜRLERİNDEN BAHSETMEM LAZIM!
SANDBOX DENİLEN TÜRDE YENİ YENİ ROLLER DENEYİMLİYORUZ! AMA BU MAÇA GELEN TİPLERİN %80'İ KENDİ DİLLERİNİ KONUŞAN VE KENDİ MİLLETİNİ ARAYAN SALAKLARDAN OLUŞUYOR.
ONUN DIŞINDA HIZLI MAÇ DENİLEN ŞEY VAR Kİ CİDDEN HER ŞEY ÇOK HIZLI OLUP BİTİYOR!
[Abi Town don't go afk amk LAN afk kalma Town LAN TOWN AFK KALMA-]
BU KANSER KİŞİLERİN ÇOĞUNU TÜRK VE VİETNAMLI OYUNCULAR OLUŞTURUYOR!
O YÜZDEN MAÇINIZA TOXİC TÜRK VEYA VİETNAMLI GELİRSE ONDAN KURTULMA TAKTİĞİ VERECEĞİM!
EĞER MAÇINIZA VİETNAMLI VEYA TÜRK OLDUĞU BELLİ OLAN TOXİC BİRİSİ GELİRSE YAPMANIZ GEREKEN 2 ŞEY VAR!
  1. YOL: EĞER ROLÜNÜZ SİLAHŞÖR, GARDİYAN, KURT ADAM VEYA HERHANGİ BİR ADAM ÖLDÜRME KABİLİYETİNE SAHİP BİR ROLSE ANINDA TOXİC HERİFİ YOK EDİN.
  2. YOL: EĞER ROLÜNÜZ GÖZCÜ TÜRLERİNDEN HERHANGİ BİRİSİ, DOKTOR, MEDYUM VEYA HERHANGİ BİR ÖNEMLİ ROL DEĞİLSE EĞER ANINDA OYUNU TERK EDİN. VE BONUS YOL:
ÇÖPÇATAN İSENİZ VE BU KİŞİLERİ İLK GECEDEN FARK EDİNCE ANINDA BİRBİRLERİNE AŞIK EDİP KALAN GÜNLERDE ÖLMELERİNİ BEKLEYİN!
[Valla hiç kusura bakmayın kendi milletimden birisi oyuna gelince salak olmama ihtimali %10 oluyor. Alınıp darılmaca olmasın ama böyle.]
VE BU OYUNDA EN SAÇMA OLAN ŞEY OTA BOKA IRKÇI DAMGASI YİYİP KÜFÜRLERE MARUZ KALMANIZ! SADECE BİRİSİNE GERİ CEVAP VERİN VE IRKÇI DAMGASI YİYİN!
HATTA KARŞISINDAKİ BİRİSİ KARAKTERİNİ SİYAHİ YAPTIYSA YARRAĞI YEDİNİZ!
PEKİ BU OYUNDAKİ ROLLER NELER?
BU DA ÇOK GÜZEL SORU!
SİZ ISRAR ETMEDEN HEMEN GEÇELİM!
AMA SADECE KASABA ROLLERİNE GEÇELİM!
Çünkü üşeniyorum ve daha yazacağım bir Among Us ile Town of Salem floodum var.
/KASABA ROLLERİ!\
[Gerçi, oyunda köy diye geçiyor ama... neyse siktir edin.]
BU ROLLERDEN BAZILARINI BEYNİNİZİN HİÇBİR YERİNİ KULLANMADAN KASABA NE DERSE ONU YAPARAK OYNASANIZ BİLE AŞIRI OP!
GÖZCÜ (SEER): BU ROL ÖYLE BASİT BİR ROL Kİ, BU ROLDE KAYBETMEK İÇİN YA ÇOK SALAK BİR TOXİC OLMAK LAZIM YA DA KASABA BEYNİNİ ÇÖPE ATMALI!
EĞER GARDİYAN SİZİ ALIP ROL SORUYORSA VE İNADINA CLAIMLEMİYORSANIZ ÖLMEYİ SONUNA KADAR HAK ETMİŞSİNİZ DEMEK!
AURA GÖZCÜ (AURA SEER): MENTALİST DENİLEN ELEMANDAN BİR TIK ÖNEMLİ, GÖZCÜ DENİLEN KİŞİDEN ON TIK ÖNEMSİZ BİR ROL OLARAK GÖRÜNSENİZ BİLE GÖZCÜ ÖLÜNCE TÜM KASABA BİR ANDA SİZE TAPMAYA BAŞLAYACAK!
MENTALİST (SPIRIT SEER): [Kalp kırmadan ne desem ki şimdi buna? Laps diye Town'un sikinde olmayan bir rol ve bunu seçerseniz direkt oyundan çıkın demek kabalık olur. Neyse, deneriz bir şeyler.]
BU ROL Bİ SİKE YARAMIYOR!
Tamam tamam işe yarıyor ama Town aptal olunca yaramasa daha iyi olur. Bir de çok umursanan bir rol değil yani... Ama Aura ile Seer'ın yokluğunda yine en değerli oluyor. Tabii gözcü çırağı oyunda yoksa.
GÖZCÜ ÇIRAĞI (SEER APPRENTICE): GÖZCÜ MÜ ÖLDÜ? O ZAMAN GÖZCÜ 2.0 SAHALARDA SİZİ BEKLİYOR! MERHABA GİZLİ KOZ!
SİLAHŞÖR (GUNNER): DÜÜÜT DÜÜÜTT AÇ YOLU AÇÇ HADİ ASLAN PARÇASI YOLU AÇ HADİ BAK ENGELLİ BEKLİYO BURDA HADİ DÜÜÜTTT ♿ BAK SİNİRLENDİ ARKADAŞ HADİ YOLU AÇ HADİİ DÜÜÜT DÜÜTT BİİİPP HADİ BE HIZLI OLL DÜÜÜTT BİİİPPP ♿♿ BAK HIZLANDI ENGELLİ KARDEŞİMİZ SERİ KÖZ GETİR SERİ DÜÜÜTT DÜÜÜT DÜÜÜÜTTTTT BİİİİPPP BİİİİİPPP DÜÜÜTTT ♿♿♿♿ BAK ARTIYO SAYILARI AÇTIN MI YOLU AÇMADIN PÜÜÜÜ REZİİİLL DÜÜÜÜTTT ♿♿♿♿♿♿ BAK KALABALIKLASTI BAK DELI GELIYOR DELIRDI DELI AC YOLU DUTDUTDURURURUDUTTT♿♿♿♿♿♿♿♿♿♿♿♿♿♿KAFAYI YEDI BUNLAR AC LAAAAN YOLU
GARDİYAN (JAILER): Lan bana mı öyle geliyor yoksa bu rol Town of Salem'de Jailor olarak geçmiyor muydu? Jailer-Jailor ne fark var ki?
He doğru, Jailor town vurunca tüm mermileri kaybediyor ve 3 vuruş hakkı var ama Jailer tek vuruş hakkına sahip.
Bu rol güzel de hani eehh... Seer rollerini daha çok seviyorum.
Geveze (LoudhMouth): Kapat sil oyunu çekemem senin Gözcüymüş gibi aldığın tavırları.
Bu rolü alınca lütfen Seer havalarına girmeyin aq sadece şüphe ettiğiniz kişiye tıklayın bak deli etmeyin insanları evinizi bulup ateşe veririz.
Köylü (Villager): İşinde gücünde olan sıradan bir köylüyüz.
Doktor (Doctor): A.K.A Seer'ın muhtaç olduğu ilk kişi.
Koruma (Bodyguard): A.K.A Aura Seer'ın muhtaç olduğu ilk kişi.
Sert Adam: (ToughGuy): Buna da Mentalist ihtiyaç duyuyor çünkü onu koruyacak delikanlı bir tip tek bu var.
Kırmızılı Hanım (Namuslu Orospu): Town of Salem'de ki Escort mantığı fakat rol engelleyemiyor sadece eğer kötü birine gittiğimizde pat diye ölüyoruz.
İmam (Priest): Tüm köyü alıp Bayram namazı kılıyorsunuz.
Şakayı bir köşeye atarsak eğer, birisine Zemzem suyu atıyoruz. O kişi kurtsa Allah onu helak ediyor ama değilse Allah seni Zemzem suyunu boşa kullandığın için helak ediyor.
Nişancı (Marksman): Bunda Gunner gibi savsaklık yapmak= canınla ödemek
Medyum (Medium): Ölülerle konuşup afk kalmamış bir oyuncuyu diriltebilen çok önemli bir rol. İlk gün öldüğünde genelde tüm Kasaba gerginliğe boğulur.
Dedektif (Detective): Bak kardeşim, şu insanla diğerini seç bak = çıkıyor mu? Çıkıyorsa aynı takımdalar. ≠ mı çıkıyor? O zaman Fool asalım.
Şerif (Sheriff):
Ayrıca bakınız: Town of Salem Lookout.
Mantık neredeyse aynı. Bir kişiyi seçiyorsunuz fakat Lookout ona gelen herkesi gösteriyor ama Şerif sadece 2 kişi gösteriyor.
Belediye Başkanı (Vergi Almayan Tek Başkan): Başkanlığı belli et ve hobaaa tüm oyların 2 katı olsun.
Cadı (Witch): Bu rolü ilk kez oynadığımda aşırı afallamıştım. Çünkü ToS'da Witch farklı burada farklı ya, o yüzden.
Aga bi iksirimiz var işte biri koruyan diğeri can alan. Koruyanı Gözcüye at can alanı git random shooting yap Doctor'a denk gelsin de tüm Town yok etsin seni.
Birazcık riskli bir rol... Ngl.
Demirci (Forger): Bak abim bu kalkan 30 lira ama 3 gün daha beklersen 90 liraya kaliteli bir kılıç yaparım sana gider Doctor kesersin. Ne dersin?
İntikamcı (Avenger):
+12 Junior Ww onu vurun! -Dene bakalım...
Gunner Avenger'ı vurur ve Avenger Mentalist'i öldürür
Canavar Avcısı (Beast Hunter): I'm Beast Hunter and selected myself.
Barışsever (Pacifist): AGA EĞER İLK GÜN ELİNİZDE 0 BİLGİ VARSA RANDOM REVEAL YAPIN BAK SK BULDUĞUMUZ AN YAPMAYIN ANANIZI SİKİCEM YETER LAN YETER.
Çiçek çocuk (Flower child): Fool'un korkulu rüyası.
Falcı (Fortune Teller): 9 ve 12'ye kart verdim kartları gösterin yoksa boğazınıza basarım.
Bari 3. günde falan baskı uygula be adam.
Huysuz Nine (Grumpy Grandma): Sebepsiz yere Seer susturur. Bulunduğu yerde katledilmesi şart diğer rol.
Çöpçatan (Cupid): Benim çiftim Kurt adam ve Seri katil fakat Town onları öldürdü Townu sikiyim hepinizi sikiyim ben oyunu satıyorum bb Kurtlar seer'ı öldürün.
Orospu evladı seni.
Başkan (President): Risk ve ödül sistemi fakat ödül yok.
BU GÜNLÜK OYUN TANITIMI BU KADAR DİĞERİNDE GÖRÜŞMEK ÜZERE!
submitted by ZeytranZiztasion to kopyamakarna [link] [comments]

Ateizm sadece islam karşıtlığı değil ama bu subın hitap ettiği kitle Türkler olduğu için ve Türkiyenin de büyük kısmı müslüman olduğu için Kuranın birbiriyle çelişen ve garip ayetleri

-Kadın-Erkek Eşitsizliği
Nisa Suresi 34:Allah’in insanlardan bir kismini digerlerine üstün kilmasina bagli olarak ve mallarindan harcama yapmalari sebebiyle erkekler kadinlarin yöneticisi ve koruyucusudurlar. Sâliha kadinlar Allah’a itaatkârdirlar. Allah’in korumasina uygun olarak, kimsenin görmedigi durumlarda da kendilerini korurlar. (Evlilik hukukuna) bas kaldirmasindan endise ettiginiz kadinlara ögüt verin, onlari yataklarda yalniz birakin ve onlari dövün. Eger size itaat ederlerse artik onlarin aleyhine baska bir yol aramayin; çünkü Allah yücedir, büyüktür.
Nisa Suresi 3. Yetimlerin hakkina riayet edemeyeceginizden korkarsaniz, begendiginiz kadinlardan ikiser, üçer, dörder nikâhlayin. Haksizlik etmekten korkarsaniz tek kadin veya mülkiyetinizde bulunan câriye ile yetinin; bu, adaletten ayrilmamaniz için en uygun olanidir.
Bakara Suresi 223. Esleriniz sizin nesil yetistiren tarlanizdir. Tarlaniza dilediginiz sekilde varin. Kendiniz için ilerisini düsünerek hazirlik yapin. Allah’in haram kildigi seylerden korunun ve O’nun huzuruna varacaginizi iyi bilin. (Ey Resulüm)! Mü’minleri müjdele!
Bakara Suresi 228. Boşanan kadınlar, kendi kendilerine üç aybaşı hali beklerler, eğer Allah'a ve ahiret gününe inanmışlarsa, rahimlerinde Allah'ın yarattığını gizlemeleri kendilerine helal değildir. Kocaları bu arada barışmak isterlerse, karılarını geri almakta daha çok hak sahibidirler. Kadınların hakları, örfe uygun bir şekilde vazifelerine denktir. Erkeklerin onlardan bir üstün derecesi vardır. Allah güçlüdür. Hakim'dir.*
Bakara Suresi 282. Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandiginiz zaman bunu yazin. Aranizda bir yazici adaletle yazsin. Yazici, Allah’in kendisine ögrettigi sekilde yazmaktan kaçinmasin, (her seyi oldugu gibi dosdogru) yazsin. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdirsin ve Rabbi olan Allah’tan korkup sakinsin da borçtan hiçbir seyi eksik etmesin (hepsini tam yazdirsin). Eger borçlu, akli ermeyen, veya zayif bir kimse ise, ya da yazdiramiyorsa, velisi adaletle yazdirsin. (Bu isleme) sahitliklerine güvendiginiz iki erkegi; eger iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadini sahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, digerinin ona hatirlatmasi içindir.
Nisa Suresi 24. (Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) üzerinize Allah’ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan (nikâhlanıp) faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. Şüphesiz ki Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
-Kölelik
Nahl Suresi 75. Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler.
Mucadele Suresi 3.Karılarını zıhar yoluyla boşamak isteyip, sonra sözlerinden dönenlerin, ailesiyle temas etmeden bir köle azad etmeleri gerekir. Size bu hususta böylece öğüt verilmektedir. Allah, işlediklerinizden haberdardır.
Rum Suresi 28. Allah, size kendinizden şöyle bir örnek getirdi: Kölelerinizden, verdiğimiz rızıklarda sizinle eşit haklara sahip olan ve birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekindiğiniz ortaklarınız var mı? Düşünen bir topluluk için âyetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz.
-Barış Dini(!)
Bakara Suresi 216. Savas, hosunuza gitmedigi hâlde, size farz kilindi. Olur ki, bir sey sizin için hayirli iken, siz onu hos görmezsiniz. Yine olur ki, bir sey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
Maide 33: "Allah'a ve Resûlü'ne (mü'minlere) harp açanlarin, yeryüzünde (yol kesmek suretiyle) fesadciliga kosanlarin cezasi, ancak öldürülmeleri, ya asilmalari, yahut (sag) elleriyle (sol) ayaklarinin çaprazvari kesilmesi, yahud da (bulunduklari) yerden sürülmeleridir. Bu, onlarin dünyadaki rüsvayligidir. Ahirette ise onlara (baskaca) pek büyük bir azab da vardir..."
Enfal Suresi 65. Ey Peygamber! Müminleri cihada tesvik eyle.
Nisa Suresi 84. Allah yolunda savas! Müminleri de savasa tesvik et.
Tevbe Suresi 73.Ey peygamber! Kâfirlere ve münafiklara karsi cihad et ve onlara karsi çetin ol.
Tevbe Suresi 14.Onlarla savasin ki Allah, sizin ellerinizle onlarin cezasini versin
Muhammed Suresi 35. Sakın za’f göstermeyin. Üstün olduğunuz hâlde barışa çağırmayın. Allah sizinle beraberdir. Sizin amellerinizi asla eksiltmeyecektir.
Enfal Suresi 39. Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın!
Bakara Suresi 193. Din yalniz Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın.
Bakara Suresi 191. Onlari (size karsi savasanlari) yakaladiginiz yerde öldürün. Sizi çikardiklari yerden siz de onlari çikarin. Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram'da onlar sizinle savasmadikça, siz de onlarla savasmayin. Eger onlar size karsi savas açarlarsa siz de onlari öldürün. Iste kafirlerin cezasi böyledir.
Bakara Suresi 244. Allah yolunda savasin ve bilin ki Allah, her seyi isitir ve bilir.
Saff Suresi 4. Allah, kendi yolunda kenetlenmis bir yapi gibi saf baglayarak savasanlari sever.
Enfal Suresi 57. Eğer savaşta onları yakalarsan, ibret almalari için onlar ile arkalarinda bulunan kimseleri de dagit.
Nisa Suresi 71. Ey iman edenler! Tedbirinizi alin; bölük bölük savasa çikin, yahut (gerektiginde) topyekün savasin.
Muhammed Suresi 4. Savaşta inkar edenlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun; sonunda onlara üstün geldiğinizde onları esir alın; savaş sona erince onları ya karşılıksız, ya da fidye ile salıverin; Allah dilemiş olsaydı, onlardan başka türlü öç alabilirdi, bunun böyle olması, kiminizi kiminizle denemek içindir. Allah, kendi yolunda öldürülenlerin işlerini boşa çıkarmaz.

Nisa Suresi 74. O halde, dünya hayatini ahiret karsiliginda satanlar, Allah yolunda savassinlar. Kim Allah yolunda savasir da öldürülür veya galip gelirse biz ona yakinda büyük bir mükafat verecegiz.
Tevbe Suresi 111. Şüphesiz allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. artık, onlar allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. allah bunu tevrat’ta, incil’de ve kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. kimdir sözünü allah’tan daha iyi yerine getiren? o halde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. işte asıl bu büyük başarıdır.
Nisa Suresi 89. Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. bu sebeple, onlar allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. eğer bundan yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı.
-Muhammed'e Özel Ayetler
Azhab Suresi 50:Ey peygamber! Mehirlerini verdigin eslerini, Allah’in sana ganimet olarak verip de elinin sahip oldugu kadinlari, seninle birlikte hicret eden amca kizlarini, hala kizlarini, dayi kizlarini, teyze kizlarini, kendini peygambere mehirsiz olarak bagislar da peygamber de onunla evlenmek isterse böyle bir mümin kadini -ki sonuncusu diger müminlere degil, zatina mahsustur - sana helâl kildik. Müminlere esleri ve sahip olduklari kadinlari hakkinda hangi kurallari geçerli kildigimizi biliyoruz. Sana mahsus olani güçlük çekmeyesin diye mesrû kildik. Allah çok bagislayici, pek esirgeyicidir.

Azhab Suresi 37. Bir zaman, Allah’in kendisine lutufta bulundugu, senin de lutufkâr davrandigin kisiye, "Esinle evlilik bagini koru, Allah’tan kork" demistin. Bunu derken Allah’in ileride açiklayacagi bir seyi içinde sakliyordun, kendisinden çekinme hususunda Allah’in önceligi bulundugu halde sen halktan çekiniyordun. Zeyd onunla beraber olduktan sonra müminlere, evlâtliklarinin -kendileriyle beraber olup ayrildiklari- esleriyle evlenmeleri hususunda bir sikinti gelmesin diye seni o kadinla evlendirdik. Allah’in emri elbet yerine getirilecektir.

Azhab Suresi 53. Ey iman edenler! Peygamberin evine size yemek için izin verilmediği vakit asla girmeyin, fakat çağrıldığınızda -erkenden gidip yemeğe hazırlanmasını beklemeksizin- girin, yemeğinizi yiyince hemen dağılın, söze dalıp oturmayın; bu davranışınız peygamberi rahatsız ediyor, size söylemeye çekiniyor, oysa Allah hak olanı açıklamaktan çekinmez. Peygamber hanımlarından bir şey istediğinizde, onlar perde arkasında iken isteyin; bu sizin kalplerinizin de onların kalplerinin de temiz kalması için en uygunudur. Resûlullah’ı üzmeye hakkınız yoktur, kendisinden sonra ebedî olarak eşleriyle de evlenemezsiniz, sizin bunu yapmanız Allah katında büyük bir günahtır.
Azhab 51. Onlardan dilediginin beraberligini erteler, diledigini yanina alirsin. Uzaklastirdiklarindan birini tekrar istemende senin için bir sakinca yoktur. Bu hüküm onlarin mutlu olmalari, üzülmemeleri ve hepsinin senin verdigine razi olmalari için en uygun olanidir. Allah gönüllerinizdekini bilir, Allah ilim ve hilim sahibidir.
Azhab Suresi 53. Ey Peygamber’in hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınıyorsanız (erkeklerle konuşurken) sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin ki kalbinde hastalık (kötü niyet) olan kimse ümide kapılmasın. Güzel (ve doğru) söz söyleyin.
Azhab Suresi 30. Ey Peygamber'in hanımları! Sizlerden biri açık bir hayasızlık yapacak olursa, onun azabı iki kat olur. Bu Allah'a kolaydır.
Enfal Suresi 1. Sana savaş ganimetlerini soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah ve Peygamber'e aittir. O halde siz (gerçek) müminler iseniz Allah'tan korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Resûlüne itaat edin.
Araf 61. Nûh şöyle cevap verdi: Ey kavmim! Bende hiçbir sapkınlık yoktur; şu var ki ben âlemlerin rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim.
Azhab 56.Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.
Mucadele Suresi 12. Ey iman edenler! Peygamber ile baş başa konuşacağınız zaman, baş başa konuşmanızdan önce bir sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şâyet (sadaka verecek bir şey) bulamazsanız, bilin ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Tevbe Suresi 103. Onların mallarından sadaka al; bununla onları (günahlardan) temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin. Ve onlar için dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (onları yatıştırır). Allah işitendir, bilendir.
Hac Suresi 15. Allah'ın peygamber'e dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğini sanan kimse, yukarı bağladığı bir ipe kendini asıp, boğsun; bir düşünsün bakalım, bu hilesi kendisini öfkelendiren şeye engel olabilir mi?
Cehennem-İşkence
Araf Suresi 179. Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçogunu cehennem için yaratmisizdir. onlarin kalpleri vardir, onlarla kavramazlar; gözleri vardir, onlarla görmezler; kulaklari vardir, onlarla isitmezler. iste onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da sapiktirlar. iste asil gafiller onlardir.
Nur Suresi 2. Zina eden kadin ile zina eden erkegin her birine yüz sopa vurun. Allah’a ve âhiret gününe inaniyorsaniz, Allah’in dinini uygulama hususunda o ikisine karsi merhamet duygusuna kapilmayin.Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya tanik olsun.
Bakara Suresi 7. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de kalın bir perde bulunmaktadır ve onlar için büyük bir azap vardır.
Nisa 56. Süphe yok ki, âyetlerimizi inkâr edenleri gün gelecek bir atese sokacagiz; onlarin derileri pisip aci duymaz hale geldikçe, derilerini baska yenisiyle degistiririz ki aciyi duysunlar. Allah daima üstündür ve hikmet sahibidir.
Hac Suresi 19,20,21. İşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf: O'nu inkar edenlere, ateşten elbiseler kesilmiştir, başlarına da kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir.
Tevbe Suresi 34. Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele.
Secde Suresi 13. Eğer dileseydik, herkese hidayetini verirdik. Fakat benim, “Andolsun, cehennemi hem cinlerden hem de insanlardan dolduracağım” sözüm gerçekleşecektir.
-Sorgulama!
Maide Suresi 101-102. "Ey iman edenler! Size açiklandigi taktirde,sizi üzecek olan seylere dair soru sormayin.Eger kur'an indirildikten bunlara dair soru sorarsaniz size açiklanir.(Halbuki)Allah onlari bagislamistir.Allah,çok bagislayandir,halimdir." "Sizden önceki bir millet o tür seyler sordu da o yüzden kafir oldu"
-Terorizm
Tevbe Suresi 5. Haram aylar çikinca bu Allah’a ortak kosanlari artik buldugunuz yerde öldürün, onlari yakalayip hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onlari gözetleyin. Eger tövbe ederler, namazi kilip zekâti da verirlerse, kendilerini serbest birakin.
Maide Suresi 33.Allah'a ve Resûlü'ne (mü'minlere) harp açanlarin, yeryüzünde (yol kesmek suretiyle) fesadciliga kosanlarin cezasi, ancak öldürülmeleri, ya asilmalari, yahut (sag) elleriyle (sol) ayaklarinin çaprazvari kesilmesi, yahud da (bulunduklari) yerden sürülmeleridir. Bu, onlarin dünyadaki rüsvayligidir. Ahirette ise onlara (baskaca) pek büyük bir azab da vardir...
Muhammed Suresi 4. Savaşta inkar edenlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun; sonunda onlara üstün geldiğinizde onları esir alın; savaş sona erince onları ya karşılıksız, ya da fidye ile salıverin; Allah dilemiş olsaydı, onlardan başka türlü öç alabilirdi, bunun böyle olması, kiminizi kiminizle denemek içindir. Allah, kendi yolunda öldürülenlerin işlerini boşa çıkarmaz.

-Birbiriyle Çelişen Ayetler
Neml Suresi 1. Bunlar Kur’an’in, apaçik bir kitabin âyetleridir.
ile
Al-i İmran Suresi 7. Sana Kitap'ı indiren O'dur. Onda Kitap'ın temeli olan kesin anlamlı ayetler vardır, diğerleri de çeşitli anlamlıdırlar. Kalblerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için onların çeşitli anlamlı olanlarına uyarlar. Oysa onların yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: "Ona inandık, hepsi Rabbimiz'in katındandır" derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünür;
,
En'am Suresi 38. Yerde yürüyen hayvanlar ve kanatlarıyla uçan kuşlar da ancak sizin gibi birer toplulukturlar. Kitap'da Biz hiçbir şeyi eksik bırakmadık; onlar sonra Rablerine toplanacaklardır.
,
Al-i İmran Suresi 67. İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.
ile

En'am Suresi 162-163. De ki: "Benim namazım, (her türlü) ibadetim, hayatım ve ölümüm, hepsi âlemlerin rabbi olan Allah içindir."O'nun ortağı yoktur. Bununla emredildim ve ben herkesten önce teslim olurum."
,
Tevbe Suresi 29. Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’in ve Resûlünün haram kildigini haram saymayan ve hak din Islam’i din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun egerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savasin.
ile
Bakara Suresi 256. Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O hâlde, kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
,
Zuhruf Suresi 23. İşte böyle, biz senden önce hiçbir memlekete bir uyarıcı göndermedik ki, oranın şımarık zenginleri, “Şüphe yok ki biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk. Biz de elbette onların izlerinden gitmekteyiz” demiş olmasınlar.
,
Nisa Suresi 156,157. Bir de inkarlarindan ve Meryem’e büyük bir iftira atmalarindan ve “Biz Allah’ın peygamberi Meryemoglu Isa Mesih’i öldürdük” demelerinden dolayi kalplerini mühürledik. Oysa onu öldürmediler ve asmadilar.(''Biz Allah'ın peygamberi Meryemoğlu Isa Mesih'i öldürdük'' demişler. Anlamayan tekrar okusun)
,
Bakara Suresi 62. Şüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve Sabiilerden Allah'a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir.
ile
Al-i İmran 85. Kim İslam'dan başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir. O ahirette de kaybedenlerdendir.
,
Nahl Suresi 101. Biz bir ayeti degistirip yerine baska bir ayet getirdigimiz zaman -ki Allah neyi indirecegini gayet iyi bilir- onlar Peygamber’e, “Sen ancak uyduruyorsun” derler. Hayir, onlarin çogu bilmez.
ile
Fatır Suresi 43. Yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü tuzak kurmak için (böyle davranıyorlardı). Oysa kötü tuzak, ancak sahibini kuşatır. Onlar ancak öncekilere uygulanan kanunu bekliyorlar. Sen Allah’ın kanununda hiçbir değişiklik bulamazsın. Sen, Allah’ın kanununda hiçbir sapma bulamaz.(Nahl 101'de ayetler değişebiliyordu Fatır 43 de kesinlikle değişmiyor)
,
Zümer Suresi 10. Şöyle de: "Ey inanan kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının; bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Allah'ın yarattığı yeryüzü geniştir. Yalnız sabredenlere, ecirleri sonsuz olarak ödenecektir."(Ey inanan kullarım?)
,
Maide 5: Bugün size iyi ve temiz nimetler helâl kilinmistir. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecegi size helâldir; sizin yiyeceginiz de onlara helâldir. Gayri mesrû iliskide bulunmak veya gizli dost tutmak seklinde degil de mesrû bir nikâhla evlenmek sartiyla mümin kadinlardan iffetli olanlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadinlar -mehirlerini verdiginiz takdirde- size helâldir. Kim inanmayi reddederse ameli kesinlikle bosa gider. O, âhirette de hüsrana ugrayanlardandir.
ile
Maide 51:Ey iman edenler! Yahudileri ve hiristiyanlari veli edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onlari dost edinirse süphesiz o da onlardandir. Allah zalimler toplulugunu hidayete erdirmez.
,
Nisa 11 ve 12. Allah size, çocuklarınız hakkında erkeğe, iki kadın payı kadar (vermenizi) emreder. İkiden fazla kadın iseler bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuşlarsa anasının hakkı üçte birdir. Ölenin kardeşleri varsa anasının payı, vasiyetten ve borçtan sonra altıda birdir. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş paylardır; şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.
Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra, eşlerinizin, çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Çocuğunuz yoksa sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Çocuğunuz varsa bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadının, anası, babası ve çocukları bulunmadığı halde malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kız kardeşi varsa, vasiyetten ve borçtan sonra her birinin payı altıda birdir. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. Kimse zarar görmesin; Allah’ın hükmü budur. Allah her şeyi bilendir, hilim sahibidir.
Buna göre:(2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8 )= 27/24 = 1,125 bulunur (1.0 olması gerekirdi)
Örnek:
Adamın 120 000 mirasi olursa:
kızına: (2/3) 80 000
anneye: (1/6) 20 000
babaya: (1/6) 20 000
karisina: (1/8) 15 000 miras birakiriz.
toplayinca: 80 000+ 20 000 + 20 000 + 15 000 = 135 000(oysa bırakılan miras 120 000 idi)
,
Muhammed Suresi 15.Takvâ sahibi / Allah’a karsi gelmekten sakinanlara vâd edilen cennetin durumu sudur: Orada bozulmayan su irmaklari, tadi degismeyen süt irmaklari, içenlere zevk veren sarap irmaklari ve süzme bal irmaklari vardir. Ayrica onlar için orada, her çesit meyveden ile Rableri tarafindan bir magfiret vardir...
,
Hakka Suresi 40. Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur’an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin sözüdür.
,
Duhan Suresi 38. Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
ile
En'am Suresi 32. Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Müttaki olanlar için şüphesiz ki âhiret yurdu daha hayırlıdır. Hâlâ akıl erdiremiyor musunuz?
,
Enfal Suresi 65.ey peygamber, müminleri savaşa karşı hazırlayıp-teşvik et. eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlup edebilirler. ve eğer içinizden yüz (sabırlı kişi) bulunursa, kâfirlerden binini yener. çünkü onlar (gerçeği) kavramayan bir topluluktur.
ile
Enfal Suresi 66. Şimdi, allah sizden (yükünüzü) hafifletti ve sizde bir zaaf olduğunu bildi. sizden yüz sabırlı (kişi) bulunursa, (onların) iki yüzünü bozguna uğratır; eğer sizden bin (kişi) olursa, allah’ın izniyle (onların) iki binini yener. allah, sabredenlerle beraberdir.
(65.ayette 1 müslüman 10 kafire eşit 66.da 1 müslüman 2 kafire eşit oluyor.)
,
Gaşiye suresi 21. 22. 23. 24. 25. 26. ve 27. O halde (resûlüm), öğüt ver. çünkü sen ancak öğüt vericisin. onların üzerinde bir zorba değilsin. ancak yüz çevirip inkâr edene gelince, işte öylesini allah en büyük azap ile cezalandırır. şüphesiz onların dönüşü sadece bizedir. sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.
ile
Tevbe Suresi 73. Ey peygamber! inkârcılarla ve münafıklarla mücadele et, onlara karşı sert davran! onların varacakları yer cehennemdir. o ne kötü bir varış yeridir!
,
Nisa Suresi 78. Nerede olursanız olun ölüm sizi yakalar; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile! Kendilerine bir iyilik dokunsa "Bu Allah’tan" derler, başlarına bir kötülük gelince de "Bu senden" derler. "Hepsi Allah’tandır" de. Ne oldu bu adamlara ki bir türlü sözü anlayamıyorlar!
ile
Nisa Suresi 79. Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Seni insanlara peygamber gönderdik, şahid olarak Allah yeter.
,
Bakara Suresi 285. Peygamber ve inananlar, ona Rabb'inden indirilene inandı. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. "Peygamberleri arasından hiçbirini ayırdetmeyiz, işittik, itaat ettik, Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş Sanadır" dediler.
ile
Bakara Suresi 253. O peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık. içlerinden bir kısmıyla konuşmuş, bir kısmını da derecelerle yükseltmiştir. Meryem oğlu Îsâ’ya açık deliller verdik ve onu Rûhulkudüs’le destekledik. Allah dileseydi elçilerin ardından gelen insanlar, kendilerine bunca açık delil geldikten sonra birbirine düşüp savaşmazlardı; lâkin farklı yollara yöneldiler. Bu sebeple kimileri iman etmiş, kimileri de inkâr etmişlerdir. Allah dileseydi aralarında savaşmazlardı fakat Allah dilediğini yapar.
,
Tebbet Suresi 1. Ebu Leheb'in elleri kurusun; kurudu da!(Allah beddua ediyor?)
-Evrensellik
Fussilet Suresi 44. Sayet biz onu yabanci dilde okunan bir kitap olarak indirseydik mutlaka söyle diyeceklerdi: "Âyetlerinin açik seçik anlasilir olmasi gerekmez miydi? Bir Arap’a yabanci dilden bir kitap, öyle mi!" De ki: "O, inananlar için bir rehber ve sifadir; inanmayanlara gelince onlarin kulaklarinda bir sagirlik vardir, Kur’an onlara kapalidir. (Sanki) onlara çok uzaktan sesleniliyor.
Şura Suresi 7. Böylece biz sana Arapça bir Kur’an vahyettik ki, şehirlerin anası olan Mekke’de ve çevresinde bulunanları uyarasın. Hakkında asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları uyarasın. Bir grup cennette, bir grup ise cehennemdedir.
Yusuf Suresi 2. Biz onu, anlayasınız diye, Arapça bir Kuran olarak indirdik.
Mucadele Suresi 12. Ey iman edenler! Peygamber ile baş başa konuşacağınız zaman, baş başa konuşmanızdan önce bir sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şâyet (sadaka verecek bir şey) bulamazsanız, bilin ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
-Kimin konuştuğu belli olmayan ayetler
Zuhruf 11 : O, gökten bir ölçüye göre yagmur indirendir. Biz onunla ölü araziyi canlandirdik. Iste siz de, böyle diriltileceksiniz.
Zariyat 50 : O hâlde Allah’a kosun. Süphesiz ben, size O’nun katindan gönderilmis açik bir uyariciyim.
Nahl 51 : Allah, söyle dedi: “Iki ilâh edinmeyin. O, ancak tek ilâhtir. O hâlde, yalniz benden korkun.”
Hud 1-2 : Elif Lâm Râ. Bu Kur’an; âyetleri, hüküm ve hikmet sahibi (bulunan ve her seyden) hakkiyla haberdar olan Allah tarafindan muhkem (eksiksiz, saglam ve açik) kilinmis, sonra da Allah’tan baskasina kulluk etmeyesiniz diye ayri ayri açiklanmis bir kitaptir. “Süphesiz ben size O’nun tarafindan gönderilmis bir uyarici ve müjdeleyiciyim.”
En’am 114: Allah size Kitab’i açiklanmis olarak indirmisken, ondan baska hakem mi isteyecegim?Kendilerine kitap verdiklerimiz bilirler ki,o tamamiyla hak olarak, Rabbinden indirilmistir, sakin süphelenenlerden olma.
Bakara 138: Allah'in boyasini esas alin. Allah'tan daha güzel kim boya vurabilir! Biz yalniz O'na kulluk ederiz.
Tekvir 19 : Kuskusuz o Kur'an, degerli bir elçinin sözüdür.
Hakka 40 : Hiç süphesiz o (Kur´an), çok serefli bir elçinin sözüdür.
Zumer 53 : Ey kendilerinin aleyhine asiri giden kullarim! Allah’in rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Süphesiz Allah, bütün günahlari affeder. Çünkü O, çok bagislayandir, çok merhamet edendir.”
-Erkekler için
Rahman 56, 57. O ki Cennette, kocalarindan baska herkesten gözlerini sakli tutan, kocalarindan evvel hiçbir insan ve cin ile yatmayan hanimlar vardir. Madem böyledir, ey insanlar ve cinler! Rabbinizin hangi yüce nimetini inkâr edeceksiniz?
Vakia Suresi 23. Onlar için sakli inciler gibi, iri gözlü huriler de vardir.
Nisa Suresi 3.Yetimlerin hakkina riayet edemeyeceginizden korkarsaniz, begendiginiz kadinlardan ikiser, üçer, dörder nikâhlayin. Haksizlik etmekten korkarsaniz tek kadin veya mülkiyetinizde bulunan câriye ile yetinin; bu, adaletten ayrilmamaniz için en uygun olanidir
Nebe Suresi 31,32,33,34. Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır.
-Bilimsel
Rahman Suresi 33. Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çevresini aşıp geçmeye gücünüz yetiyorsa geçin! Ama Allah'ın verdiği bir güç olmaksızın geçemezsiniz ki!
Yasin Suresi 39.Ay için de sonunda kuru bir hurma dalina dönecegi konaklar tayin etmisizdir.
Tarık Suresi 5,6,7. Öyleyse insan neden yaratıldığına bir baksın.Fışkırıp çıkan bir sudan yaratıldı. Bu su, bel ile kaburga kemikleri arasindan çıkar.
Nahl Suresi 15. 16. Yeryüzünde, sarsilmayasiniz diye, sabit daglar, nehirler ve belki yolunuzu bulursunuz diye yollar ve isaretler meydana getirmistir. Onlar yildizla da yollarini bulurlar.
halbuki bugün bilindiği üzere dağların yoğunlukta olduğu bölgeler deprem riski en fazla olan bölgelerdir.
Kehf Suresi. 83,84,85,86. Sana Zulkarneyn’i sorarlar, “Onu size anlatacagim” de.
Dogrusu biz onu yeryüzüne yerlestirmis ve her seyin yolunu ona ögretmistik.
O da bir yol tuttu.
Sonunda günesin battigi yere ulasinca onu, kara balçikli bir suda batiyor gördü.
Orada bir millete rastladi. “Zulkarneyn! Onlara azap da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin” dedik.
Şura Suresi 33. O dilese rüzgârı dindirir de gemiler denizin üzerinde hareketsiz kalıverirler. Şüphesiz bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.(Allah motorlu geminin icat edildiğini tahmin edememiş)
Enbiya Suresi 31: okyanus dalgalari insanlari sarsmasin diye daglari yarattik.(Okyanus ile dağlar arasında bir bağlantı yok?)
Araf Suresi 107. Bunun üzerine Mûsâ, asasını yere attı. Bir de ne görsünler, apaçık bir ejderha.(En komiği bu)
-Çarpılma Ayetleri
Bakara Suresi 55. "Ya Musa! Allah'ı apaçık görmedikçe sana inanmayacağız" demiştiniz de gözleriniz göre göre sizi yıldırım çarpmıştı.
Fussilet Suresi 17. Semud milletine, doğru yolu göstermiştik, ama onlar körlüğü, doğru yolda gitmeye tercih ettiler. Kazandıklarının karşılığı olarak onları alçaltıcı azabın yıldırımı çarptı.
Zariyat Suresi 44. Onlar Rablerinin buyruğundan çıkmışlardı; bunun üzerine kendilerini gözleri göre göre yıldırım çarptı.
submitted by jsuvhs to AteistTurk [link] [comments]

animeyi atatürk bulmuştur

Animeyi Atatürk bulmuştur. Atatürk ölmeden önce son haftaydı fakat Atatürk'ün kafasındaki parlak fikirler bitmiyordu. Hastalığından dolayı bu fikirlere zaman harcayacak fiziksel gücü de kalmamıştı, birileriyle paylaşması gerekiyordu. Aklındaki fikir o kadar çılgıncaydı ki inananacak birini bulmanın çok zor olacağını biliyordu. Bu kişi olarak da o zaman yakın olduğu ismet paşayı seçmişti. Atatürk bir gün İsmet paşayı çağırıp konuyu detaylıca anlatır. İsmet paşa potansiyeli görür fakat fikri gerçekleştirmeyi reddeder. Reddetme sebebini ise bu halkın bu kadar ciddi bir dönüşüme ayak uyduramamasından korkması olarak nitelendirir. Atatürk bunu anlayışla karşılar ve fikrini geçiştirir. Birkaç gün geçer ve İsmet paşa hala fikri gerçekleştirirsek olacakları düşünmeden edemiyordur. Sokaklarda Kawaii desu ne diye dolaşan çocuklar, waifusu olduğu için evlenmeyi reddeden gençler, akşam vücut yastığı olmadan uyuyamayan yetişkinler... Fakat olumlu yanlarını da düşünmeden edemiyordu. Cd ve dvd fabrikaları ile anime ithalatı ve ihracatı, mangalar ve yastık fabrikaları ülkenin ekonomisini kalkındıracak düzeye gelebilirdi. Atatürk ise bunları biliyordu ve sarayın en gizli bölmesine vasiyetinin devamını bıraktı. Bu vasiyetinin devamında fikrin temeli ve tasarımları yer alıyordu. Tabiki sarayın içindeki uluslararası ajanlar bunu görebilirdi ve görmüşlerdi de. Japon bir ajan bu önemli bilgiyi hemen japonyaya iletir ve bu olay imparatorun kulağına gider. Bunu duyan imparator ülkenin en iyi iki ajanını bu göreve atar ve o vasiyetin kaçırılmasını emreder. Bu iki ajan sadece 3 günde planını hazırlar ve yola koyulur. Planları o kadar detaylıdır ki gözlerinin çekikliğini bile giderecek bir ameliyat olmuşlardır. Ana dili gibi bildikleri türkçe de insanların gözüne batmıyordur. Operasyon günü gelir ve görevi kusursuzca yerine getirirler. En azından öyle düşünüyolardır. İsmet paşa bunu görür ve artık bu bilginin japonların eline geçtiğini fark eder. Fakat artık çok geçtir...
Bu vasiyet ve tasarımlar japonyaya, imparatora gider ve imparator bunları detaylıca inceler. Bu fikirdeki potansiyeli görür ve tüm araştırma, geliştirme bütçesinin %68.3 ünü bu projeye çevirir. Ülkenin her bir yanından gelen sanatçılarla çeşitli yarışmalar düzenlenir ve çizimler mükemmelleştirilir. Bu araştırmalar aylar sonra ilk meyvesini verir. Gözleri büyük saçları kusursuz bir çizim. İmparator çok etkilenmiştir ve bunun adını koymak istemiştir. En mantıklı isim olarak da bu fikirleri ele geçirmek için canla başla çalışmış iki ajanın Yasuo Ani ve Takashi Me soyadlarının birleşimi olması kararını vermiştir. Anime artık doğmuştur. Bunun doğumu ile birlikte birçok yeni terim de doğmaya başlamıştır. waifu, otaku, loli... Bu gelişmelerden sonra japonya animenin başkenti haline gelmiştir. Bu olay da girişimcilikte Türkiyenin ilk fikri bulsa da geliştirmede geç kalmasına bir örnektir.
submitted by kaan2673 to WeebTurks [link] [comments]

AUTOSTEREOGRAM #4 AWARD ÖDÜLLÜ YARIŞMA BAŞLIYOR. NASIL YAPACAĞINIZ AŞAĞIDA

AUTOSTEREOGRAM #4 AWARD ÖDÜLLÜ YARIŞMA BAŞLIYOR. NASIL YAPACAĞINIZ AŞAĞIDA

Gözlerinizi hafif şaşı yaparak ne olduğunu görmeye çalışın

Cevabınızı spoiler olarak yazın

>!BÖYLE!<

Nasıl Yapılır?

Örneğin parmağınızı alın. Gözlerinize yaklaştırın. Buradaki fikir, gözlerinizi parmağın arkasına bakmaktır ve tek parmak yerine 2 parmağınızı görmek isteyeceksiniz. Bu tam olarak başarmak istediğimiz şey: gözlerin odağını gerçek görüntünün arkasına taşımak. Nesnelere gerçekten yaklaşırken gözleri odak dışı bırakmak kolaydır. Ancak, bir stereogram en iyi gözlerinizin yaklaşık 40 cm'sinde görülebilir, bu nedenle odağı gerçek stereogramdan uzaklaştırmak çok daha zordur. Stereogramlara bakmak için eğitim almadıysanız, bu biraz zaman alabilir. İlk kez bir stereograma baktığımda, 3D görüntüyü görmek için nihayet gözleri doğru şekilde odaklayabilmem bir saat kadar sürdü. Stereogramları görmek için diğer teknikler: Stereogram görüntüsünü gerçekten gözlerinize yaklaştırın (burnunuzla dokunana kadar). Bu mesafede gözleriniz görüntüye odaklanamaz ve görüntünün arkasında bir yere bakarlar. Şimdi, gözleri odaktan uzak tutmaya çalışırken görüntüyü yavaşça kendinizden uzaklaştırın. Bir noktada gizli resmi göreceksiniz. Diğer bir yöntem de bir nesneyi alıp görüntünün arkasına koymaktır (yaklaşık yarısı metre arkasına). Şimdi, gözler resme bakarken görüntünün arkasındaki nesneye odaklanın.
submitted by AsimTahir to KGBTR [link] [comments]

Şükrü Erbaş'tan güzel bir şiir: "Köylüleri niçin öldürmeliyiz?"

submitted by dr___myde to svihs [link] [comments]

Ülkede Solun Ölmüş Olması ve Onu Diriltmek

Yazacağım subredditin ruhuna biraz aykırı çünkü yıkıcı şeylerin yanısıra yapıcı bir şeyden de bahsetmek istiyorum. Ancak modların bu konuda iyi niyetini rica edeceğim çünkü ülkede bu tarz şeylerin konuşulabileceği bir platform kalmadı.
Bildiğiniz üzere, günümüz Türkiye'sinde sol namına hiçbir şey kalmadı. CHP dediğimiz parti sol olmayı geçtim, merkez sol bile değil. Milliyetçi ve muhafazakar politikaları benimsiyor. Örneğin, geçen sene seçilen ve ülke siyasetine katkısı olmuş Ekrem İmamoğlu bile dini değerlere oldukça ağırlık veren bir merkez sağcı (örn. havuzlarda alkol yasağını ve haremlik selamlık havuz uygulamasını savunması). Son Ayasofya olayında, partinin genel tepkisizliği, Mansur Yavaş'ın ve İmamoğlu'nun olayı desteklediklerini belirtmesi, hatta Muharrem İnce'nin oldukça hevesli bir şekilde desteğini belirtip karşı çıkanları terslemesi, CHP'nin merkez sağ olduğunu bir kez daha göstermiş oldu. Aynı zamanda, 40 yılda bir doğru hareketi olsa da (örn. geçen seneki yerel seçimlerdeki performası veya adalet yürüyüşü), bunun ardından 40 yıl boyunca susmayı ve olan bitene tepkisiz kalmayı ihmal etmiyor. Kısacası, ülkedeki en büyük muhalif topluluk olsa da, statükoyu sürdürüyor ve ülkenin gittikçe aşırı sağa kayması konusunda hiçbir şey yapmıyor. Bundan 10-15 sene önce Ayasofya'nın camiiye dönüştürülmesine bu kadar tepkisiz kalınacağını düşünebiliyor musunuz?
Ülke siyasetinin nasıl bu noktaya geldiği gerçekten büyük bir soru işareti. Çok fazla etken var. Derin devletin on yıllar boyunca ülke siyasetini manipüle etmesi, solcuların katliamı, MHP ve ülkü ocaklarının sivil yüzünü oluşturduğu derin devletin 1980 darbesine yol açması ve '82 anayasasıyla beraber gelen değişiklikler, yargının zayıflaması vb. Bunların hepsi oldukça karmaşık ve ilgi çekici süreçler. Ancak özellikle bir tanesi dikkatimi çekti: 2002 seçimleri ve sonrasında ülkede bir tane bile sol parti olmaması.
İnsan yaşadığı zamandaki koşullar her zaman böyleymiş gibi düşündüğü için, bu başta garip gelebiliyor. Lakin Türkiye'nin seçim geçmişine bakıldığında, 2000'ler öncesinde ülkede sol partilerin olduğu, koalisyonlar oluşturulduğu görülebiliyor. Oysa son 20 yıldaki siyasette, ülkede solun esamesi bile okunmuyor (belki kısmen ve sadece bir anlığına HDP vardı). Bu sadece partiler bazında da değil, normal sivil hayatta da böyle. Bilimi ve laikliği savunmanın solculuk zannedildiği, siyasi ortamı ABD'den bile daha sağ olan bir ülkede yaşıyoruz.
Benim kendi açımdan, ülke açısından en yararlı olabilecek şeylerden birisi, ülkenin siyasi ortamında solun tekrar güç kazanmasıdır. CHP'nin sol bir parti olabileceğini düşünmüyorum. Sol bir partinin başa gelebileceğini de düşünmüyorum. Ancak ABD'de Bernie Sanders'ın simgesi olduğu hareketin yaptığı gibi, sol bakış açısını ve talepleri yaygınlaştırarak, ülke siyasetinin daha sola kaymasını sağlayabiliriz. Aşırı sağcıların şu ana kadar yaptığı bu oldu. Yaptıkları aşırı talepler genel olarak hayata geçirilmemiş olabilir ama onların daha hafif versiyonları yürürlükte. Bu bir stratejidir. Marjinal bir şey normalleşebilir ve normal bir şey marjinalleşebilir. Yurt dışında alt-righter'lar bu stratejiyi kullanarak kendi argümanlarını normal siyasetin içine soktular. İşin diğer yanında, LGBTQ+ bireyler önceden marjinal olarak görülürken, artık kendilerini normalleştirdiler. İkisini elbette bir tutmuyorum ve işin stratejik yanından bahsediyorum. Gerek sol, gerek sağ hareketler tarih boyunca bu taktiği kullanmıştır.
Filozof Slavoj Zizek'in dediği gibi, günümüz statükocu ve garantici siyasetin dönemi değil. Aşırı sağ insanları radikalize ediyor ve solun buna karşı kendi radikalizasyonuyla yükselmesi gerekiyor. Bu, "Eski Türkiye'nin" statükosuna geri dönülmesi gerektiği veya eskimiş, bir işe yaramayan ulusalcı söylemleri tekrarlamamız gerektiği şeklinde yorumlanmamalı. Yeni bir şeylere ihtiyaç var. İşte bu doğrultuda, ilk adım olarak, hepimizin kendimizi ve başkalarını bilgilendirmemiz gerektiği düşüncesindeyim. Bu amaç doğrultusunda kimi solcu metinler, videolar, kaynaklar vb. derledim. Elbette öğrenilecek şeyler asla bununla sınırlı değil. Aynı zamanda öğrendiklerimizi sadece kendi içimizde tutarsak da bir anlamı olmaz. Dışarı çıkıp vaaz verin, kafa sikin demiyorum ama insanlarla bu konuları açıp konuşabilirsiniz. Lafı geldiğinde fikrinizi belirtebilirsiniz. Aynı zamanda aşağıda söylenilenlerin hepsine katılmak zorunda değilsiniz. Ben şahsen pek çok şeye katılmıyorum ama hala değerli buluyorum. Ülkecek bu tarz alternatifleri öğrenmeye, düşünmeye, konuşmaya ihtiyacımız var. Lafı daha fazla uzatmadan, kaynaklara geçiyorum.

Videolar

The Alt-Right Playbook - Aşırı sağcı tiplerin ne tarz numaralar kullanarak tartıştığını ve bunlara karşı savunma ile saldırıları anlatan bir video serisi. Aşırı sağı tanımak ve onları tartışmalarda ekarte etmek istiyorsanız mutlaka önerilir.
Decrypting the Alt-Right - Contrapoints'un alt-right'ın örtmecelerini, yani gizli kodlarını ve davranışlarını çözdüğü bir video. Aynı zamanda Contrapoints kanalını birçok açıdan tavsiye ederim.
Erdoğan sözünü neden ve nasıl tüketti? - Ruşen Çakır, Erdoğan'ı ve muhafazakar atmosferi oldukça iyi analiz eden bir gazeteci. Dinlemenizi öneririm.
Cuck Philosophy - İşin felsefi yanına odaklanan ve bunu oldukça iyi yapan bir kanal. Hatta genel olarak, felsefe hakkında Youtube'daki en iyi kanallardan birisidir.
Capitalist Realism - Mark Fisher'ın kapitalist realizm görüşünü, yani içinde yaşadığımız sistemin ideolojisinin nasıl gerçekçilik adı altında zihnimize sızdığını anlatan bir video.
Zizek on Children of Men - Zizek'e dair pek çok şeyi izlemenizi ve okumanızı salık veririm. Her şeyine katılmayabilirsiniz ama günümüz dünyası hakkında oldukça nokta atışı tespitler yapıyor.
Slavoj Žižek on Refugees, Conservatism, and Cultural Incompatibility
Slavoj Žižek: Why There Are No Viable Political Alternatives to Unbridled Capitalism
Slavoj Žižek: Democracy and Capitalism Are Destined to Split Up
2014 "Noam Chomsky": Why you can not have a Capitalist Democracy!
Edward Snowden: How Your Cell Phone Spies on You - Teknoloji sayesinde izlenmenin ne kadar korkunç boyutlara ulaştığını gösteren bir video.
The PewDiePipeline: how edgy humor leads to violence - "Kanka şaka yaaa" kafasında yapılan "kara mizah" esprilerin aslında nasıl büyük bir manipülasyonun parçası haline gelebileceğini anlatan bir video.
Herkesin derdi HDP ile

Uzun Konuşmalar ve Belgeseller

HyperNormalisation 2016 - Uluslararası siyasetin geldiği karmakarışık ve içinden çıkılmaz durumun nasıl oluştuğunu oldukça detaylı ve özenli bir şekilde inceleyen bir belgesel. Siyasette gerçekliğin nasıl zamanla kaybedildiğini ve onun yerine geçen anlatıların gerçeklik haline geldiğini anlatıyor.
The Century of the Self - Part 1: "Happiness Machines"
The Century of the Self - Part 2: "The Engineering of Consent"
The Century of the Self - Part 3: "There is a Policeman Inside All Our Heads; He Must Be Destroyed."
The Century of the Self - Part 4: "Eight People Sipping Wine in Kettering"
Yukarıdaki videolar, tüketim toplumunun neden ve nasıl oluşturulduğunu en detaylı şekilde açıklayan belgesel serisini oluşturmaktadır. Dünyamızın geldiği durumu anlamak için bu bilgilerin öyle ya da böyle mutlaka öğrenilmesi gerekiyor.
Slavoj Žižek: "Violence" | Talks at Google - Zizek'in 'Şiddet' isimli kitabındaki fikirlerini açıkladığı bir konuşma. Dünyamızda devletlerin ve kapitalizmin yarattığı şiddetin ne kadar gözardı edildiğini gözler önüne seriyor. Hem bu videoyu hem de kitabı şiddetle tavsiye ederim.
The Pervert's Guide To Ideology - İdeolojilerin nasıl hayatımızın içine, kendilerini ideoloji değilmiş gibi sunarak sızdıklarını anlatan bir belgesel. Zizek'in popüler çalışmaları içinde temel bir yere sahiptir.
Noam Chomsky- Manufacturing consent (1992) - Rızanın inşaasını, yani farkında olmadan nasıl bilinçaltı şekilde belli şeyleri kabullenmeye itildiğimizi gösteren bir belgesel.
Mark Fisher : The Slow Cancellation Of The Future - Günümüzde sistemin geldiği noktanın bizi nasıl umutsuz bir gelecekle karşı karşıya bıraktığını anlatan bir konuşma.

Metinler

Anarşist Kütüphane (Türkçe) - Pek çok anarşist metine Türkçe olarak ulaşılabileceğiniz bir site. Aşağıdaki İngilizce kısmında daha bile fazla metin var. Bunların arasında denemeler, analizler vb.nin yanısıra, 1917'de Rus devrimi sırasında yazılmış mektuplar bile var.
Anarchist Library (İng)
Anarcho-Copy - Anarşist kitaplar ve dergilerin Türkçe pdf hallerini bedava olarak paylaşan bir site.
Marxists Internet Archive - Kapital'in tamamı da dahil, Marksist metinlere bedava olarak ulaşabileceğiniz bir site.
Şiddet, Slavoj Zizek - Mutlaka okunması gereken ve oldukça kısa bir kitap. Bahsettiğim gibi, yapısal şiddetin ne kadar kolay gözardı edildiğini ve görünür şiddetten ne kadar daha fazla olduğunu anlatıyor.
Tanrı ve Devlet, Mikhail Bakunin - Materyalist düşüncenin ne kadar yanlış anlaşıldığını ve idealist düşünce ve bununla bağlantılı olarak dinlerin insan olgusunu ne kadar alçalttığını anlatan bir kitap.
No Gods No Masters: An Anthology of Anarchism - Bütün büyük anarşist düşünürlerinin fikirlerinin sırayla özetlendiği bir başvuru kitabı.
Demokratik Zorbalık, Alexis de Tocqueville - 1800'lü yıllarda yaşamış bir Fransız siyaset felsefecisinin yazdığı, demokrasinin nasıl da zorbalığa evrilebileceğini anlatan 60 sayfalık kısa ama oldukça güzel bir kitap.
Sessiz Yığınların Gölgesinde, Jean Baudrillard - Kitle denilen şeyin ne kadar boğucu fakat aynı zamanda anlamsız bir tanım olduğunu anlatan bir kitap.
Simulakrlar ve Simülasyon, Jean Baudrillard - Videolar kısmında bahsettiğim, gerçek denilen şeyin yalanlarla örtülmesini ve ikisinin nasıl ayrılmaz hale geldiğini anlatan bir kitap. Günümüzdeki karmaşık dünya bakışının nasıl oluştuğunu ve anlatıların nasıl bize hükmettiğini gösteriyor. Ancak bir uyarı yapayım, okuması biraz zordur. Başlangıç kitabı olarak tavsiye edilmez.
Tüketim Toplumu, Jean Baudrillard - Yine bir temel Baudrillard kitabı. Tüketim toplumunun nasıl oluştuğunu ve çalıştığını detaylarıyla inceliyor.
Michel Foucault: Onun iktidar üzerine söyledikleri her geçen gün daha fazla önem kazanıyor - Foucault'nun iktidar analizinin günümüz için neden hala geçerli olduğunu gösteren Türkçe bir yazı.
Suriyeliler Hakkındaki İddiaların Gerçekliği - Suriyeliler hakkında hemen her yerde duyabileceğiniz iddiaların gerçekliğini, kaynaklara dayanarak inceleyen bir yazı.
Umberto Eco ve Kök Faşizm - Faşizmin on dört özelliğini anlatan, Umberto Eco'nun ünlü yazısının Türkçesi.
Capitalist Realism, Mark Fisher - Videolar kısmında bahsettiğim, kapitalist ideolojinin kendisini 'gerçekçilik' adı altında sunmasını anlatan bir kitap.
Sivil İtaatsizlik ve Pasif Direniş, Gandhi ve Thoreau - Bu iki kavramın ne kadar fazla güce sahip olduğunu ve barışçıl bir değişim yolunu anlatan, Gandhi ve Thoreau'nün metinlerini bir araya toplayan bir kitap.
Why Civil Resistance Works, The Strategic Logic of Nonviolent Conflict - Sivil direnişin ve barışçıl direniş yollarının neden şiddetli yollardan daha başarılı olduğunu, oldukça kapsamlı çalışmalara ve verilere dayanarak anlatan bir kitap. Verileri daha çok merak edenler NAVCO Data Project'i aratabilir.

Haber Kaynakları

Aşağıdaki haber kaynaklarını solcu bakış açısı sunmaları açısından değil, ülke koşullarına kıyasla işinin hakkını veren işler çıkarıp çıkarmamaları açısından değerlendirdim.
http://www.diken.com.t
https://www.gazeteduvar.com.t
https://medyascope.tv/
https://t24.com.t
https://yesilgazete.org/
http://bianet.org/
https://www.iklimhaber.org/
https://meydan.org/
submitted by sum-poopins to svihs [link] [comments]

-BÜYÜK TAARRUZ ÜZERİNE- 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI'MIZ KUTLU OLSUN!

Bu yazı, dünya genelindeki askeri savaş sistemlerine ve stratejilerine yön vermiş olan Büyük Taarruz'u, o dönemde de kullanılan, Mustafa Kemal Atatürk ve Fevzi Çakmak tarafından da geliştirilen Lanchester Stratejisi ile birlikte modern çağda kullanılan Sistem Dinamikleri çerçevesince incelemeye yöneliktir.
-SİSTEM DİNAMİKLERİ-
Sistem dinamiklerinin temeli, bilgisayar uzmanı olan Jay Wright Forrester tarafından 1961 yılında basılan kitabında atılmıştır. Sistem dinamikleri, sistemlerin komplikasyonlarıyla, yani karmaşıklığıyla ilgilenen bir uzmanlık alanıdır. Sistem dinamikleri, olayların ve olaylara bağlı olan cisimlerin zaman içerisindeki değişimiyle ilgilenir. Yani sistem dinamikleri, tarihte, kimyada, biyolojide, fizikte, mühendislikte ve içinde herhangi bir komplikasyon barındıran tüm sistemleri incelemede kullanılır. Sistem dinamikleri, komplikasyonları baz alarak, dinamik yapıların zaman içerisinde nasıl değişimler gösterdiğini anlamaya yönelik, oluşan yeni dinamiklerin tespit edilmesinde, doğada bulunan nedensellik ilkesine bağlı olan neden-sonuç ilişkilerinin anlaşılabilmesinde ve askeri savaş ortamlarında uygulanmış, uygulanan ya da uygulanacak olan stratejiler sonucu olarak, olası kayıpların ve kazançların belirlenmesinde kullanılır.
-LANCHESTER STRATEJİSİ-
Stratejinin yaratıcısı, İngiliz askeri mühendisi olan Frederick William Lanchester'dır. Lanchester Stratejisi ilk olarak 1916 yılında yayımlanan Aircraft in Warfare: The Dawn of the Fourth Arm kitabında "Savaş Stratejisinin Yönetim Kanunları" konusunda bahsedilmiştir. Lanchester Stratejisi için yapılacak en basit tanım, savaş bilimidir ve düşmanı en fazla zarara uğratmayı amaçlayan bir modeldir. 1. Dünya Savaşı'nda ve 2. Dünya Savaşı'nda kullanılan bu strateji, bütün dünyada olduğu gibi TSK Kara Harp Okulu Akademik Programı'nda, 4. Sınıf 1. Yarıyılındaki müfredatta bulunan Muharebe Modelleme dersinde öğretilmiştir.
Lanchester Stratejisi'ne baktığımızda, bu modellemeyle çeşitli savaş taktikleri geliştirmekle birlikte, doğa içindeki canlıların birbirleriyle olan mücadelesini de temel alan çeşitli çalışmalar bulunmaktadır. Düşman güçler arasındaki çarpışmaları modellemek amacıyla Lanchester Stratejisi baz alarak kısmi türev denklemleri geliştirilmiştir. Bunun haricinde bir diğer örneklerden biri de karınca kolonileri arasında, kaynakları elde tutma amacına yönelik mücadeleler ile ilgili olarak Lanchester doğrusallık (Lanchester 1. Kanunu) ve N2 kanunlarını (Lanchester 2. Kanunu) temel olan bir model kullanılmıştır.
Ölümüne savaş kavramı, devletler arasında gerçekleşen savaşları incelemede, böcek kolonilerinin, maymunların, kuş popülasyonlarının ve diğer canlı popülasyonlarının birbirleriyle olan mücadelelerini içeren doğa olaylarını incelemede, şirketler ya da şirketlerin piyasaya sürdüğü ürünler arasındaki ticari savaşlarını incelemede ve hatta toplumları etkileyen salgın hastalıklarla yapılan mücadeleyi incelemede kullanılır.
Askeri operasyonlarda, her iki tarafın da görev dağılımının dinamik bir şekilde yapılabilmesi oldukça kritik bir noktadır. Öyle ki emir-komuta zincirinin bir sonucu olarak dağıtılan görev ve kaynaklar her zaman istenilen sonucu vermemektedir. Bundan dolayı operasyon süreci devam ederken görev ve kaynak dağılımının tekrardan yapılabilmesi gerekebilmektedir. Bu kritik aşama, modern çağın askeri operasyon ve savaşlarında da meydana gelmektedir. Görev ve kaynak dağılımının dinamiği, operasyon yapılacak ya da yapılan bölgenin coğrafik şartlarına, dönemin teknolojisine (tank, zırhlı taşıma araçları, hacking, uydu sistemleri, insansız hava araçları, yüksek menzilli savunma sistemleri, nükleer silahlanma vb.), operasyon dahilindeki tarafların psikolojik yapısına (genellikle moral) ve ekonomik desteğe bağlıdır. Minimalize bir örnek verilebilirse, defansif kabul edilen A tarafının piyade gücü 50,000 kişi, yüksek menzilli savunma sistem oranı %90, uçak sayısı 100, tank sayısı 200, hacking saldırı oranı %100, uydu sayısı 10, insansız hava araç sayısı 100 olsun. Ofansif kabul edilen B tarafının da piyade gücü 150,000 kişi, uçaksavar oranı %10, uçak sayısı 200, tank sayısı 200, hacking saldırı oranı %20, uydu sayısı 0, insansız hava araç sayısı 20 olsun. A ve B arasında gerçekleşecek olan savaşı, A tarafının elinde bulunan uydu sistemleri, B tarafının birliklerinin hangi bölgeye operasyon düzenleyeceğini öğreneceği ve o bölgede seyir halinde olan uçakların ve insansız hava araçlarının ve bölgeyi incelemeye çalışan uyduların sistemlerine hack saldırısı düzenleyeceği için B tarafının hava gücü etkisiz hale gelecektir. Artık B tarafının elinde sadece tank, piyade, uçaksavar ve anti-hacking yapmaya çalışan ve nihai başarısızlığa erişebilecek olan hacking sistemi bulunmaktadır. B tarafı, birliklerini operasyon yapmak istediği bölgeye her ulaşmaya çalıştığında A tarafı tarafından saldırıya uğrayacak ve büyük bir bozgunla karşı karşıya gelecektir. Üstelik B tarafı için en büyük tehlikelerden birisi de, A tarafının sahip olduğu yüksek menzilli savunma sistemlerinin ve teknolojik saldırı sistemlerinin B tarafının sanayi ve sivil bölgelerine karşı kullanılması ve B tarafını içten içe yok edebilmesi olacaktır.
Lanchester Stratejisi'nin vermiş olduğu meyveler ve bu strateji baz alarak geliştirilmiş olan taktikler bugün bile halen kullanılmaktadır. Örneğin ABD'nin savaş düşünce yapısına göre, ABD bir bölgeye operasyon düzenlemek istiyorsa (Örneğin Orta Doğu bölgesi), oluşturmak istediği askeri birlikleri ve kullanmak istediği askeri kaynakları ABD topraklarından değil, Orta Doğu'daki ABD üslerine giden emirler doğrultusunda oluşturulan birliklerden ve kullanmak istediği silah kaynaklarını ise ABD üslerine yakın olan şirketlerinden sağlamaktadır. Şayet tüm birlikleri ve kaynakları kendi ülkesinden temin etmek isterse, astronomik değerler içeren bir fatura çıkacaktır karşısına. Amerika'ya kaynak ve silah temin eden bu şirketler, genel olarak ABD arasında ticari anlaşmaların olduğu devletlerde bulunmaktadır; Türkiye ve Suudi Arabistan gibi. Silah tedariği sağlayan devletlerin genel ortak özelliği ise tarım oranı düşüktür ya da düşürülmüş, sanayi oranı yüksektir ya da yükseltilmiş ve sosyal hizmetler oranı düşüktür ya da düşürülmüştür. Birlikler ve kaynaklar hazırlanmadan önce hazırlanması gereken en önemli etken ise stratejidir. İşte tam bu noktada sistem dinamikleri ve Lanchester Stratejisi devreye girer. Çünkü bu stratejiler operasyonun ya da savaşın devlete ya da devletlere olan savaş maliyetini de ortaya çıkarır. Çünkü düşman sayısının 1,000 kişi olduğu bilinen dağlık bir bölgeye 50,000 kişiyi yollamak, operasyonu yapacak olan tarafa ekonomik anlamda oldukça büyük bir masraf oluşturur. Bu yüzden dağlık alanda var olan 1,000 kişiye karşı kazançlı çıkabilmek için öncelikle o coğrafyaya özel eğitimli birliklerin yetiştirilmesi ve meydana getirilmesi gerekmektedir. Özellikle birlik sayısının az tutulması ise modern çağda çok büyük bir önem arz etmektedir. Çünkü stratejinin sunacağı oranları düşündüğümüzde dağlık alandaki 1,000 kişiye karşı, yüksek savaş kaynaklarına sahip optimum sayıdaki iyi eğitimli 500 kişi yeterli olacaktır. Bu da operasyonu yapmak isteyen tarafa 49,500 kişilik bir kâr sağlayacaktır.
Tüm bu örneklemelerde görüldüğü gibi Lanchester çarpışmaları, operasyonları ve mücadeleleri modellemek amacıyla geliştirilmesiyle ilgili pek çok teorik ve uygulamalı çalışmalar bulunmaktadır. Ilachinski'nin 1996 yılında yayımlanan kitabında karmaşık sistem dinamiklerini test ederken hava ve deniz savaşlarından ziyade, kara savaşlarına odaklanmıştır. Ilachinski'ye göre kara savaşlarının tercih nedenleri şu şekilde sıralanmıştır:
a) Kara savaşlarında birbirlerine zarar verebilecek piyade, tank, zırhlı personel taşıyıcı gibi pek çok unsur bulunmaktadır. Deniz savaşları için ise karmaşık bir sistem mevcut değildir, modelin içeriği sadece gemi sayılarıdır.
b) Kara savaşları, deniz ve hava savaşlarına göre daha karmaşık ortamlarda gerçekleşmektedir. Savaşın cereyan edebileceği birbirinden çok farklı coğrafyalar ve iklim koşulları mevcut olabilmektedir.
c) Kara savaşları, savaşan tarafların moral düzeyine de bağlı olduğundan psikolojik yönü de önem kazanmaktadır.
-LANCHESTER DOĞRUSALLIK VE N2 KANUNLARI-
Lanchester, ok, yay, kılıç ve kalkanların kullanıldığı göğüs göğüse mücadelelerin yapıldığı antik dönem savaşlarını temel alarak doğrusallık kanununu açıklamıştır. Lanchester 1. Kanununa göre, güç değişim oranı kayıp oranına eşit olduğunda savaş dengeye ulaşır. Oransal değişim denklemi şu şekilde gösterilmektedir:
(m0 - m) = E(n0 - n) --(1. Denklem)--
m0: Müttefik tarafın başlangıçtaki askeri gücü.
m: Müttefik tarafın kalan askeri gücü.
n0: Düşman tarafın başlangıçtaki askeri gücü.
n: Düşman tarafın kalan askeri gücü.
E: Değişim oranı (Silah etkinliği)
Bu denkleme bağlı olarak, zayıf olan taraf teslim olmadığı sürece, bütün kuvveti tükenene kadar mücadele etmeye devam eder. Bütün askeri güç tükenmeden savaş sona erdirildiğinde de aynı denklemden yararlanılarak taraflardan birinin kalan kuvveti kullanılarak, diğer tarafın kalan kuvveti ve buna bağlı olarak olası kayıpları hesaplanabilir. Lanchester'ın 2. Kanunu olan N2 Kanunu'na göre savaş malzemesi üstün olan taraf, düşmanı yıprattıkça kendisinin alacağı hasar azalacağından, tarafların savaş güçlerinin karesi ile oranlama yapılmaktadır. 2. Kanuna bağlı denklem ise şu şekilde gösterilmektedir:
(m02 - m2) = E(n02 - n2) --(2. Denklem)--
Örnek olarak 2,000 kişilik bir güce sahip taraf ile 1,000 kişilik güce sahip taraf çarpıştığında, doğrusallık oranı 2'ye karşı 1 iken, N2 Kanunu'na göre, güçlü olan tarafın düşmana zarar verme oranı ateş üstünlüğünden dolayı 4'e karşı 1'dir. N2 Kanunu'nun daha karmaşık hesaplamalar içermesine rağmen, gerek savaş meydanlarında, gerekse bu stratejilerin uyarlandığı işletme faaliyetlerinde, daha gerçekçi değerlendirmeler sağladığı açıktır. Savaş alanları için N2 Kanunu değerlendirecek olursa, taraflardan birinin gerek asker sayısı gerekse silah gücü bakımından avantajlı olması, kendisine daha yüksek ateş gücü sağlayacağı için karşı tarafa daha fazla kayıp verdirme olanaklarına kavuşacaktır. Zaten savaş terminolojisinde yaygın bir kavram olan "sıklet merkezi prensibi" de bu duruma uygun bir şekilde, kurmaylık eğitimi alan generaller tarafından uygulanarak büyük zaferlerin elde edilmesi sağlanmaktadır. Sıklet merkezi prensibi ile hareket ederek düşman kuvvetlerinin şaşırtıldığı ve sayıca az olunmasına rağmen düşmanın yenilgiye uğratıldığı durumlara Büyük Taarruz planları örnek olarak verilebilir. Yazının ilerleyen bölümlerinde Büyük Taarruz'un başlangıcındaki mevcutlara göre tarafların ateş üstünlükleri, Lanchester Kanunu'na göre hesaplanmış, Mustafa Kemal Atatürk ve Fevzi Çakmak'ın belirledikleri strateji gösterilmeye çalışılmıştır.
-BÜYÜK TAARRUZ ÖNCESİ KUVVETLERİN LANCHESTER KANUNLARINA GÖRE ANALİZİ-
Büyük Taarruz'un başlangıcındaki mevcutlara göre tarafların ateş üstünlükleri şu şekildedir:
1) Türk Ordusu
-Asker: 207,941
-Top: 323
-Tüfek: 92,792
-Hafif Makineli Tüfek: 2,025
-Ağır Makineli Tüfek: 839
2) Yunan Ordusu
-Asker: 224,996
-Top: 418
-Tüfek: 130,000
-Hafif Makineli Tüfek: 3,139
-Ağır Makineli Tüfek: 1,280
Veriler incelendiğinde Yunan güçlerinin, gerek asker sayısı bakımından gerekse askeri kaynak bakımından Türk güçlerine karşı üstün olduğu görülmektedir. Bir de bu avantaja dönemin silah teknolojisi içerisinde, siperlere girmiş savunma kuvvetlerini yerinden kaldırmada kullanılabilecek olan tankların, sadece İngiltere ve Fransa gibi süper güç olan sömürge devlerinde kısıtlı sayıda mevcut olduğu düşünüldüğünde, savunmada bulunmanın avantajı da eklenmekte ve Yunan güçlerinin etkinliğini arttırmaktadır. Bu yapıda bir taarruz edildiğinde, normal koşullar altında Lanchester'ın 2. Kanunu'na göre Yunan kuvvetlerinin ateş üstünlüğü, 224,996/207,941= 1.082018 oranında değil, (224,996/207,941)/(207,941/224,996)= 1.170764 oranında olacaktır. Bu oranlarda gösterilen ateş üstünlüğü, birbirine çok yakın olan birlikleri etkilemektedir. Buna bir de savaşmak için daha kritik malzemeler olan top, hafif makineli tüfek ve ağır makineli tüfeklerdeki daha büyük üstünlükler eklendiğinde, Yunan kuvvetlerinin savunmada başarılı olması kaçınılmaz olacaktır. Tüm savaş desteklerini de göz önünde bulundurursak karşımıza şöyle değerler ortaya çıkacaktır.
Doğrusallık Kanunu'na göre Yunan kuvvetlerinin ateş üstünlüğü oranları:
-Asker: 224,996/207,941= 1.082018
-Top: 418/323= 1.294118
-Tüfek: 130,000/92,792= 1.400883
-Hafif Makineli Tüfek: 3,139/2,025= 1.550123
-Ağır Makineli Tüfek: 1,280/839= 1.525626
N2 Kanunu'na göre Yunan kuvvetlerinin ateş üstünlüğü oranları:
-Asker: (224,996/207,941)/(207,941/224,996) = 1.170764
-Top: (418/323)/(323/418)= 4182 / 3232 = 1.67474
-Tüfek: (130,000/92,792)/(92,792/130,000) = 130,0002 / 92,7922 = 1.962753
-Hafif Makineli Tüfek: (3,139/2,025)/(2,025/3,139)= 3,1392 / 2,0252 = 2.402883
-Ağır Makineli Tüfek: (1,280/839)/(839/1,280)= 1,2802 / 8392 = 2.327534
Değerlerde görüldüğü üzere N2 Kanunu'na göre hafif ve ağır makineli tüfeklerin üstünlük oranı neredeyse 2.5 seviyesine yaklaşmaktadır. Tankların ve zırhlı personel taşıyıcıların olmadığı bu dönem için ağır ve hafif makineli tüfeklerin taarruz eden taraf üzerindeki ölümcül etkisi tartışılmaz bir durumdur. Taraflardan biri tüm gücünü kaybedene kadar mücadele devam etseydi, verilecek olan kayıplar, Doğrusallık Kanunu ve N2 Kanunu'na göre 1. ve 2. Denklemler ile bulunabilecektir.
E olarak simgelenen değişim oranı, tarafların silahlarının etkinliğini ifade etmektedir. Başlangıç olarak bu değer 1 kabul edildiğinde, Türk kuvvetlerinin daha az olduğu için Türk kuvvetleri tükenene kadar mücadele devam ettirilecek olursa; Yunan kuvvetleri kalan askeri gücü aşağıdaki gibi bulunabilir:
m0 = 207,941
m = 0
n0 = 224,996
n0 = 0
E = 1
(m02 - m2) = E(n02 - n2)
(207,9412 - 02) = 1(224,9962 - n2)
n = 85,928
Yunan kuvvetlerinin başlangıç askeri gücü ile yukarıda hesaplanan Yunan kuvvetleri kalan askeri gücü arasındaki fark, Yunan kuvvetlerinin toplam kayıplarını verecektir:
n0 - n = 224,996 - 85,928 = 139,067
Yapılan bu hesaplamalarda Lanchester Doğrusallık ve N2 kanunlarına ilişkin olarak 1. Denklem ve 2. Denklem içerisinde yer alan ve tarafların silahlarının etkinliğini ifade eden değişim oranı olan E, 1 olarak kabul edilmiş ayrıca her bir savaş malzemesi için birbirinden bağımsız olarak hesaplamalar yapılmıştır. Ancak gerçek hayatta top, ağır makineli tüfek ve hafif makineli tüfek gibi Kurtuluş Savaşının gerçekleştiği dönem için kritik olan savaş malzemelerinin sayı farklılıklarının bir arada düşünülerek değerinin yerine kullanılması gerekmektedir. Bu bütünsel bakışı sağlayabilmek için sistem dinamiği modeli kullanılmalıdır. Yazının ilerleyen bölümlerinde de verilecek olan, 26 Ağustos 1922 tarihi itibarıyla Türk ve Yunan kuvvetlerine ait veriler, doğrudan cephe taarruzu varsayımına göre oluşturulmuştur.
-Büyük Taarruzun Doğrudan Cephe Taarruzu Varsayımına Göre Sistem Dinamikleri Çerçevesinde Modellenmesi-
Lanchester Kanunlarına göre hesaplamalar yapılırken daha önce değinildiği üzere silah etkinliği olan E değerinin 1 olduğu varsayımıyla hareket edilmiştir. Ancak gerçek hayatta top, ağır makineli tüfek ve hafif makineli tüfek gibi Kurtuluş Savaşının gerçekleştiği dönem için kritik olan savaş malzemelerinin sayı farklılıklarının birarada düşünülerek E değerinin yerine kullanılması gerekmektedir. Bu sıkıntıyı gidermek amacıyla olayları sistemin dinamikleri içerisinde incelemeyi sağlayan Stella 9.1.4 programında tüm bu savaş malzemelerinin etkilerini içeren bir model kurulmuştur. Stella 9.1.4. programı model sayfası ve oluşturulan model *Şekil 1'de görülebilir. Oluşturulan modellemenin getirdiği sonuç ise *Tablo 1'deki gibidir. Tablo 1'deki kısmi sonuçlar incelenecek olursa, Yunan kuvvetlerinin kalan askeri gücü 95000 olmakta ve Türk kuvvetlerinin bütün askeri gücü tükenmektedir.
Yunan kuvvetlerinin doğrudan cephe taarruzu durumundaki üstünlüğü N2 Kanunu'ndaki başlangıç değerleri karşılaştırıldığında da görülebilmektedir.
m0: Türk tarafı başlangıç askeri gücü n0: Yunan tarafı başlangıç askeri gücü Silah etkinliğinin değerinin (E), 1 kabul edilmesine göre cephe taarruzunda güçlerin karşılaştırılması şu şekilde gösterilebilir.
m02 < n02 ==> 207,9412 < 224,9962
43,239,459,481 < 50,623,200,016
Doğrudan cephe taarruzu yapılması varsayımına göre model oluşturulduktan sonra bu savaş öncesi yapılan hazırlıklar ve savaş planları hakkında bilgi verilecektir.
-BÜYÜK TAARRUZ-
Sakarya Savaşı, 13 Eylül 1921 tarihinde sona ermesine rağmen Büyük Taarruz 26 Ağustos 1922 tarihinde başlamıştır. Diğer bir ifade ile taarruz yaklaşık on bir buçuk ay sonra gerçekleşmiştir. Aslında Sakarya’da mağlup edilen düşmanın sıkı bir şekilde takip edilmesi ve kazanılan zaferin meyvelerinin alınması beklenirdi. Ancak, yirmi iki gün yirmi iki gece devam eden Sakarya Savaşı Türk ordusunu da çok yıpratmıştı. Bu yüzden bir süre bekleyip orduyu toparladıktan sonra taarruza geçmek daha mantıklıydı. Büyük taarruzun temel gecikme sebepleri şunlardır:
a) Ordunun eksikliklerinin giderilmesi ve ihtiyaçlarının temini. Taarruz için gerekli olan insan, silah ve cephane noksanının giderilmesi gerekliliği.
b) Bugüne kadar sürekli savunmada kalmış olan orduya taarruz eğitimi vermek.
c) Sad Planı ile ortaya konulan taarruz planının olgunlaştırılması.
d) Güney ve Doğu cephelerinden birliklerin batıya nakledilmesi.
e) Silah noksanının giderilmesi için gizli örgütler vasıtasıyla İstanbul’dan Anadolu’ya silah kaçırılmasına hız verilmesi.
e) Silah satın alınması işlemlerine hız verilmesi.
f) Askerî imalathanelerin silah ve teçhizat noksanını gidermeye yönelik yapılan çalışmalar
g) Asker sayısını artırmaya yönelik yapılan çalışmalar. 1901 (Rumi takvime göre 1317) doğumluların silah altına alınması.
h) İaşe temini; Konya, Niğde, Burdur, Denizli vb. aşar ambarlarında bulunan ürünlerin demiryolu istasyonlarına indirilmesi ve orada bulunan askerî birliklere teslim edilmesinin temini.
i) Eksiklikler nedeniyle köylü kıyafetleri giymek zorunda kalan erat için asker elbiselerinin temini.
Başkomutan Gazi Mustafa Kemal 6 Ağustos 1922’de tüm ordu birliklerine saldırı için son hazırlıkları yapmalarını gizlice bildirmiş, 20 Ağustos’ta Akşehir’deki Batı cephesi yönetim yerine giderek orada Genel Kurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa ve Cephe Komutanı İsmet (İnönü) Paşa ile taarruz planını bir kez daha tüm ayrıntılarıyla gözden geçirmiştir. Saldırı, Yunan birliklerini beklenmedik baskınla çevirme ve yok etme ilkesine göre düzenlenmiştir. Saldırı için kullanılan stratejiye Kurt Kapanı Taktiği adı verilmiştir.
Mustafa Kemal Paşa’nın taarruz planı, askeri gücümüzün büyük çoğunluğunu düşman cephesinin dış yanında ve etrafında toplayarak düşmanı yok etmek idi. Birinci ordumuz Afyonkarahisar’ın doğusunda Akarçay ile Dumlupınar arasında bulunan düşman mevzilerine saldırarak düşmanı kuzeye atacaktı. İkinci ordumuz ise Akarçay’ın kuzeyinden Sakarya’ya kadar olan cephede düşmana saldıracaktı. Bu ordumuz, düşmanın Eskişehir’de bulunan 3 tümeni, Döğer’de bulunan 3 tümeni ve Afyonkarahisar’ın doğusunda bulunan 2 tümeni olmak üzere toplam 8 tümenini durdurmakla vazifeliydi. Kocaeli bölgesinde olan güçlerimiz düşmanın güneye inmesine engel olacak, Menderes yöresindeki kuvvetlerimiz ise düşmanın İzmir’le olan bağlantısını kesecekti.
Büyük saldırı 26 Ağustos 1922 sabahı saat 5:30’da topçu birliklerinin ateşiyle başlamıştır. Başkomutan Mustafa Kemal o sabah ordularının başında Kocatepe’dedir. Saldırının ilk iki gününde Afyon’un güneyinde 50, doğusunda 30 kilometrelik Yunan cepheleri düşmüş; 28-29 Ağustos günlerinde Yunanlıların en güçlü birlikleri Aslıhanlar yöresinde çevrilmiş; 30 Ağustos günü de Başkomutanın doğrudan yönettiği savaş sonunda düşmanın en güçlü birlikleri yok edilmiştir. Büyük Taarruz gerçek bir baskın taarruzu niteliğinde gerçekleşti. Dışarıya yönelik haber yasağının da etkisi ile beraber ne İstanbul ne de dünya bir süre ne olduğunu anlayamadı. Gerçekten hiç kimse böylesine büyük bir taarruzu beklemiyordu. Bu yüzdendir ki Yunan Orduları Başkomutanı Hacı Anesti İzmir’e gitmek için hazırlık yapmakta bir sakınca görmemişti. Çünkü taarruz sabahından bir gün önce ülke genelinde, daha doğrusu tüm dünyanın rahatlıkla haberi olacak şekilde, Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının çay partisi yapacakları haberi, telgraflarla ve kulaktan kulağa dolaştırıldı. Taarruzun gerçekleştiği 25-26 Ağustos gecesi Afyonkarahisar’daki Yunan generali Trikopis bir balo verecek kadar rahattı. Onların bu derece rahat olmasını sağlayan sebepler vardı. Aslında 1922 yılı baharında Türk taarruzu bekleniyordu, ancak gerçekleşmemişti. Bu durum Türklerin taarruz edecek cesareti kendilerinde bulamadıkları şeklinde değerlendirildi. Şimdi ise yağmur mevsimi başlamak üzereydi. Bu şartlarda kesinlikle taarruz beklenmiyordu. İngiliz istihbaratçı uzmanların Yunan savunma hatları ile ilgili olarak yaptıkları değerlendirmeler de Yunanlıların kendilerine olan güvenlerini arttırıyordu. Zira bu uzmanlar üç hattan oluşan ve tel örgülerle kuvvetlendirilen Yunan mevzilerinin çok güçlü olduğunu ve Türk kuvvetlerinin bu mevzileri aşma imkanının bulunmadığını söylüyorlardı. Hatta 30 Ağustos tarihli Neyologos gazetesi, birkaç ay evvel Anadolu cephesinden dönen Amerika muhabirlerinden Mister Jeypon’un Afyon’daki Yunan tahkimatına ve bu mevkiinin zaptı mümkün olmayan bir müstahkem mevki haline geldiğine dair Rum Cemiyet Edebiyesi’nde verdiği konferansı haber yapmış idi.
Hiç durmaksızın beş gün beş gece devam eden çetin muharebelerden sonra Dumlupınar’da asıl kuvvetleri yok edilen düşmanın bozguna uğrayarak geri çekilen bakiye kuvvetleri de toparlanma fırsatı bulamadan denize dek hiç ara verilmeden takip edilmiştir. Yunanlıların, Trakya ve Bursa mıntıkalarındaki bütün birliklerine denizden naklederek İzmir’in doğusunda son bir mukavemete yeltenmeleri fırsat verilmemiştir. Böylece düşman kuvvetlerin ikinci bir savunma hattı kurmaları mümkün olmamıştır. Türk ordusu, durup dinlenmeden, açlık ve susuzluk demeden İzmir’e kadar yaklaşık 400 kilometrelik mesafeyi yalnızca yaya ve süvari birlikle on gün içinde kat ederek takip operasyonunu Yıldırım Harbi örneğine uygun büyük bir başarıyla tamamlamıştır.
Taarruzun başarıya ulaşmasında topçusundan süvarisine kadar tüm neferlerin katkısı büyüktür. Başkumandan Mustafa Kemal Paşa topçunun iyi bir şekilde hazırlanmış olduğunu İsmet (İnönü) Paşa ile görüşmelerinde tekrar tekrar belirtmiştir. Başarıda pay sahibi olan diğer bir unsur da süvari sınıfıdır. Taarruzun başarıya ulaşabilmesi için taarruz birliklerinin 1/3 oranında fazla olması düşünülmekteydi. Yapılan bütün hazırlıklara rağmen ancak Yunanlılara yakın bir kuvvet oluşturulabilmişti. Yunanlılar makineli tüfek ve uçak kuvvetinde üstündü. Türk kuvvetleri ise süvari sayısı bakımından Yunanlılardan fazlaydı. Bunda Başkomutan Atatürk’ün rolü büyüktür. Çünkü Atatürk, taarruz, baskın ve takip harekâtlarında süvarinin üstünlüğünü çok iyi bilmekteydi. Bu yüzden de harekât öncesi güçlü süvari birliklerinin oluşturulmasını emretmiştir. Asıl taarruz birliklerinin sol tarafına yığınak yapacak olan Süvari Kolordusu yürüyüşünün çoğunu geceleyin hiçbir işaret vermeyecek şekilde gerçekleştirmiştir. Baskının gerçekleşmesinde pay sahibi olan bir diğer unsur da düşmanın bilgi sahibi olmasını engelleyen keşif uçakları ve av uçaklarıdır. Avcı uçakları devriye uçuşu yaparak düşman keşif uçaklarının hatların gerisine geçmesini engellemiş ve savaşın ilerleyen günlerinde de düşman hava kuvvetlerinin sayısal üstünlüğüne rağmen keşif faaliyetlerini başarıyla sürdürmüşlerdir. Elde edilen zaferin büyüklüğü, İstanbul basını ve yabancı yayın organlarında da yerini bulmuştur. Örnek vermek gerekirse, Jurnal Doryen gazetesinin Türk ordusunun taarruzunu öven değerlendirmeleri mevcuttur. Jurnal Doryen Türk kumandanların askerlik ilminin bütün gereklerini yerine getirdiklerini, savaşı çok iyi yönettiklerini, son dakikaya kadar asıl taarruzun gerçekleşeceği alanı gizlemeyi başardıklarını, düşman cephesini sarmak, düşmanı şaşırtmak, müdafaasını dağıtmak gibi askerlik ilminin bütün gereklerini uyguladıklarını belirtmektedir.
Türk savaş planının başarı ile uygulanması sonucu elde edilen bu büyük zafer Atatürk tarafından Meclise, kurmay heyetine, neferinden genelkurmay başkanına kadar Türk Ordusuna ve her türlü fedakârlığa katlanan Türk milletine mâl edilmiştir. Büyük taarruzda elde edilen büyük başarı sonucunda Erkân-ı Harbiye Reisi (Genelkurmay Başkanı) Fevzi (Çakmak) Paşa Müşirliğe (Mareşallik), Garp Cephesi Kumandanı İsmet (İnönü) Paşa Ferikliğe (Orgenerallik) yükselmiş ayrıca İstiklâl Madalyası ve TBMM Takdirnamesi ile ödüllendirilmesi uygun bulunanların isimleri tek tek Meclis kürsüsünden okunmuştur. Büyük Taarruz ’un tarihimiz açısından önemi gerek sanatsal faaliyetlerde gerekse marş ve türkülerde önemli bir yer tutmasından da rahatlıkla anlaşılabilmektedir. Büyük Taarruz öncesi hazırlıklar ve savaş planları hakkında verilen bilgilerin ardından Türk savaş planına göre sistem dinamikleri çerçevesinde modelde düzenlemeler gerçekleştirilmiştir.
-BÜYÜK TAARRUZ'UN TÜRK SAVAŞ PLANINA GÖRE SİSTEM DİNAMİKLERİ ÇERÇEVESİNDE MODELLENMESİ-
Sakarya Meydan Savaşı’ndaki yenilginin ardından Yunan kuvvetleri taarruz güçlerini kaybetmiş bu nedenle ellerindeki toprakları kaybetmemek amacıyla savunmaya dayalı bir strateji saptayıp bu doğrultuda bir yıl boyunca hazırlık yapmışlardır. Türk tarafı da Yunan Genelkurmayı’nın bu eğilimini fark ettiği için ateş üstünlüğünü elde etmek amacıyla Yunan kuvvetlerinin karşı taarruza geçmeye çekineceğini bilerek Ankara civarında örtme taarruzu yapacak sınırlı sayıda birlik bırakmışlar ve güçlerinin çoğunu Afyon civarında mevzilendirmişlerdir. Gazi Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa ve Fevzi (Çakmak) Paşaların hazırladığı Türk taarruz planını anlayamayan Yunan Genelkurmayı örtme taarruzun yapıldığı bölgelerde de gerçek bir taarruzun gerçekleştiğini sandığından bu bölgelerdeki Yunan kuvvetleri atıl kalmış ve Türk kuvvetleri ateş üstünlüğünü ele geçirmişlerdir. Buna göre Yunan kuvvetleri 2 parçaya ayrılmıştır. Oluşan yeni durum *Tablo 2’de verilmektedir.
İlk aşamada Türk ordusu asıl taarruz gücü ile asıl taarruza maruz kalan Yunan ordusu arasında savaş gerçekleştiği ve diğer birlikler daha sonra mücadeleye katıldığı için modelin düzenlenmesi gerekmektedir. Modelin yeni duruma göre düzenlenmiş hali *Şekil 2'de sunulmuştur. Yeni duruma göre üstünlüğün el değiştirmesi N2 kanunundaki başlangıç değerleri karşılaştırıldığında da görülebilmektedir.
m0: Türk tarafı başlangıç askeri gücü. n0: Yunan tarafı başlangıç askeri gücü. Silah etkinlik değerinin 1 kabul edilmesine göre Türk taarruz planına göre güçlerin karşılaştırmaları şu şekilde gösterilebilir.
m02 > n02 ==> 200,0002 + 7,9412 > 120,0002 + 104,9962
40000000000 + 63,059,481 > 14400000000 + 11,024,160,016
40,063,059,481 > 25,424,160,016
Şekil 2' modellemesinin verdiği sonuçlar ise *Tablo 3'te gösterilmiştir. Türk taarruz planına göre düzenlenen yeni modelin sonuçları incelendiğinde, Yunan kuvvetleri çekilmeyip mücadele sonuna kadar devam etseydi, gerek asker gerekse silahlar açısından sayısal üstünlüğe sahip olmalarına rağmen ellerindeki tüm kuvvetleri kaybedecekleri Türk kuvvetlerinin kalan gücünün ise 74377 olacağı Tablo 3’teki değerlerden görülmektedir. Tablo 1’teki doğrudan cephe taarruzu varsayımına göre oluşturulan ilk modele ilişkin kısmi sonuçlar hatırlanacak olursa, Yunan kuvvetlerinin kalan askeri gücü 95000 olmakta ve Türk kuvvetlerinin bütün askeri gücü tükenmektedir. Tablo 1 ve Tablo 3’te yer alan sonuç değerlerindeki bu durum sadece kalan insan gücü açısından değil, diğer savaş malzemeleri olan top, tüfek, ağır makineli tüfek ve hafif makineli tüfek içinde benzer yapıda gerçekleşmektedir. Diğer bir deyişle, doğrudan cephe taarruzu varsayımına göre oluşturulan modelde Türk kuvvetleri bütün savaş malzemelerini kaybetmekte iken, Türk taarruz planına göre oluşturulan modelde, Yunan kuvvetlerinin ateş üstünlüğüne rağmen ellerindeki bütün malzemeleri kaybettikleri görülmektedir. Bu planı, Mustafa Kemal Atatürk "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O sathı bütün vatandır!" sözüyle dile getirerek, yüzlerce yıldır askeri sistemde var olan cephe mantığını yıkarak, yerine yepyeni bir sistem meydana getirmiştir.
-SONUÇ VE İNCELEME-
Savaş dönemlerinde, mücadele kapsamında verilen kararların alt yapısında pek çok strateji ve model bulunmaktadır. Bu model ve stratejiler hâlen günümüzde farklı amaçlarla karar verme süreçlerinde kullanılmaya devam etmiştir. Lanchester stratejisi, bu süreçte geliştirilen diğer yöntem ve modellerle birlikte, ilk kez savunma stratejisi ihtiyaçlarına göre geliştirilmiş ve düşmanı maksimum zarara uğratmayı hedef alan bir model olarak literatürde yerini almıştır. Bu çalışmada, Büyük Taarruz'un başlangıcındaki mevcutlara göre ateş üstünlükleri Lanchester kanunlarına göre hesaplanmıştır. Bu hesaplamaların ardından Lanchester kanunlarında yer alan ve silah etkinliğini gösteren E değerini belirlemede bütünsel bir yaklaşım geliştirmek amacıyla sistem dinamikleri çerçevesinde Stella 9.1.4 programında bir model oluşturulmuş ve doğrudan cephe taarruzu varsayımıyla çalıştırılmıştır. Ardından Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa ve Fevzi (Çakmak) Paşaların hazırladığı Türk taarruz planına göre model yeniden düzenlenerek sonuçların nasıl farklılaştığı incelenmiştir. I. Dünya Savaşı’ndaki siperlere gömülmüş askerleri yerinden kaldırıp atacak bir silah teknolojisinin geliştirilememesi ve strateji açısından kısır kalması ve sadece taktik bazda bazı gelişmelerin kaydedilmesi yeni arayışlara yol açmıştır. Siper açmazını çözecek olan tankların I. Dünya Savaşı’nın sonlarında ortaya çıkması, ancak tankı icat eden İngiltere ve Fransa’nın bu yeni silaha yönelik stratejiler geliştirmeyi ihmal etmesi ve uçakların da bomba taşıyacak kapasitelere ulaşabilmesi I. Dünya Savaşı ile II. Dünya Savaşı arasındaki dönemde yeni strateji arayışlarının önünü açmıştır. Bu arayışlar sırasında Alman kurmay subay Guerian’ın yarattığı Blitzkriegg felsefesi, savaş ortamını oldukça dinamik hale getirmiş ve dinamik ortamda sürekli yeni silah teknolojileri ve stratejilerin geliştirilmesinin de yolunu açmıştır. Bu dinamik savaş ortamında alternatif savaş senaryolarının analizi sürecinde Lanchester stratejisinin sistem dinamikleri kavramıyla bütünleştirmesiyle, bu alanda yapılacak diğer çalışmalara yön verebileceği düşünülmektedir.
Bir dönemin askeri gücü analiz edebilmek için, tamamen objektif bakış açısına bağlı kalarak, sonra gelen dönemin askeri gücüyle kıyaslanmaması ve daha doğru analiz sonuçlarının ortaya çıkması için empati kurulması gerekmektedir. Çünkü 100 yıl önceki askeri gücü, modern çağın askeri gücüyle karşılaştıracak olursak, elbette 100 yıl önceki askeri güç, modern çağın yanında güçsüz görünecektir. Aynı şekilde 200 yıl önceki askeri güç ile 100 yıl önceki askeri gücü karşılaştıracak olursak, yine elbette 200 yıl önceki askeri güç daha güçsüz görünecektir. Bundan dolayı tarih hakkında araştırmalar yaparken o dönemin sürecini ve olanaklarını göz önünde tutmak, daha sağlıklı sonuçlar doğuracaktır. Buna bağlı olarak Roma tarihinin incelemesi yapılırken o dönemin empatisi kurulmalıdır. Eski çağlardaki dönemlerin tarihi araştırmaları ise o dönemin sanat eserlerinden, mimari yapılarından, yazıtlardan, mimari ve çeşitli sanatsal işlemelerinden ortaya çıkar; zafer takları, vazolar, heykeller, sütun tarzları, mimari planlar ve resimler gibi. Bu topraklar üzerindeki yakın dönem tarihi araştırmalar ise Türkiye Cumhuriyeti arşivlerinden, Osmanlı arşivlerinden ve İngiliz istihbarat arşivlerinden (O dönem içerisinde Anadolu'nun her karış toprağında İngiliz haber alma ajanları ve İngiliz istihbarat subayları bulunurdu) yapılır; buna elbette ki Türk-Yunan savaşı da dahildir. Yunan topluluğu, yıllarca Osmanlı kontrolü dahilinde varlıklarını herhangi bir ayrım görmeden sürdürmüşlerdir. Bu duruma Osmanlı okullarında okuyabilmiş ve Osmanlı harbiyesinde askeri eğitim alabilmiş olmaları da dahildir. Osmanlı'nın kaçınılmaz çöküş döneminden Büyük Taarruz'a kadar olan süreç dahilinde dünyanın her yerinde askeri anlamda aynı kitaplar ve aynı stratejiler gösterilmekteydi. Yani o dönemde Fransa'da subay olan bir askerin bilgisi ile Osmanlı'da subay olan bir askerin bilgisi aynı idi. 30 Ağustos'ta sonuçlanan Büyük Taarruz'a kadarki dönemde, savaşın öncesinde ve sonrasında da Yunan Krallığı'nda fikir ayrılıkları bulunurdu. Krallığın 1. kısmı sadece Ege bölgesini isterken, diğer 2. kısmı ise İstanbul'a ve tüm Anadolu'ya sahip olmak istiyordu. 2. kısmın böyle bir arzu içerisinde olmasındaki tek etken Yunan askeri kuvvetinin ve moral yapısının Türk askeri kuvvetinden ve moral yapısından üstün olduğunu biliyor olmalarıydı. Üstelik ellerinde Yunan Krallığını tamamen destekleyen İngiltere'nin Anadolu'dan İngiliz istihbarat raporları bulunuyordu. Öyle ki Anadolu'da bir kuş tek kanadını oynatsa dahi, bundan, başta İngiltere'nin ve Yunan Krallığı'nın haberi oluyordu. Sakarya Meydan Muharebesi'nin sonuna kadar ise cephelerden gelen tüm askeri raporların hepsi, Yunan Krallığı için olumlu sonuçlar doğuruyordu. Sadece Ege bölgesinde kalmayı isteyen ve ilerlemeyi kabul etmeyen kesim ise Anadolu'nun engin çukuruna girmeyi göze almak istemiyordu. 1. Kesime kulak veren 2. Kesim ise bunu dikkate alarak İngiltere'den, Romanya ve Bulgaristan üzerinden bolca destek almaktaydı.
Yunan kuvvetlerinin ve Türk kuvvetlerinin rütbeli askerlerini inceleyecek olursak, Balkan Savaşlarının ve 1. Dünya Savaşı tecrübelerini üzerinde taşıyan, tecrübeli ve çok iyi eğitimli askerlerdi. Üstelik İngiliz kaynaklarıyla elde ettikleri Çanakkale savaş raporlarında ise Türklerin neleri yapabileceklerini ve neleri yapamayacaklarını iyi biliyorlardı. Ancak bazı şeyleri gözden kaçırmışlardır. Yüzlerce yıldır Anadolu'nun zengin ve çetin coğrafyasında yaşayan, Anadolu ve Türk kültürüne sarılmış, gerek fedakârlık gerekse zafer için radikal kararlar vermek isteyen ve bu uğurda canını seve seve vermeye adamış Türk halkının, Türk askeriyesinin arkasında olduğunu unutmuşlardır. Sakarya Muharebesi'nden sonra sadece 11.5 ayda, ancak Yunan asker sayısına yaklaşılmış ve tükenen kaynaklardan, Türkiye'ye kesilen yardımlardan dolayı, geri ödeme garantisi adı altında iç borçlanmaya gidilmiş ve cumhuriyet kurulduğunda halktan alınan tüm borçlar kuruşu kuruşuna geri ödenmiş, Büyük Taarruz'un başından beri ele geçirilen 8,371 at, 8,430 öküz ve manda, 8,711 eşek, 14,340 koyun ve 440 deve halka dağıtılmıştır. Bununla birlikte Büyük Taarruz'da esir düşen tam 20,826 Yunan askerinden 23 inşaat taburu kurulmuş ve kendi yıktıkları köprülerin, karayollarının ve demiryollarının tamirinde çalıştırılmıştır.
Yok olmak üzere olan bir toplumu, bu toplumu üzerindeki ölü toprağını atarak diriltecek olan savaşı ve yok olmak üzere olan bu toplumu kurtaracak olan savaşın fikir babası olan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını küçümsemek ve onlara hakaret etmek, o dönemin yokluk içerisindeki toplumun büyük umutlarla, modern dünyaya ayak uydurabilmek için sarf ettikleri büyük çabalarla kurdukları ilelebet payidar kalacak olan Türkiye Cumhuriyeti'ne düşmanlık ve hainliktir.
30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun!
Şekil 1
Şekil 2
Tablo 1
Tablo 2
Tablo 3
submitted by rohunder to KGBTR [link] [comments]

Osmanlıda Gizli Şintoizm Akımı ve Atatürk

Tarihin sırlarına hoşgeldiniz arkadaşlar. Bugün sizlere Osmanlı'daki Şintoizm akımından bahsedeceğim.
1600lü yıllarda reform ve rönesans hareketlerinin başlamasıyla batı ilerlemeye başlamıştır. Osmanlı bu hareketlerin arkasında kalınca "batılaşma" hareketleri ile yeni bir ülke örnek olmuştur bu ülke ise JAPONYA'dır.
Eğer ki bu batılaşma hareketleri batı ülkelerinden etkilenme olsaydı batıcı subaylar Fransız ve İngiliz yanlısı olması gerekirdi ama hayır, batılaşma için aynı Osmanlı gibi kendini kapatan Japonya model seçilmişti.
1826 yılında Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusunun kurulması ile Japonyalaşma çalışmaları başladı. İsimdeki "Asakiri" kelimesi aslında Japoncadaki "tüfekli asker" anlamına gelen "ashigaru" kelimesinden türemeydi.
İkinci Abdülhamit zamanında Japonya ile ilişkiler artık gizliden açığa çıkmaya başlar. Mektuplaşmalar ve hediyeleşmeler gerçekleşmiştir.
1904-1905 yıllarında Japonya ile Rusya savaşa girmiştir. Bu sırada Osmanlının Japonya ile iyi ilişkiler kurduğunun farkında olan Volga Tatarları hemen Japonya'ya göçmüştür. Volga Tatarı olan Kadı Abdürreşit İbrahim Efendi, Mehmet Akif Ersoy'un dostudur. İbrahim Efendi Japonya'ya gidince Mehmet Akif Ersoy ile iletişimine devam etmiş olmalı ki gizli şintoist olan Mehmet Akif Ersoy onun dilinden ama kendi kaleminden şu şiiri yazmıştır:
Sorunuz, şimdi, Japonlar da nasıl millettir?
Onu tasvîre zafer yâb olamam, hayrettir!
Şu kadar söyliyeyim: Dîn-i mübînin orada,
Rûh-i feyyâzı yayılmış, yalınız şekli Buda
Siz gidin, safvet-i İslâm´ı Japonlarda görün!
O küçük boylu, büyük milletin efrâdı bugün,
Müslümanlık´taki erkânı siyânette ferîd;
Müslüman denmek için eksiği ancak tevhîd.
Doğruluk ahde vefâ, va´de sadâkat, şefkat;
Âcizin hakkını i´lâya samîmî gayret;
En ufak şeyle kanâ´at, çoğa kudret varken,
Yine ifrât ile vermek, veren eller darken;
Kimsenin ırzına, nâmûsuna yan bakmıyarak
Yedi kat ellerin evlâdını kardeş tanımak;
“Öleceksin!” denilen noktada merdâne sebat;
Yeri gelsin, gülerek oynıyarak terk-i hayat;
İhtirâsât-ı husûsiyyeyi söyletmiyerek
Nef -i şahsîyi umûmun kine kurbân etmek
Daha bunlar gibi çok nâdire gördüm orada.
Âdemin en temiz ahfâdına mâlik bir ada.
Medeniyyet girebilmiş yalınız fenniyle...
O da sahiplerinin lâhik olan izniyle.
Dikilip sâhile binlerce basiret im’ân;
Ne kadar maskaralık varsa kovulmuş kapıdan!
Garb´ın eşyâsı, eğer kıymeti hâizse yürür;
Moda şeklinde gelen seyyie gümrükte çürür!
Gece gündüz açık evler, kapılar mandalsız;
Herkesin sandığı meydanda bilinmez hırsız.
“Togo”nun umduğumuz tavrı mı vardır? Nerde?
“Gidelim!” der, götürür sonra gelip tâ yanıma,
Çay boşaltırdı ben içtikçe hemen fincanıma.
Müslümanlık sanırım parlıyacaktır orada;
Sâde Osmanlıların gayreti lâzım arada
Misyonerler, gece gündüz yeri devretmedeler,
Ulemâ vahy-i İlâhîyi mi bilmem, bekler?
Şu dizelere dikkat edin! "Dîn-i mübînin orada,
Rûh-i feyyâzı yayılmış, yalınız şekli Buda
Siz gidin, safvet-i İslâm´ı Japonlarda görün"
Japonların o zamanlar Budizm şeklinde yaşadıkları din herhangi bir Japon tarihçisine sorsanız Şintoizm olduğunu söyler. Ancak Mehmet Akif Ersoy (veya Mefumetsu Akifu) gizli Şintoizmini daha da saklamak için buna "İslam" diyor. "Müslüman denmek için eksiği ancak tevhîd" derken Mefumetsu efendinin Şintoizmi aynen İslam olarak kabul ettiği tek farkın monoteist olduğu anlaşılmakta! Peki bu zamanlarda tek tanrıcı şintoist mezhepleri var mı? Var!
-Tenrikyo (1838 yılında Nakayama Miki tarafından kuruldu. Tanrılarına "Tenri" (Tengri?!?!?!) demekteler)
-Konkokyo (1859 yılında bir gelenek olarak başladı. Evrenin "Kami" isminde bir Tanrı olduğuna inanırlar)
Mefumetsu Akifu'nun Cumhuriyet zamanında milli marş yazacak kadar yükselmesi tabii ki tesadüf değildir. İttihat ve Terakki aslında Şintoist bir örgüttür başlangıçta ve Mustafa Kemal (Musutafa Kamaru) bu örgüte bundan dolayı kayıt olmuştur. Mehmet Akif ile bir iletişimi elbette buzamanlarda olmuştur.
Osmanlı 1918 yılında savaşı kaybedince kaznaan taraf olan iki devlet (o zamanlar güçsüz olan Amerikanın bile bize bulaşmasına rağmen) bizi işgalden çekinmiştir. Biri Japonyadır ikincisi ise şintoizm etkisinde bir ezoterik milliyetçilik etkisi altında kalan (ki sonradan bu Faşizm ismini alacaktır) İtalya. Musutafa Kamaru tüm kararlığıyla islamcı ve haçlı orduları püskürtmüştür. Yeni kurulan şintoizm temelli cumhuriyette şintoizm gelenekleri sürdürecektir.
Atatürk ismi あた (ata) "ben" ile Türk kelimelerinin birleşimidir. Atatürk zamanının liderlerinin aksine endüstriyelleşmenin yanında doğaya da değer veren bir insan. Bu yönü birçok anısının yanında aynı zamanda Atatürk Orman Çiftliği gibi bir yeri koruma altına almasıyla da görülebilir. Bunun sebebi doğayı kutsal bilen şintoist gelenekleri olabilir mi?
Peki Atatürkçülük (Ben-Türk hareketi) ne üzerine kuruldu? Altı ok.
Yedi sayısının Japonya'da kutsal olduğunu biliyor muydunuz? Peki yedinci saklı ilke nedir, bu anayasada geçer "Sosyal Devlet" ilkesi. Peki neden ok? Ta-da! https://japanesemythology.wordpress.com/arrow-charms/
Peki Atatürk neden birçok Türk miti varken dişi kurt yani "asena" mitine bu kadar ilgi duydu? Bu fotoğraflardan anlayabildiğimiz kadarıyla https://mobile.twitter.com/Altiok1919/status/906414397400248320 neredeyse bir kült şeklindeymiş bu mit. Asena kelimesinin eski Türk aşireti olan "aşina" ailesinin isminin bozulmuş hali desem inanır mısınız https://en.m.wikipedia.org/wiki/Ashina_tribe ? Peki bu aile ile aynı isimde Japonya'da bir aşiret olduğu https://en.m.wikipedia.org/wiki/Ashina_clan_(Japan) ?
İstiklal marşındaki şu sözler ezoterik bir anlam içermekte aslında:
"O zaman vecd ile bin secde eder, varsa taşım,
Her cerihamdan, İlahî, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruhumücerret gibi yerden naaşım,
O zaman yükselerek arşa değer belki başım."
Taş neden secde etmekte? Türk kültürüne yabancı olduğu için tabii ki garip geliyor bu cümle. Şintoizmde taşlar yaşamaktadır (dosojin, taşlar aynı insanlar gibi büyüyüp yaşayıp ölmekte). Secde ile kastettiği ise "dogeza" yani Japon kültüründe özür dileme. Yani mezartaşım benim adıma sizden hatalarım için özür dileyecek ölümümden sonra demek istemekte.
Sonra ise şintoizmdeki animizm veriliyor. Ruh bedenden ayrılıp ilahi bir kuvvet şeklinde boşalıyor. Ve yeni bir beden olarak mezardan ayrılıp özgürlüğe kavuşuyor.
Tabii ki tek şintoist Atatürk değil. İsmet inönü (Isumetto) ve diğer Atatürkçüler de şintoizme göre hareket etmekte.
Neden "Güneş dil teorisi" mesela? Şintoizmdeki en güçlü Tanrıça Amaterasu'nun güneşi mi? Güneş Dil Teoristleri'nin Japonca hakkındaki görüşleri neydi?
Ve (Tanrı rahmet eylesin) Atatürk vefat etti. Ve Atatürkçüler (Isumetto dahil) onu şanı şöhretine uygun bir şekilde Türkiye'nin en büyük Şinto Tapınağını inşaat edip gömecekti. Şinto Tapınağı demek tabii ki ibadet edilen yer anlamında değildir, "Shinto Shrine" denir bu yerler eve türbe işlevinden tut kutsal emanet saklama yerine kadsr her türlü işlevi görür. Ve Şintoist geleneklere uygun bir şekilde Anıtkabir'e gömüldü. Atatürk'ün rabutunun yanlarında animistik geleneğe sadık şekilde konulmuş kaplar içinde topraklar vardır.
Atatürkçü dönemden kalma askerlerin yemek duası (Tanrımıza hamd olsun duası)(Tenri?) aslında bir Türk geleneği değildir. Japonların yemekten önce yaptığı "Itadakimasu" ayinidir. 2017 yılında Erodğan hükümeti bu duayı ortadan kaldırmıştır.
Evet, bugünlük sohbetimiz de bitti. Görüşmek üzere!
submitted by GnosticTurk to kopyamakarna [link] [comments]

Sagopa K - Kır Kalbini Ver Elime

Sözüm kulaklarına değsin. Duvara vursun başını gücüm Yıllar geçse vakit durur. Alınamayacaktır öcüm Ardıma aldığım dilaverle, başlamıştı büyük göçüm Devler ortasında bir omzu yere yakın, bi' bücürüm
Ah bu körpelerde kalmamış fikir, akıl Dumanlı bahçelerde aleve ver otu, tipin Johnny Michael Bir tarafta Keloğlanlar, diğer yanda Mevlanalar "Eski dosttan düşman olmaz!", bunlar en büyük yalanlar
Tilki orda bir ümitsiz, dağla hayal kurarken Nedense ipini kestin, sattın grubunu erken Kalbin neyse nefretini de kendi elinle şah-mat ettin Ve lakin şimdilerde yediğin tabakları tekmeledin
Bana diss atarken eminim ki kullanacaksın Kaf-Kef Cümle sonuna koyacaksın: "Kaf-Kef senin yerin kenef!" Üç nankör bir araya gelmiş, çekip gitmiş şeref Esefle kınama görevindeki, yalakalıkla mükellef
Rap'te sahte yan, sahte kan, sahtoman Maslak yalısındakileri bilse ne yapardı resepsyonist baban? Ve ağla lan, Rap hayatın bitti maymun Charlie şarlatan Ve dürzü burası senin havanı alan (Sago lan!)
Dürbün, kurşun palaska postal görcek Gitmediği askeriyede, balistik görcek mercek Keksin gerzek, kroki ile kalkan batın inecek Bu duruma en çok Çatal Flex sevinecek (Devam!)
Allah sizi Sagopa Kajmer şerrinden korusun İllallah'la kaçış dur, Bismillah sana haram gavur Eyvallah'ın sonu, boğaza daim konuk olur Fantezilerini kur! Bosphorus ortasında tek başına osur dur Kendine bir gün kötü gözlerle bak, ayıbını yüzüne vur Asağıla, dürüst ol, bir kere olsun sınırda dur Yalanla beslenen kulaklarıma, dilersen köpekçe av kur Cihanda üç şey maneviyse: Onur; Huzur; Gurur!
Bak sen şu işe, maneviyata saygıda kusura mı kalmış iki hece? Tepelemesine çık, Sago omzuna yüklen, kır kalbini ver elime!
Bak sen şu işe, maneviyata saygıda kusura mı kalmış iki hece? Tepelemesine çık, Sago omzuna yüklen, kır kalbini ver elime!
Bak sen şu işe, maneviyata saygıda kusura mı kalmış iki hece? Tepelemesine çık, Sago omzuna yüklen, kır kalbini ver elime!
Bak sen şu işe, maneviyata saygıda kusura mı kalmış iki hece? Tepelemesine çık, Sago omzuna yüklen, kır kalbini ver elime!
Beni devirmek çok kolaysa, tarihinden adımı sil En temiz denizde bile var, gözden ırak koli basili Fil şirindir ama onca sineğin başını ezendir, bil! Ben humusla rahat uyurken, seni saracak kil, bil
Sözlerimdir kulaklarına kabartma tozu Her ustanın sırrı gizli sağ elinde saklı kozu Şaşmamakta, şaşı bakışla bakmamakta kantarın dostu (Punchline!) On bin resme dahil olsan, ben veririm en iyi pozu
Sahana ceza kestim, ben ağlamazken vurur dilim Benimle Ay'lı, Ben'li konuşma, dilini keserim Rap hayatını tek parçamla bitiririm, yeminliyim! Bundan sonraki kariyerinizde esenlikler dilerim (Esen!)
Öyle nankörsün ki, buz dağlarını eritemezsin Açık arttırma yapsan, bana Rap'ini yediremezsin Rapstar'ım desen, sokak sanatından bihabersin Tek bir ihtimal var desem, Yerli Yalaka sensin
Bak sen şu işe, maneviyata saygıda kusura mı kalmış iki hece? Tepelemesine çık, Sago omzuna yüklen, kır kalbini ver elime!
Bak sen şu işe, maneviyata saygıda kusura mı kalmış iki hece? Tepelemesine çık, Sago omzuna yüklen, kır kalbini ver elime!
Yeah! İki çift sıfır beş yo! Sago motherfuckin' empire ya! Ye man!
submitted by sdursn to KGBTR [link] [comments]

.

Babam gil corona ve bayram nedeniyle belirsiz bir süre için köye gittiler ve ben gitmek istemedim. Ev de canım sıkıldı, bundan 5 gün önce atladım otobüse benden 1 sene önce okul kazanmış ve Antalya'da çalışan, ayrı eve çıkan arkadaşımın yanına gittim ne zaman istersen gel dedi gittim neyse aldı beni otogardan obürsü gün oldu "kanka biz bla bla (ismini hatırlamıyorum) bir yere gidecez dedi arkadaşlar felan gelmek ister misin" dedi. Ben de salak gibi düşüncelere dalıp, 6-7 kişinin içinden 1 kişisini tanıdığım ortama girecem felan filan diye düşünerek "yok ya ben fifa oynarım" dedim çok ısrar etti ama ben haberi son dakka vermişim planları vardır bozmuyum felanı da düşünerek ısrar ettim. Arkadaş çıktı
Sonra evde canım sıkılmaya başladı
Aklıma ilkokuldan beri arkadaşım olan sonra babasının tayiniyle Antalya'ya taşınan canımız sıkıldığında birbirimize yazdığımız kız arkadaşım geldi
Dedim yazam yine uzun zamandır yazmıyoz
Napıyon ne ediyon felan derken "sen hiç tatil felan yapmaz mısın? gelsene bir ara Antalya'ya aq" yazdı ben de "zaten antalyadayım" yazdım hadi ya felan derken. "biz akşam bara gidecez gel" dedi. Küçük bilgi Ben hayatımda ağzıma bira filan sürmedim ama o sürekli bunla uğraşırdı -yazışırken bile- bir ara evlerine gitmiştim ilkokul zamanı bira şişeleri vardı ortalıkta. Benim dikkatimi çektiğini farkedince, Bana "ben arada gizli gizli içiyom" demişti bana da vermek istemişti ben de aklıma kanal 7 de sarhoş olup karısını döven adamlar gelipte "hayır verme" demiştim, o zamandan beri uğraşıyor.
Neyse işte Sonra dedim amk arkadaşımı reddetim bunu etmeyeyim, hem de bar ortamı görmüş olurum bir de eski bir arkadaşımla görüşürüm dedim. neyse gittim dışarda buluştuk konuştuk felan "hadi arkadaşlar girmiş bizde gidelim" dedi gittik girdik içeri biraz zaman geçti yine bana içirmeye çalıştı ben almadım. bu bak böyle içilir bak bişi oluyor mu felan diyerek cam şişede soğuk 2-3 tane bira içti. Sonra biraz cıvıttı ardından kafayı koydu masaya arada kalkıp "başım çok ağrıyo" demeye başladı
Ben de sıkıldım. Gideyim en iyisi bu çok sarhoş oldu taksi maksi bulamam bu orospu arkadaşlarının da kalkacağı yok bir de sürekli bana aynı soruları soruyorlar, dalga geçer gibi. yok "gözlüğün camları kaç derece", "hangi okuldasın", "bölüm ne" felan kalktım kızı da aldım. Bırak biz götürürüz, uğraşma sen." dediler ama kız titriyor aq umurlarında değil. Fıstık yiyip şarkıcıyı kesiyolar 5 dk da bir lavaboya gidiyolar gelip foto/video çekiyolar
Neyse aldım kızı, taksiye bindik ve evlerine gittik.taksiye de cebimdeki resmen tüm parayı verdim. 10TL kaldı kala kala neyse gittik şifre var girişte bu mal bişiler giriyor yanlış söyle diyorum söylüyor giriyorum yanlış. dedim dur otur burda güvenliğe gittim dedim abi bu şifre ne sarhoş giremiyor bu da aq piçi söylemiyor ben girerim gel benle diyor kulubesini bırakıp benle geliyor aq ona ayrı dellendim
Girdik içeri zili çaldım 3-4 defa annesi sonunda açtı. ben sanıyorum ki kızı kapıda alır, içeri koyar. Bana da teşekkür eder, ben de yoluma giderim. Amına kodumun kafam kadar memeli orospusu, arkasına bakmadan odasına gitti sanki benim görevimmiş gibi bu işten para kazanıyormuşum gibi kadın da öyle bir meme var ki saten geceliği memeleri yüzünden 10 mt öteye sünmüş zayıf kadın buzdolabı gibi gözüküyordu. Her neyse ben bu kızı gittim odasına götürdüm. Acelede ediyorum aq aklıma makyajı silmek, alkolik piçlerin içtikten sonra içtiği bir ilaç var mı?, veya kusması gerekiyor mu? felanı düşünüyorum ama sonra annesi gelip kontrol etse kızı sıkıyor mu acaba? diye gelse, gururuma dokunur diye veya öyle bir şey düşünmelerine olanak vermeyecek bir sürede çıkmayı planlıyorum.
Hemen iki havlu serdim yastığına, makyaj çamaşır suyuyla çıkar zaten beyaz havlu bişi olmaz diye, kusar diye kızı yan yatırdım. Kapının girişinde gördüğüm damacanadan da bir bardak su doldurdum baş ucuna koydum. Son dakka Ayakabılarını çıkardım, ışığı açık bırakarak odadan çıktım. Evden çıkmadan önce de bir bardak su içip çıktım.
Sonra arkadaşın evlne yürürüm diye düşünüp çıktım yola yürüdüm. 10 15 dk sonra arkadaş aradı "olum hala eve gelmedin mi neredesin" dedi. Ben de "geliyom, yürüyom. sen anahtarı kapının bir yerlerine koy" dedim o da "dur bekle gelim alim seni" dedi bisikletle geldi aldı beni yol da konuştuk olanları anlattım
Sonra o günün akşamı bu bana teşekkür yazdı sonra babam seni çok seviyordu, Sen benle evlenmezsin demi?, Babam hastayken senin hakkında konuşuyordu felan yazdı. Ben de merak ettim "ne dedi?" dedim. "hiç birden sen aklına gelmişsin ondan öyle yani" dedi. Biraz zaman geçti "havlum mahvoldu, siktin attın aq havluları" dedi
Ben de herhalde havlular çamaşır suyuyla yıkanmıyor veya makyaj çamaşır suyuyla çıkmıyor ondan böyle diyor sandım. Hani onun aklına çamaşır suyu benden önce gelmiştir, ama olmuyor herhalde aq dedim Sonra bugün gece "özür dilerim annem ozona bastı havluları, lekeler çıktı" yazdı
Böyle yazması da beni çok etkiledi. Saklayabilirdi, sanki havlularını mahvetmişim gibi davranabilirdi ama gelip benden özür diledi. Ve ben çok etkilendim. Zamanında bana derdini söylediğinde çözüm sunuyordum saçmalama diyordu sonra yapıp oldu işe yaradı teşekkür ederim yazıyordu ama beni bunun kadar etkilememişti,
Neyse gereksiz ama yazayım dedim
Biraz uzun farkındayım isteyen okur zaten, günaydınlaiyi uykular. Bana da iyi uykular
submitted by hayalidostlarmekani to KGBTR [link] [comments]

Beyler burası mizah sayfası ama içimi dökmek istedim çünkü döküp anonim olabileceğim başka hiçbir yer yok.

Çok kısa özet geçmek gerekirse ülkenin en iyi liselerinin birinde son sınıfa geçtim bu sene ama asla zeki ya da başarılı biri olmadım hayatım boyunca ailemden gördüğüm baskı yüzünden saatlerce ders çalıştım onların gönderdiği özel okullar sayesinde buraya gelebildim. Yapım gereği aileme karşı çıkmaya çekiniyorum ve dedikleri şeyleri yapmak zorunda hissediyorum. Babam hayatında bı kere bı fiske vurmadı ama sevdiğini belirten hiçbir şey de söylemedi. Bunun dışında hiçbir arkadaşımın gerçekten arkadaşım olduğunu düşünmüyorum. Ben aramadigim sürece hiçbirisi beni aramıyor ben bı şeyler yapmak istemediğim sürece hiçbiri buluşalım demiyor. Bı kaç kere benden gizli bulustuklarina da şahit oldum ve bu insanlar en yakın arkadas olarak hissettiğim insanlardı. Bir kere online oyunu arkadaşımla oynamisligim yoktur hep tek basima oynarım. Çok klasik şeyleri bile hep tek başıma yapmışimdir. Bunun dışında kızlar tarafindan hep kandirildim ve hep güzel bı ilişkim olsun derken siktir yedim. Tipim ortalama, fiziğim iyi, ağzım çok güzel laf yapar tek kusurum benimle biraz flortlesen her kızı sanki çevremdeki tek kızmış gibi görmem. Konuşurum, ilgi gösteririm, hoşlandığımi belirtirim ve onlar en sonunda benden sogurlar ve siktir çekerler ve işin kötüsü sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ederler. Ama durum şu ki zaten konuştuğumuz, flortlestigimiz dönemde ben ondan hoslanmaya baslamisimdir ve en sonunda bı anda siktir yemek insana çok ayrı koyuyo. Belki herkeste olan dertlerdir bunlar bilemem ama insan bı sure sonra çok mutsuz oluyo ve bu mutsuzluk yüzünden ne bı şey yapmaya isteği kaliyo ne de yapicak enerjisi. Bütün gün evde yatağımdan çıkmadan uzanıyorum akşama doğru sigara içmeye gidip tekrardan eve gelip uyuyorum. Kafanızı da utulediysem özür dilerim hepinize iyi geceler.
submitted by galeasne to KGBTR [link] [comments]

Tongkat Ajimat Madura Gold Stick

Tongkat Ajimat Madura Gold Stick İçeriği Madura dağından talk pudrası, İnci katman tozu, BaiFan tozu, borneol ve bitkiler
Kapur, Manjakani, Pharameriae Cortex, Callae, Gausumae Folium ve diğer bitkisel maddelerden oluşmaktadır.
Tongkat Ajimat Madura Gold Stick Kullanımı
Elinizi ve ilgili bölgeyi yıkayın.
Kendinizi rahat bırakın ve ürünün bir kısmını ilgili bölge içine yerleştirin.
Bu işlemi beraberlikten en fazla 30 dakika önce yapmanız yeterlidir.
30 saniye boyunca ilgili bölge içinde tutun.
Tongkat Ajimat Madura Gold Stick Muhafaza
1-Kullanım sonrası akan suyun altına tutun ve kağıt havlu ile kurulayın. Güneş ışığından uzak tutun, iyi havalandırılmış ve kuru bir yerde bulundurun. Düzenli kullanımdan sonra vücutta kalan akıntılar çıkacaktır. Bu doğal bir etkidir. Birkaç kullanım sonrası bu durum sona erecektir.
2- Tongkat ajimat madura tek tek ve hijyenik şartlarda üretilmiştir. Taze bitkilerden üretildiği için 6 aya kadar kullanılabilir.
3- Hassas bir üründür. Sert bir zemine düşerse kırılabilir. Dikkatli olunuz.
4-Tongkat ajimat madura açık renkli, kokusuz ve düzgündür. Eski çağların saraylarından gelen gizli formül günümüzün teknolojisiyle birleştirilip modern kadının kurtarıcısı olmuştur.
ürüne buradan ulaşabilirsiniz.
https://www.lokmanhekimavm.com/tongkat-ajimat-madura-gold-stick/
submitted by lokmanhekimavm to u/lokmanhekimavm [link] [comments]

inanç

YAZIM AŞAMASINDA OKUMAYIN.10 KASIMDA BİTİCEKTİR ÇALIŞMAM
Günümüzde önemli bir yere sahip olan inancın hakikatlerini keşfetmek,onu anlamak anlatmak için çıktığım yolculukta edindiğim bilgilerle bir makale tarzı bir şey yazmaya karar verdim Ve yaşadığımız coğrafi bölgeyi,nüfusu,toplumu hesaba katarak doğal olarak günümüzde haşır neşir olduğumuz konulara değinmek istedim daha çok. o yüzden yazım "müslümanlık" üzerine olacaktır ilk başı.Daha çok bilimden bahsetmek istedim çünkü bunların doğruluğu tüm dinleri ve inancı feci şekilde sarsıyor./sadece islam değil)Şimdi düşüncemi destekleyecek büyük argümanlara geçelim.
(Sözeldeki amatörlüğümü mazur görün zaten bu yazıya başlarken ciddi yazmamıştım ve şimdi geriye dönüp akıcı hale getirmek biraz zor. ama gene de birçok soruya cevap verdiğimi düşünüyorum)
Ayrıca yazım 3'e ayrılacaktır : 1_Ayetler,mucizeler 2_Evrim gerçeği (çok tartışılan bir konu diye ele aldım) 3_Dinin amacı ve tanrı gerçeği
şimdi 1.olan ayet ve mucizelere geçelim
"İnsan neden yaratıldığına bir baksın. O, atılan bir sudan yaratıldı.O su, bel ve göğüs kafesi arasından çıkar.Şüphesiz Allah onu (öldükten sonra) tekrar yaratmaya elbette kādirdir;"(Tarık, 5-8)

Burada ne yazdığına bakın "bel ile göğüs kafesi arasından gelen su yani sperm.Bunu açıklamama gerek yoktur sanırım spermlerin testislerde oluştuğunu herkes biliyordur.1500 yıl önce böyle bir şey bilinmiyordu ve kitabı yazan kişi çok fazla bilimsel ayete girerek hata yapacağını öngörememiş ...

Peki ya spermlerin testislerden çıktığını bilen din hocaları,ilahiyatçılar ne yapmalı bu konuda sonuçta hayatları bu dine bağlı (para ün şöhret vb) Tabiki de ayet yanlış çevirilmiş diyerek ayeti yeniden düzeltmeli... Bu arada bu ayete küçük bir hata diyerek geçemeyiz çünkü bu kitabı yazanın sonsuz kudrete ilime bilgiye sahip olan allah tarafından yazıldığı iddia ediliyor...

Şimdi başka bir mucizelere bakalım

"O, birbirine kavuşmak üzere iki denizi salıverdi.(Ama) aralarında bir engel vardır; birbirlerine karışmazlar.Artık rabbinizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?Onlardan inci ve mercan çıkar.Artık rabbinizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz? Denizde yelkenlerini bayraklar gibi açarak süzülüp giden gemiler O’nundur.Artık rabbinizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?"
&
Biri tatlı ve susuzluğu giderici, diğeri tuzlu ve acı olan iki denizi karışacak şekilde salıveren ve ikisi arasına bir engel, aşılmaz bir perde koyan O’dur.

Burdaki gözden kaçan hataya bakacak olursak 1_Mercan kesinlikle sadece tuzlu suda yetişir (bilimsel hata) Ve biraz araştırmalarım sonucu böyle bir iddiayı daha önce hiçbir medeniyet veya herhangi tekil şahıs ortaya atmamış, sadece kuranı kerime özel olduğunu çıkardım.
Ana hataya gelecek olursak dünyadaki tüm sular kesiştiği takdirde birbirine karışır.Suyun üzerinde oluşan görüntü bizi yanıltmasın çökerti ve içindeki materyallerin farkından dolayı böyle bir görüntü veriyor
Zaten böyle bir şey yaşansaydı doğanın dengesinde bir takım geri döndürülemez sıkıntılar çıkabilirdi (yaşanan her şey değil,bir kısmı)
Gaius Plinius Secundus adlı m.ö de yaşanmış olan bilim insanı "Naturalis Historia" adlı kitabında suların karışımından bahsetmiş /kuranı kerimden 500 yıl önce daha bilgisizken'in altını çiziyorum
bir başka ayete gelicek olursak o da şöyledir
Nahl(16)/36. Andolsun biz, her ümmete, “Allah’a kulluk edin, tâğûttan kaçının” diye peygamber gönderdik.
Her ümmete peygamber gönderildiği iddia edilen bu ayette kızılderililer unutulmuş herhalde. ayrıca o yıllarda amerika kıtasının bilinmemesi ve kuranda da bahsedilmemesi bir tesadüf gibi gözükmüyor...
neyse diğer ayetimize geçelim.
Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz biz genişletmekteyiz. (Zarİyat Suresi,47) (daha farklı anlamlara da geliyor birazdan değincem)
biliyorsunuz ki +1920 yıllardan sonra kuantum fiziği big bang teorisi falan derken evrenin genişlemesi hakkında birçok görüş açığa çıktı (genişlemesi kanıtlandı)
Şimdi gerçekten bu ayette mecazi anlatım yapmadan hakikaten evrenin genişlemesi hakkında bahsediyorsa bu ayet çok güçlü bir kanıttır çünkü kimse daha böyle bir şey düşünemezken 1300 yıl önce böyle bir şeyden bahsedilmiş.
Ama gene bir takım sıkıntılar var bu ayetin kuantum fiziğinin hayatımıza girmesinden sonra değiştirildiği ispatlanmıştır o da şöyledir
Elmalılı Hamdi Yazır:
"Biz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz biz, çok genişlik ve kudret sahibiyiz"
birçok yazar aynı bu cümleye benzer şeyleri 600lü yıllardan beri yazmaktadır.
yani demek istediğim kuranda bizim gücümüz yeter,istersek yaparız gibi bir anlama gelirken 1920li yıllardan sonra çevirilerde bir değişiklik yaşanmıştır.
Şimdi 2. kısım olan evrim ve din konusuna girelim.
ilk insan konusundan başlamak istedim. evrimagaci sitesinde bir kullanıcının yorumu budur :
Çamurdan yaratılma meselesine bir başka bakış açısı da şudur: Canlılık suda başlamıştır. Yani buna çamur diyebiliriz. Ve insanlar da bu çamurdan oluşan varlıklardan, evrim geçire geçire, milyonlarca/milyarlarca yıl içinde şuan ki halini almıştır. Adem ile Havva meselesi de şu şekilde olabilir: Tanrı Adem ile Havva'ya ruh üfledi. Bu ruh can mıdır yoksa bilinç midir? Eğer can ise, tanrının hayvanlara da ruh üflemesi gerekirdi lakin kutsal kitapta hayvanlara ruh üfledi demiyor. Demek ki buna bilinç/farkındalık diyebiliriz. homo sapiensin ön frontal lobu diğer primatlara nazaran daha gelişmiş olduğu için, sorgulama yeteneği vardır. Bu sebeple Adem homo sapiensin bir bireyi olabilir yada bu Adem ismi, bir homo sapiens topluluğu için de kullanılmış olabilir.
okuyunca mantıklı geliyor olabilir ama sıkıntı da şurda ilk insan yani hz ademin günümüzdeki insanlara benzer bir şekilde topraktan yaratıldığı bahsediliyor...
bir kere ilk insan diye bir şey yoktur hatta sadece insan değil ilk at ilk bakteri ilk mantar bile yoktur. evrim zamanla gerçekleşen olaydır ve hiçbir spesifik anda o an evrimleştim diyemezsin,ben o an homo sapiens'e dönüştüm diyemezsin homo sapiens ebeveyni homo erectus bulamazsın bu aynı ergenlikten çıkma gibidir ben tam o an çıktım diyemezsin çünkü bunlar zamanla ilerleyen şeylerdir.Zaten Hz adem homo sapiens olamazdı çünkü o dönemde neandertal ve homo sapiensler aynı bugünkü olduğu gibi toplu yaşıyorlardı yani ilk insan değil ilk insanlar diye bahsedilebilir ama ayetlerde hz adem ve havvanın dünyada tek olduğu bahsediliyordu bu imkansız...
Ademden ve havvadan gelmediysek o zaman kimden geldik ?
ilk insanın asla yaşamamış olması ilk etapta paradoksmuş gibi gözükebilir evrim teorisi nin zincirinin bozulduğunu düşünmenize neden olabilir halbuki türlerin kendileriyle aynı türden ebeveynlerden doğup da her nesildeki ufak değişimlerin nihayetinde yepyeni türler oluşturacak kadar birikebiliyor olması evrimi anlamanın anahtarlarından birisidir
Bunun için biraz geriye gidelim
165 milyonuncu dedeniz 300 milyon yıl kadar önce yaşamıştır ve bir memeli hayvan bile değildir dinozorlardan bile önce evrimleşmiş "Hylonomus" isimli antik bir sürüngen cinsiydi burda şuna dikkat çekmek gerekiyor : sürüngenlerin aile fotoğraf dizini de ayrı bir hat oluşturuyor(atalarından, günümüze kadar değişimlerin resmi) ancak yaklaşık olarak bu Hylonomus un bulunduğu kısımda bizimkisi ile kesişiyor böylece "evrim ağacı" üzerinde dalların nasıl oluştuğunu da anlamış oluyoruz atasal bir popülasyon ikiye veya daha fazla alt gruba ayrıldığında yepyeni soy hatları evrimleşebiliyor YYani her bir türün kendine ait bir fotoğraf dizini var Tıpkı her bir bireyin kendi aile soy ağacı olması gibi...
biraz daha geri gidelim. 185 milyon nesil öncesinde yani 350 milyon yıl kadar öncesinde ise artık balıksı atalara ulaşıyoruz Bir "Tiktaalik" Sudan karaya geçen ilk balıklardan birisi (meşhur bir resmi vardır : https://imgur.com/a/PBnsGuw )
daha da geri gidersek o da şöyledir
darwinden bu yana bu biyolojik çeşitliliğin canlıların evrimi sonucu ortaya çıktığını biliyoruz(veya bazılarımız öğrenecek) bunu destekleyen bilimsel kanıtlar da hızla artmaya devam ediyor yeryüzünde ortaya çıkan ilk canlılığın bir tek hücreli olduğu çok hücreliliğe geçişin daha sonra olduğu düşünüilmektedir buna dair birçok fosil(googledan bakabilirsiniz) kanıt bulunmaktadır ilk tek hücreli canlılar dediğimizde, bugün birlikte yaşadığımız tek hücreli canlılara yapısal olarak benzeyen dış dünyadan yağ yapıda bir zarla ayrılmış, genetik materyali bulunan organizmaları düşünün. elimizde bir zaman makinesi olmadığı için bizler bunun fotoğrafına sahip değiliz ama elimizde evrimsel tarihin fotoğraf makinesi paleontoloji ve genetik gibi güçlü bilim dalları bulunuyo tabi bir de bunların fosil kanıtları. bunların kayalar içinde fosilleşmiş kalıntıları ilk olarak 3.5 milyar yıl öncesine kadar gidiyor yani yerkabuğunun oluşumundan tam bir milyar yıl sonrasına. dedik ya, elimizde bir zaman makinesi yok ancak elimizde en az onun kadar güçlü kanıtlar var bundan 50-60 yıl önce genetik, paleontoloji gibi bilimler birbirinden bağımsız gözükse de, bugün bu bilim dalları, iç içe canlıların evrimini anlamamızı sağlamaktadır tek hücreli canlılardan çok hücreli canlılara geçiş aslında önemli bir evrimsel sıçramadır. bu sıçrama bu geçişle birlikte yeryüzünde şimdi gördüğümüz biz insanlar gibi çok hücreli canlıların temelleri atılmış oldu. aslında tek hücreli canlılar yeryüzünde en fazla biyoçewşitlilik ve biyokütleye sahiptir yeryüzündeki toplam biyokütlenin yarısı tek hücreli canlılardan oluşmaktadır. bu yayılış onların çevresel koşullara hızlıca uyum sağlamasından kaynaklanmaktadır.
Peki onları çok hücreliliğe iten neydi diyecek olursanız; tek hücreli canlılar kendi ihtiyaç duydukları maddeleri birkaç temel maddeyi çevreden alarak kendileri yapabiliyorlardı buradaki en kısa cevap: iş birliği ve iş bölümü olacaktırç. çok hücreli canlılar iş birliği ve iş bölümüyle tek hücreli canlıların tek başlarına ulaşamayacakları, kullanamayacakları kaynaklara ulaşabilmektedirler. örneğin çok hücrelilik bir bitkinin fiziksel olarak çok büyük olmasını sağlamaktadır. böylece bitki daha geniş ve yaygın köklere sahip olmakta, topraktan besini ve suyu buradaki kök hücreleriyle daha fazla alabilmektedir. yine aynı şekilde geniş ve büyük yaprakları aracılığıyla daha fazla güneş işığı alarak, daha fazla fotosentez yapmakta ve daha çok besin depolamaktadır çokhücreliliğe geçişte ilk aşama, tek hücreli canlıların bir arada koloniler halinde yaşaması olmuştur. bu kolonilerde belli bir düzeyde iş bölümü ve iş birliği görülmektedir. Sapiens: Hayvanlardan Tanrılara İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi'nin konseptinden yardım alarak yazdım PDF : http://www.evreninsirlari.net/dosyala136_s05_01.pdf
ayrıca darwin haricinde atladığımız bir konu da var :canlılığın nasıl başlaması ve abiyogenez teorisi.
bunun hakkında sonradan kendi cümlelerimi dökerim belki ama siz şu an bir alıntıyla yetinmeye çalışın.
"Bir diğer yaygın hata da, biyokimyanın en güçlü teorilerinden biri olan Abiyogenez Teorisi ile antik zamanlardan kalma Spontane Jenerasyon (Birdenbire Varolma) görüşünün birbirine karıştırılmasıdır. Bir çeşit yaratılışçılık fikri olan Spontane Jenerasyon, Abiyogenez Teorisi'nin erken evrelerinden ve modern bilim öncesi zamanlarından kalma bir alt başlıktır. Canlıların cansızlardan birdenbire var oluverdiği fikrine dayanır. Halbuki Evren'de hiçbir şeyin puf diye, son haliyle var oluvermediğini biliyoruz.
Buradaki makalemizden detayları okuyabileceğiniz gibi, Francesco Redi ve Louis Pasteur'ün yaptığı deneylerle, canlıların birdenbire, yoktan (veya cansızlıktan) var olamayacakları bilimsel olarak ispatlanmıştır. Ancak bu, Abiyogenez Teorisi'nin çürütülmesi ve "Biyogenez Teorisi"nin geçerli hale gelmesi demek değildir. En azından tam olarak değildir; çünkü kavramlar birbirine karıştırılmaktadır.
Redi ve Pasteur deneyleri sayesinde, canlıların cansızlıktan birdenbire var oluveremeyeceklerini görmüş olduk. Böylece biyogenez (canlıdan oluşma) adı verilen düşünce bilimde hüküm sürmeye başladı: her canlı, kendisinden önceki canlılardan gelir. Ancak bunun, canlılığın başlangıcıyla ilgili biyokimya teorileriyle (Abiyogenez Teorisi gibi) veya astrobiyoloji teorileriyle (Panspermia Teorisi gibi) hiçbir alakası yoktur. Yani çürütülen, birdenbire varoluştur (spontane jenerasyon), en başta cansızlıktan canlılığın evrimleşebileceği (abiyogenez) değil!
Bu son saydığımız teoriler, Dünya'da yaşamın nasıl başladığı ile ilgilidir. Pasteur ve Redi ise, canlılığın sürekliliğine yönelik bir açıklama yapmışlardır. Bugün biliyoruz ki canlılar, sürekli olarak ebeveynlerinden (yani kendilerinden önceki canlılardan) meydana gelirler. Ancak bu, canlılığın ilk başlangıcı için geçerli değildir. Canlılık, günümüzden 4.5 milyar ila 3.8 milyar yıl arasındaki kimyasal evrim süreci sonucunda, cansız moleküllerin birikimli seçilimi sonucu, cansızlıktan evrimleşmiştir (abiyogenez, cansızlıktan oluşma). Bu süreç, "birdenbire" değil, toplamda 500-700 milyon yıl kadar sürmüştür!
Bilim dahilinde teoriler, her şeyi, bir seferde açıklayamazlar. Belli sınırlara ve odak noktalarına sahiptirler. Örneğin canlılığın süreğenliği Biyogenez Teorisi ile açıklanırken (ki buna doğurma, yumurtlama, mitoz bölünme gibi çoğalma yöntemlerini dahil edebiliriz), canlılığın ilk başlangıcı Abiyogenez Teorisi ile açıklanır (buna kimyasal evrim, birikimli seçilim, panspermia, kuyrukluyıldızla taşınan organik moleküller, vb. çalışma sahaları dahil edilebilir). Bu durum ile fizik teorileri arasında bir analoji (benzerlik) kurmak mümkündür: günlük yaşantımızda süregelen fiziksel olayları açıklamak için Newton'un Kütleçekim Teorisi ve onun çıkarımları ("Newton Evreni") fazlasıyla yeterlidir. Ancak her şeyin başlangıcına, Evren'in doğumuna gittiğinizde, artık Newton Evreni geçersizdir. Kuantum Teorisi'nin sınırlarına girer, onun açıklamalarını kullanırsınız. Eğer ki Newton'un açıklamalarını kullanacak olursanız, hiçbir şeyi isabetli olarak açıklayamazsınız. Benzer şekilde, var olan canlılık, kendisinden önceki canlılıktan geliyor olsa da; canlılığın ilk başlangıcı, cansızlıktan gelmektedir.
Günümüzde Abiyogenez Teorisi dahilindeki araştırmalar, giderek güçlenen sonuçlar vermekte ve canlılığın milyarlarca yıl önce cansızlıktan nasıl evrimleştiğine her geçen gün daha net cevaplar verebilmektedir. Bilim camiasında; en azından bu sahanın uzmanı olan bilim insanları tarafından yaygın bir şekilde kabul görmektedir. Evrim Teorisi kadar güçlü ve genelgeçer kabul gören bir teori değildir (ve Evrim Teorisi ile doğrudan ilgili de değildir!); ancak yine de olmadığını iddia etmemize yetecek kadar hiçbir veri bulunmamaktadır. Tam tersine, her geçen gün, Abiyogenez Teorisi'ni destekleyen bulgular artmakta, gücü ve popülerliği de buna paralel olarak artmaktadır."
Kaynaklar
A. Brack. The Molecular Origins Of Life: Assembling Pieces Of The Puzzle. (17 Ağustos 2019). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Cambridge University | Arşiv Bağlantısı J. S. Wilkins. Spontaneous Generation And The Origin Of Life. (26 Nisan 2004). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Talk Origins | Arşiv Bağlantısı Aristotle. The History Of Animals. (27 Mart 2016). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Adelaide University | Arşiv Bağlantısı T. Lynch. Redi's Experiment. (01 Ocak 1998). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Miramar University | Arşiv Bağlantısı W. Harris. How The Scientific Method Works. (14 Ocak 2008). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: How Stuff Works | Arşiv Bağlantısı
başka bilimsel olarak kanıtlanmış ve duyulması gereken bilgilerden bi örnek :
En yakın kuzenlerimiz olan homo neanderthalensis türünün yok olmasından sonra bile dünyada bizimle beraber bir süre daha yaşadığı ve yaklaşık olarak 15. 000 yıl önce elendiği söylenen homo floresiensis türü evrim ağacında nerededir? Günümüz modern insanı olan homo sapiens sapiens ile akrabalık bağı nedir?
cevap da şudur
"Homo floresiensis ("Flores Adamı"; takma adı "hobbit"), yaklaşık 50.000 yıl önce modern insanların gelişine kadar Endonezya'nın Flores adasında yaşayan küçük bir arkaik insan türüdür.
Arkaik Homo sapiens, genel olarak geçtiğimiz 500.000 yıl içerisinde var olmuş tüm Homo türlerini kapsayan bir terimdir. Homo heidelbergensis, Homo rhodensiensis, Homo neanderthalensis ve Homo antecessor bu türler arasında yer almaktadır. Bu türlerin tamamının ortak atası Homo erectus olarak kabul edilmektedir.
2009'da Amerikalı antropolog William Jungers ve meslektaşları, H. floresiensis'in ayağının birkaç ilkel karaktere sahip olduğunu ve Homo erectus'tan çok daha eski bir türün soyundan gelebileceklerini buldular.
2015 Bayesian analizi, Australopithecus sediba, Homo habilis ve ilkel H. erectus georgicus ile en büyük benzerliği buldu ve H. floresiensis'in atalarının H. erectus'un ortaya çıkmasından önce Afrika'yı terk etme olasılığını artırdı ve belki de bunu yapan ilk homininlerdi. Bununla birlikte, H. floresiensis'in H. erectus ile birkaç diş benzerliği vardır, bu da H. erectus'un ata tür olduğu anlamına gelebilir.
Ataları adaya bir milyon yıl önce ulaşmış olabilir. 2016 yılında, Liang Bua'ya yaklaşık 74 km (46 mil) uzaklıktaki Mata Menge'de Hominin floresiensis'in atası olduğu varsayılan homininlerden fosil dişler ve kısmi bir çene keşfedildi. Yaklaşık 700.000 yıl öncesine dayanıyorlar ve Avustralyalı arkeolog Gerrit van den Bergh tarafından daha sonraki fosillerden bile daha küçük oldukları belirtiliyor. Bunlara dayanarak, Homo floresiensis'in bir Homo erectus popülasyonundan türediğini ve hızla küçüldüğünü öne sürdü. 2017'de yayınlanan bir filogenetik analiz, Homo floresiensis'in Homo habilis ile aynı (muhtemelen australopithecine) atadan geldiğini ve bu da onu Homo habilis'in kardeş taksonu yaptığını gösteriyor. Bu sınıflandırmaya dayanarak, Homo floresiensis'in Afrika'dan şimdiye kadar bilinmeyen ve çok erken bir göçü temsil ettiği varsayılmaktadır. Benzer bir sonuç, Çin'in merkezindeki Shangchen'de bulunan taş eserleri 2,1 milyon yıl öncesine tarihleyen bir 2018 çalışmasında da öne sürüldü."
-ufuk derin
üstteki boşumu da yaptıktan sonra (!) şimdi konuyu biraz allahın ahlakına bağlayalım.
evrimin işleyişi,abiyogenez,tek hücreliden çok hücreliğe bitti ve sırada şimdi bir yaratıcıya karşı verilen en büyük argümanlardan biri geliyor : körelmiş organlar
sonsuz ilime güce kudrete sahip olan yaratıcı neden insanı kusursuz şekilde yaratmadı ? siz kusursuz gibi görebilirsiniz ama kaçırdığınız bazı noktalar var onlar da şunlar **körelmiş organlar**
20 yaş dişleri,darwin noktası,apandis gibi birçok organ
İlk insanlar ot temelli beslenen canlılardı bitkilerin çiğnenmesi, lifleri ve yapısında bulundurduğu selüloz nedeniyle zordu yani öğütücü dişlere daha fazla iş düşüyordu. Bu nedenle ilk insanların çeneleri genişti ve diş sayısı da fazlaydı. Yıllar içinde ot temelli beslenmeden et temelli beslenmeye geçildi bu geçiş kafa ve beyin de büyümeye neden oldu son olarakta ateşin bulunması(homo erectuslar yaklaşık 2.5m yıl önce) ile yiyecekler pişirildi bu da daha kolay çiğnemeyi ve öğütmeyi sağladı. Sonuç olarak çeneler küçüldü ve en arkadaki 4 adet 20lik dediğimiz dişler çenede kendilerine yer bulamamaya başladılar
sadece insanda da değil mesela balinaların arka bacakları (https://antidogmatik.com/konulabalinalarda-pelvis-ve-arka-bacak-kemigi.110/)
daha da uzatmak istemiyorum googledan bakabilirsiniz ama bunu da açıklamak gerekirse en basit şekliyle şu olacaktır : eskiden balinanın karada yaşaması daha sonra ise suya geçmesi ve adapte olması...
bu kadar evrim ile bilgi vermişken asıl soruyu cevaplamadım tüm bunlar uydurma mı gerçek mi gerçek bizden saklanılıyor mu "evrim gerçek midir yoksa sadece bir teori midir adı üstünde evrim yalnızca teori diyenlere" sözel bir anlatımla bu sefer
günlük dilde teori bir önsezi veya tahmin anlamına gelebiliyor ama bilim insanları için teori iyi desteklenmiş bir açıklama anlamına gelir bilimsel teoriler ve bilimsel kanunlar sıkça karıştırılır teoriler bir şeyin neden ve nasıl olduğunu açıklar doğadaki olay ve olguların açıklamasıdır, kanıtlara dayalıdırlar mesela atom teorisi maddenin yapısını açıklar, evrim teorisi canlı çeşitliliğini kaynağını açıklar
şimdi gene evrimagacindan bir alıntı yapalım.
"Bir şeyin teori olması onun zayıf olduğunu değil, tam tersine doğa kanunlarını açıklayan güçlü ve bilimsel verilere dayalı bir açıklamalar bütünü olduğunu gösterir. Canlıların nesiller içerisindeki değişimi bir yasadır, gözlemsel bir gerçektir. Buna, evrim yasası denir. Ancak bunun neden ve nasıl olduğunu açıklayan açıklamalar bütününe Evrim Teorisi adı verilir."...
şimdi gene benim yazıma gelelim.
kütleçekim teorisini duydunuz mu ? gayet hatasız iyi çalışıyor peki ya hastalık yapıcı mikrop teorisi ? görüyorsunuz bilimde "teori" sözcüğünü farklı bir şekilde kullanırız.Birkaç delinin (!) ortaya attığı çılgın fikir anlamına gelmez teori.
Ayrıca evrimi yalnızca darwin'in dediklerine göre yargılayamazsınız darwin çok uzun yıllar önce yaşamıştır ve tahminimce DNA nın ve nükleotitin ne demek olduğunu bile bilmiyordu... Bunu tıp alanına bağlayacak olursak, Howard Hughes Tıp Enstitüsü'nde birçok araştırmacı (ki bunlar en iyi üniversitelerden gelir en iyilerini seçerler aralarından) kanser tedavisi için evrimden birkaç bilgi alarak çözmeye çalışıyor sadece bu da değil bugün hayatımızı kurtaran bazı tedaviler "evrim teorisi" sayesinde çözüldü (hastalığın ne olması ve evrimsel geçmişi vb)
yazarken aklıma geldi bu , çoğu kişinin aklına gelmemiştir bile "alerji"
gene kusursuz yaratan allah alerjiyi niye yaratsın ? imtihan için mi
sadece alerji de değil milyonda bir görülen hastalıklar da bunun bir örneğidir (tek göz doğmak,kuyruk,3 burun deliği) veya çok sık görülen orak hücreli anemi,down sendromu gibi hastalıklar
down sendromundan biraz bahsetmek gerekirse görme,duyma,kalp hastalığı down sendromlularda yaygındır... sırf tanrı imtihan olsun diye mi rastgele suçsuz insanları imtihanla sınıyor? sadece etkilenen çocuk da değil onu bir ömür bakmakla yükümlü olan anne ve babası... imtiahn için yanlış bir yöntem olsa gerek
çoğu kişi bitkilerin hayvanların evrimini kabul eder ama konu insana gelince sert bir şekilde reddeder halbuki paleontoloji yalan söylemez ve ara formların fosilleri vardır googledan müzelerden ulaşabilirsiniz gizli saklı bir şey yok.
------------
Şimdi yazımın 3.kısmına geçiyoruz burası daha felsefi olacak bilimsellikten ziyade
dinin amacı bana göre Toplumsal düzeni yaratmak,insanların ahlakını belirlemek kötülüklerden uzak tutmak,bir amaca yöneltmek (kuranda oku demesi araştır demesi sonucunda da bilim insanlarının çıkması) insanların nihilist bir inanca yönelmemesini ve daha mutlu hayat yaşamasını sağlamak vee asıl önemli olan madde "Dinle halkı yönetmek istediğini yaptırmak"Kendi arzularını yerine getirttirmek ayrıca islam dini bir insan tarafından anlatıldı insan üstü varlık tarafından değil ve hz muhammed akıl ve mantık yoluyla gerçekliliğini doğrulamaya çalıştı ama bu günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumda çünkü aksi ispatlandı Ve ayrıca saygı değer gazeteci araştırmacı Turan Dursunun şöyle bir yorumu vardır "Muhammed tüccardı ,gezdiği birçok yerde din gördü ve toplumu kötü durumdaydı ve bu gördüğü öğrendiği dinleri toparladı ve araplara uygun şekilde düzenledi ve insanlara getirdi"
ayrıca bu da güzel bi düşüncemdir :
insan alfabesi,yazısı insanların kullandığı malzemelerden oluşmuş yapı, o dönemki insanların bildiği şeylerle sınırlı kalmış bilgiler... insan tarafından yazılmış olma ihtimali yüksek değil mi ? ve bizler tarafından yazılanlar anlaşılıyorsa aynısını da yazamaz mıyız ? zekamız o kitabı yazmaya yetecek durumda hem bugün hem 1400 yıl önce
insanları düzene sokmak için gerçekten böyle şeyler gereklidir gerçekten hammurabi kanunları gibi ama onlar da bir süre sonra yetersiz kalacaktır. Ayrıca insan zor durumda kaldığında ondan bir üst düzeyde olan birinden yardım ister bu iş yerinizde patron olsun allah olsun farketmez ondan medet umar ondan yardım bekler insan böyle bir canlıdır ve yıllarca dinin ayakta kalmasının sebebi budur.
...
Peki ya hangi inanç doğru diyecek olursanız bana göre : Agnostisizm veya gerçekten bir şeye inanmak istiyorsanız panteizm. Neden ateizm değil diyecek olursanız günümüzde ateist insan sayısı çok bunu hepimiz biliyoruz ama bunların sizce yüzde kaçı gerçek ateist çünkü gerçekten evrenin oluşumunu sadece bilimle açıklayabilen insanlar ateist olabilir
Mesela Stephen Hawking şöyle demiştir "Tanrı olabilir ama bilimle gerek kalmıyor" bunun ne anlama geldiğini anladınız mı ? şu demek evrenin başlangıcı için tanrıya gerek kalmaması, hayatın olması için tanrıya ihtiyaç olmaması gibi şeyler.
allah kelimesinin barındırdığı anlamlara sahip bir tanrının yaratıcının(insanları anlayabilen onlarla iletişime geçen,onları sınayan test eden insancıl özelliklere sahip bilinçli bir şahıs)gerçekten böyle biri olabilir ama bugüne kadar hiç ipucu vermedi bize ha şöyle dersiniz biri acı çekerken biri gelip ona yardım etmiştir bunu allah yollamıştır veya allahtan yardım istediğinizde size yardım etmiş gibi görülmesi istediğinizin yerine getirilmesi
bunlar zaten mümkün olabilecek şeyler yaşanabilecek şeyler matematiksel olarak oranları hesaplanabilir. bunların hiçbiri allahın var olduğunu ispatlamaz isterseniz ömrü hayatınız boyunca her istediğiniz gerçekleşsin dokunduğunuz kişi iyileşsin fakirlikten kurtulsun bunlar allahın yardım ettiği veya var olduğu anlamına gelmez çünkü dediğim gibi gerçekleşebilecek şeyler.
ve ayrıca ateist arkadaşlara carl sagan'ın şu sözünü hatırlatmak istiyorum kanıtın yokluğu,yokluğun kanıtı değildir.
metafiziksel bir şeyden bu kadar emin olmayın...
şimdi inanç konusu bittiğine göre felsefi görüşe geçebiliriz. bahsetmek istediğim konu : materyalizm materyalistler maddenin ebedi olduğunu söylerler şimdi bu konuya bir teist olarak bakarsak bu "ebedi" sıfatını bir tek tanrıya verdiğimiz zaman, tanrı maddeyi yaratan varlık olur ama aynı sıfatları maddeye de verme hakkınız var (A-teist olarak) yani her iki grupta birinin sonsuzdan beri var olabileceğini düşünüyorlar ancak bu varlığın kim veya ne olduğu konusunda anlaşamıyorlar allah sonsuzdan beri var olabiliyorsa ve yaratıcıya ihtiyaç duymuyorsa madde de böyle olabilir diyenler tanrısız bir alem tasavvur ettiler çünkü burada tanrı aslında direkt bir varlık değil tanrı yaratılıştaki veya oluştaki niyeti temsil ediyor orayı sonra değinicem.
Şimdi mantıken bir şey ya ezelidir ya da sonradan var olmuştur yani bir dönemde yaratılmıştır,bir dönemde ortaya çıkmıştır veya farklı bi forma geçmiştir
Nasıl ki ben var olan şeylerin bir araya getirilmesi ve değişmesi sayesinde şu anki halime geldiysem evren de aslında var olan bir şeylerin değişmesi sonucunda oluşmuş olabilir yani big bang aslında 0 noktasından,yokluktan gelmek 0dan yaratmak anlamına gelmiyor olabilir belki big bang bir doğuştur ve madde daha önceden farklı bir formdadır sonuçta böyle olabilir.yani burda demek istediğim şey big bang bir yaratılış olmadığı veya materyalistlerin iddia ettiği gibi maddenin ezeli ve ebedi olabilme ihtimalin hala bulunduğu. Big Bangle maddenin sonradan yaratılmış olduğununun kanıtlandığı düşünenler şunu hesaba katmıyor : Big bang bizim beyaz delik dediğimiz şey olabilir aynı kara delikler gibi ve karadelikler her şeyi yutuyor (gezegen yıldız pulsar ne varsa hatta ışık bile) ve bu karadeliklerin yuttuğu şeyler nereye gidiyor sorduğunuzda da muhtemel iki cevap verilebiliyor ya hiçlik ya da bir kanal sayesinde başka bir yere taşıyor. eğer 2. ise bu başka bir evren için big bang olabilir (diğer evrende alınan şeylerin yeni bir evrene aktarılması) 1.ye gelicek olursak bu durumda da var olan bir şeyin hiçliğe karıştığı ya da yok olduğu anlamına gelir demekki birt şeyin yok olması veya 0 noktasına kadar inmesi mümkün ve orda hiçbir şey yok, bir yaratılış yok bomboş yani big bangden de bir şeylerin olması ama şeklinin veya herhangi bir formunun olmaması mümkün.
tanrıyı kim yarattı,tanrı var mı dersek bu soruyu gerçekten bilemeyiz yazacak bir şey bulamadım :P bir çok paradoksa girer
Bu yazılanlardan sonra kafası karışanlar ben ne yapmalıyım,neye sığınıcam,ne için yaşayacam,yaşamalı mıyım gibi sorularla yüzleşiyorlarsa bir link bırakıyorum onu okuyabilirsiniz
https://www.google.com.tamp/s/www.yenivatan.at/einstein-hep-su-cevabi-verirdi-spinozanin-tanrisina-inaniyorum/amp/
Yazan -Uğur Karakaya
submitted by flozenlol to u/flozenlol [link] [comments]

EN İYİ MİNECRAFT BİLİNMEYEN GİZLİ ODALARINDAN KAÇIŞ ... En İlginç 10 Mini Gizli Kamera En Çok Kullanılan 10 Mini Gizli Kamera EN İYİ GİZLİ GEÇİT KARTON HAPİSHANE YAPAN KAZANIR 2 ... En iyi dizi - YouTube

40. Blue Valentine / Aşk ve Küller. Yıl: 2010 Süre: 2s Oyuncular: Ryan Gosling, Michelle Williams, Mike Vogel, John Doman, Faith Wladyka Yönetmen: Derek Cianfrance Senaryo: Derek Cianfrance, Joey Curtis, Cami Delavigne Başrollerini 2004’te The Notebook ile jön olarak kendini ispat etmiş ama asıl patlamasını, Oscar’a da aday gösterildiği Half Nelson ile yapan Ryan Gosling ve bu ... Android: En İyi Gizli, Bilinmeyen ve Çok Faydalı Hileler Nisan 19, 2020 Matt Mills İpuçları 0 Sıklıkla beyin kapasitemizin sadece küçük bir kısmını kullandığımız söylenir ... çünkü Android ile aynı şey olur. Günümüz dünyasında bazı gizli diller var, yalnızca bilenler tarafından konuşuluyor ve anlaşılıyor. Bu çeşitli gizli dil geleneksel şifacılar, profesyonel güreşçiler, belirli toplulukların vatandaşları ve hatta suçlular dahil olmak üzere çeşitli gruplar tarafından kullanılır. Bulabildiğimiz, ayrıntılı olarak açıklamaya çalıştığımız en iyi on gizli dil ... İşte En iyi Gizli Instagram Hesaplarını Gösteren Uygulama 2020! İşte 3 Bedava Turkcell, Vodafone ve Türk Telekom Numara Sorgulama Yöntemi. Telefondan dizi ve film nasıl indirilir? Android film ve dizi indirme programı! Kapanan İnstagram Hesaplarını Açmak İçin 3 Farklı Yöntem. 05.May.2020 - Pinterest'te Metin Baykal adlı kullanıcının "Gizli kulp" panosunu inceleyin. Kulp, Mobilya, Dolaplar hakkında daha fazla fikir görün.

[index] [2916] [5101] [1768] [1642] [6081] [4313] [3248] [4959] [5668] [3256]

EN İYİ MİNECRAFT BİLİNMEYEN GİZLİ ODALARINDAN KAÇIŞ ...

Bu videoda dünyanın en gizli ve orada çalışanlar dışında kimsenin girmesine izin verilmeyen veya çok çok zor girilen yerlerini araştırdık. Oha dedirten diğ... Benimle birlikte Roblox Oynamak için linke http://wedia.link/mXR9m tıklayabilirsiniz. Beğeni, yorum ve ABONE olarak desteğinizi bekliyorum. Linke tıklayarak ... OGİİ : https://www.youtube.com/channel/UCnVUwPN2F149BhG2PomcRoA Hey Mrb Ben TersMaske Bugün Minecraft Videosu Yayınladım Bu Videoda Oguz Arslan İle Birlikt... EN İYİ GİZLİ GEÇİTİ KİM YAPTI? (NOOB VS PRO) - Minecraft Bedava Abone Ol: https://goo.gl/MMThZi Merhaba dostum ben Gürol, bugün yeni Minecraft videosu geldi. Videoma like ve yorum atıp ... EN İYİ GİZLİ GEÇİT KARTON HAPİSHANE YAPAN KAZANIR 2 LABİRENT TÜNEL GİZLİ GEÇİT Dobişko Tv Bu videoda Dobişko tv Gül abla bidünya oyuncak gül abla slime krali...

http://forex-portugal.cloud-mining.club